3 Ekim 2012 - 11:50

Amerika, boyun eğdiremediği İslami İran’ı ve direniş hattını en büyük düşman görmektedir. İslami İran’ı anlatırken Şiilik vurgusunu ön plana alan evrensel istikbar Sünniciliği katı bir şekilde sahiplenen Sünni İslamcıların harekete geçmelerini sağlayabildi. Büyük Şeytan söz konusu Sünni hareket ve iktidarları ortak düşmana karşı harekete geçmeye çağırdı. Bu çağrıya bu İslamcı kesimler olumlu yanıt verdiler. Oluşturulmuş Suriye sorunu bu bağlamda okuyabiliriz. Söz konusu İslamcı kesim, çok katı bir mezhepçilik içerisinde olduklarından bir anda icat ettikleri “Şii hilalini” görerek rahatları kaçtı. Şiiler ve Şiilik hakkında bilgisi olmayan bu İslamcı kesimler, Sünnilik tehlikede gösterilerek harekete geçirildiler. Bu kesimlerin mezhepçilikleri İslamcılıklarının önüne geçtiği için Amerika’yla birlikte hareket etme gereğine inandılar. Yeter ki mezheplerine olası ilgi azalması meydana gelmesin..

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Allah’ın adıyla

İslam, hayatın tüm alanlarını düzenler. Hayatın alanları arasında bölünmeyi kabul etmez. Hayat nizamı olan İslam, tüm tekliflerinin pazarlıksız kabulünü ister. İslam’a karşı mücadele eden güçler,  İslam’ın hangi alanlarla sınırlı kalması gerektiğini belirlemeye kalkmışlardır. Laiklik, dine alan tayin eden düzenlemenin ifadesidir.

Çağdaş dünya, dinin sosyal hayatı düzenlemesine tahammül edememektedir.  Din dışı düzenlemeleri esas alan dünya, İslam’ın düzenleyici olarak toplumların hayatına girmesini kendisi açısından büyük tehlike olarak görmektedir. Bundan dolayı İslam inkılâbıyla mücadeleyi vazgeçilmez olarak ele almaktadır.

Egemen dünya sisteminin, İslam’ın hayatı belirleme iradesine karşı çıkışını bir yere oturtabiliyoruz. Onlar, kendileri için tek alternatifin İslam’dan kaynaklandığını biliyorlar. Bu bozuk dünya düzeninden insanlığı kurtuluşa çıkaracak alternatif yalnızca İslam’dır.

Dünya küfrünü ve egemenlerini anlamada zorluk çekmeyen Müslümanlar, zamanımızda İslamcılık iddiasında olan birçok hareket ve iktidarı anlamakta zorluk çekmektedirler. Özellikle, Türkiye, Libya, Mısır ve Tunus gibi değişikliklerin olduğu ve İslamcıların işbaşına geldiği ülkelerde önceki duruma oranla daha bir laikleşen İslamcılık gün yüzüne çıkmaktadır.

İhvanı Müslimin ve ona yakın olan İslamcılar geçmişte laikliği hiç kabul etmezlerken ve her alanda İslam’a müracaat etmeyi savunurlarken devlet yönetimini ele almışlarken laikliğin önemini bir anda kavramış gibi görünüyorlar. Laikliğin önemi artık İslamcılar tarafından savunulur duruma geldi. Halid Meşal bile laikliğin tüm Müslüman ülkeler için gerekliliğinden bahseden başbakanı, Müslümanların lideri olarak ifade edebiliyor. Fazla değil bundan yirmi yıl önce laikliği önermeye hiçbir Müslüman asla cesaret edemezdi.

Şimdilerde laikliği savunan İslamcılar, acaba önceleri yalan mı söylüyorlardı. Aslında ne o zaman nede şimdilerde yalan söyleyen yok. Laiklik karşıtı olduklarını ima ve ifade ettiklerinde de, kabul ettiklerini söylediklerinde de doğru söylüyorlar. Raşid El Gannuşi bir zamanlar İslami nizam derken, şimdilerde laiklik derken de samimi olarak demektedir. Bu İslamcılar takiyye yapmadılar. Keşke takiyye yapabilecek durumda olabilselerdi. En azından mazeret sahibi olurlardı.

Nasıl oldu da Semir Caca, Emin Cemayel, Saad Hariri, Halid Meşal ve Gannuşi gibi şahsiyetler bir araya gelebildi. Hem de ortak amaçlar doğrultusunda. Bu laikliğin sihirli bir gücüdür. Gerçekten bu değişikliğin izaha ihtiyacı vardır. Bu değişikliği birkaç maddeyle izah edebiliriz.

1- Amerika’yla birlikte hareket etmeye duyulan ihtiyaç ve inanç bu kesimleri laikleştirmiştir. Amerika’yla uyumlu birlikteliğin bir gereği de batılı değerleri kabullenmektir. Elbette ki bu değerlerin başında laiklik gelmektedir. Amerika açısından iktidar sahiplerinin laikliğe inanması önem arz etmektedir. Laik iktidarlardan dolayı Amerika, kendini daha bir rahatta hissedecektir.

Amerika,  boyun eğdiremediği İslami İran’ı ve direniş hattını en büyük düşman görmektedir. İslami İran’ı anlatırken Şiilik vurgusunu ön plana alan evrensel istikbar Sünniciliği katı bir şekilde sahiplenen Sünni İslamcıların harekete geçmelerini sağlayabildi. Büyük Şeytan söz konusu Sünni hareket ve iktidarları ortak düşmana karşı harekete geçmeye çağırdı. Bu çağrıya bu İslamcı kesimler olumlu yanıt verdiler. Oluşturulmuş Suriye sorunu bu bağlamda okuyabiliriz.

Söz konusu İslamcı kesim, çok katı bir mezhepçilik içerisinde olduklarından bir anda icat ettikleri  “Şii hilalini” görerek rahatları kaçtı. Şiiler ve Şiilik hakkında bilgisi olmayan bu İslamcı kesimler, Sünnilik tehlikede gösterilerek harekete geçirildiler. Gerçi Amerika’nın varlığı İslam ve insanlığı tehlikeye atıyor ama bu kesimlerin mezhepçilikleri  İslamcılıklarının önüne geçtiği için Amerika’yla birlikte hareket etme gereğine inandılar. Yeter ki mezheplerine olası ilgi azalması meydana gelmesin..

2- Bu İslamcı kesimin, İslami ilkelere dayalı bir devlet yapısı ortaya koymaya güç yetirecek durumda olmayışları, bunları laikliği sahiplenmeye sevk etmiştir. Uleması ve aydını olmayan bu İslamcı kesimler açısından laik devlet anlayışı da kaçınılmaz gözükmektedir. Her konuda İslam’a dayalı olarak uygulamalar ortaya koymaya çalışmak sanıldığı kadar kolay değildir. Sünni İslamcılar açısından bu zamanda İslam’a dayalı bir devlet modeli ortaya koymak çok zordur. Belirli bir anlayışa sahip olamayan bu kesimler bırakalım pratiği teoride bile bir liderlik anlayışı ortaya koymada zorlanacaklardır. İslam tarihinde sahiplendikleri hilafet anlayışından bir pratik ortaya koymak mümkün değildir. Başta dört halifenin iktidara geliş şekli birbirinden farklı olduğu için buradan bir görüş ortaya çıkarılamadığı gibi saltanat sistemlerinden de bu zamanda savunulacak bir halifelik teorisi ortaya konamaz. Sünni İslamcı kesimler, eğer bu konuları tartışırlarsa kendi aralarında asla birliktelik oluşturamazlar. Bundan dolayı laikliğe mahkûm olduklarını hissetmektedirler.

 “Velayeti fakih” anlayışına gerekçesiz itiraz eden bu İslamcılar, alternatifini ortaya koymaktan mahrum oldukları için bu konularda İslam’a dayanmaktan uzak durmaktadırlar. İslam’a dayanmaktan uzak olmakta bir çıkış yolu bulmaktadırlar.

Sünni dünyada iktidara gelme şansı olmayan bazı küçük gurupların dışında iktidarda olan ve olacak olan kesimler laikliği kabulleneceklerdir.

3- Laiklik temelinde buluşan bu kesimler, İsrail’in işbirlikçileriyle birlikte olmaktan rahatsız olmuyorlar. Mursi, Semir Caca, Emin Cemayel, Gannuşi vs. aynı kadar birlikteliğini selamlıyorlar. Hayatın bazı bölümlerini İslam’a dayandırmaktan vazgeçen İslamcıları, Sabra ve Şatilla katilleriyle aynı masada olmak ve kader birlikteliği beklemektedir. Bu durum aynı zamanda Filistin davasına ihanet anlamına da gelmektedir. Sapmalar, sapmaları beraberinde getirecektir.

4- İslam’a dayalı uygulamalar ortaya koyma yeterliliğine sahip olmayan Sünnici İslamcılar,  Şii Müslümanlar eliyle ortaya konan yapıları eleştirmek ve karalamak gereği duymaktadırlar. Bugünlerde Şia’ya yönelik karalama kampanyaları boşuna değildir. Şiilik karalanmazsa Sünniliğin sorgulanacağının hesapları yapılmaktadır. Şiiliği karalamak, kendi açmazlarını, çıkmazlarını örtmeye yönelik ahlaki olmayan bir çabadır.

Hayatın tüm alanlarında İslam’a dayanmanın gücünün nelere kadir olacağını hep birlikte göreceğiz. Allah Teâlâ,  kendi yolunda gidenlere yardım edecektir.

HÜSEYİN TAŞ