Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Zira onurlu kimselerin ilkeleri vardır ve bu ilkeleri uğruna karşılaştıkları güçlüklerle mücadele ederler. Çünkü sahip oldukları bu saygınlığın, yaşattıkları ve yaşadıkları ilkelerinin getirisi olduğunun bilincedirler. Örneğin bir Müslüman bilir ki İslam'ı yaşadığı ve onun ilkelerini benimsediği ölçüde izzetlidir. Doğru sözlü olmak, dürüstlük, ahde vefa, mertlik vs. gibi vasıflar da kişilere onur ve saygınlık kazandırır.
Bu latif vasıfları taşımanın zorluğu bu güzelliklerin zıtlarının çokluğuna bakıldığında daha iyi anlaşılabilir. Çünkü güzel vasıfların olmadığı yerde şeytani vasıflar yuvalanma, gelişme ortamı bulur.
Şeytani vasıfları taşıyanların yaşadıkları zorluk ise yaranmaya çalışmakla alâkalı. Pek tabi şeytana yaranayım derken bir öyle bir böyle görünmemek, kılıktan kılığa girmemek, alçalmamak, rezile sıfatlara bulaşmamak imkan dahilinde değil.
Şeytan dün insan hakları, bugün bahar, yarın demokrasi derken her gün bir başka kılıkta geliyor ve "kendilerini İslam'a nispet edenler" şeytanın ardı sıra bu aşağı rollere girdiklerinde, tamamen kendi çıkarları uğruna giydikleri kostümleri üzerlerinde sırıtıyor.
Çizginin keskinliği sayesinde her iki tarafa bakıldığında ilkelerini doğrulukla yaşayanlar "her devrin Allah adamı", zıtları ise güçten yana çıkarcı tutumlarıyla "her devrin tağutunun adamı" olmakla ayrışıyorlar.
Zaman zaman zıtların da doğrulara denk geldiği oluyor ama ne yazık ki bu fazla uzun sürmüyor; sadece "van minut".
Efendileri ile çıkarları örtüştüğünde kendilerine Allah'ın her türlü güzelliği onunla öğrettiği, gösterdiği, bahşettiği Peygamberlerini bile -Allah Resulü (saa) başta olmak üzere- tanımıyorlar.
Suudi müftüsü örneğinde olduğu gibi Resulullah'a hakaret eden küstah, terbiyesiz, aşağılık tağutlara karşı haklı öfkesini gösteren Müslümanlara gösteri yapmayı yasaklayıp haram fetvası bile çıkarabiliyorlar.
İzzet sahibi, onurlu Müslüman halk ise onların kendi planlarını, baharlarını ters çevirip kendi başlarına geçiriyor. Bu sayede Allah Resulüne olan aşklarının, bağlılıklarının ölçülemez olduğunu göstererek en güzel cevabı vermiş oluyorlar.
Tabii ki bir gün Kaddafi bir başka gün ABD büyükelçisi (Christopher Stevens) öldürüldüğünde ellerini ovuşturanlardan ne kadar beri olduklarını da ortaya koymuş oluyorlar.
Oysa çıkarlarının peşinde koşanlar ilkinde hedefi tutturamayan ve bu yüzden "İkinci baharı" kendilerine müjdeleyen efendilerinin emirleriyle hemen çiçek açıyorlar. İlk gelenin yalancı bahar olduğunu, soğuğa çarpıldıklarını unutarak yenisine sahip çıkıyorlar. Birinci baharda açan çiçekleri çarpan soğuk havanın etkisini sahiplerine unutturabilmek için sancılar çekiyorlar. Efendileri memnun kalsın diye şekilden şekle giriyor, çiçekler açıyor, baharı bayram bilip tırtıldan kelebeğe dönüşüyorlar.
Şeytanın bahar kelebekleri efendilerinin açtırdığı her çiçeğe yetişeyim derken ömrünün kısalığına kurban gidiyor; lâkin şeytan "taze baharlarına" renk katan kelebeklere dönüşecek tırtıllara yeni koza lifleri örüyor. Kelebeğin zavallılığı ise dünyası sandığı bu liflerin aslında başına örüldüğünü anlayamaması veya kendisini böyle kandırmasından ileri geliyor. Bunlardan biraz şansı olanların gidebileceği en iyi yer Pir(!) Abdulvahab'la birlikte Beyaz Saray'daki sadık kelebekler koleksiyonu olacaktır.
Zahirde tersi görünse bile sahip çıkmadıkları Allah Resulünden (saa) her anlamda -bazılarının sakalları biraz benzese de- uzaktırlar. Güzel sıfatlardan mahrum kalarak pervane gibi "ateşe" olan aşklarını ahiret hayatı için de göstermiş olurlar.
Oysa ilkelerle yaşayıp tağuta karşı onurlu durmak, Resulullah'ın şefaatine ulaşmak için çaba sarf etmek, Allah adamı olmak tek bir duruş sergilemeyi gerektirdiği için çok daha kolaydır. Hedefi ve sonuçları ise ne güzeldir.
Ey efendimiz Muhammed (saa); Allahın selamı, rahmeti ve bereketi senin ve tertemiz Ehlibeyt'inin üzerine olsun. Allah (cc) soyundan olan İmam Mehdi'nin (as) zuhurunu biz mazlum ve mahrumlar için acil eylesin…
ABBAS MUALLİM