8 Ekim 2012 - 19:23

Allah’ın adıyla...... AKP hükümeti ile Türkiye’ye ithal İslam anlayışı amansız bir giriş yaptı. Asırlardır İslami ilimlerde El-Ezher’de tahsil etmiş Türkiyeli alimler, imam hatip ve ilahiyatı bitirmiş hocaların devamlı üstünde tutuldu. Türkiye tarih boyunca asla Sünni camianın dini merkezi olamadı, hatta altı asırlık Osmanlı döneminde dahi Türkler dini otorite olamadılar. Ülkeler feth etme, İslam topraklarını genişletme, cami, çeşme, köprü, yol yaptırma peşinde olan Osmanlı imparatorluğu, üniversite çapında ilmi merkezler kurma başarısını gösterememiştir. El-Ezher gibi Sünni camianın sahiplendiği dini/ilmi merkezini ise Şii Fatimiler kurmuştur. Tarih boyunca El-Ezher Sünni İslam alemine ilim ve alim ihraç etmiştir. Türkiye de bundan nasibini almış bulunuyor.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Bunu Arap İslam anlayışı olarak algılayan İslam karşıtı kesimler bu anlayışın Türkiye’de artık yeri olmadığını savunarak “Türk-İslam anlayışı” teorisini ortaya attılar. Bu teorinin topluma yerleştirilme süreci başladı. Bir taraftan Türk İslam anlayışı dini temellere oturtulmaya çalışılırken diğer taraftan selefi/vahabi İslam anlayışının ülkeye girişi hızlanıyordu.

Vahabi/selefi anlayış Batı emperyalist güçleri tarafından maşa olarak kullanılmaya en müsait bir anlayıştı. Suudilerden ithal edilen bu vahabi zihniyet Pakistan’a aktarılarak “Taliban” adında irtica zihniyetinin ortaya çıkmasına ortam hazırladı. Afganistan’da başa getirilen mürteci anlayışın takipcıleri görevleri bittikten sonra ağababaları tarafından devre dışı bırakıldı ve gerekli görüldüğü yer ve zamanlarda kullanılmak üzere geçici olarak rafa kaldırıldı.

Ancak fazla rafta bekletilmeden ihtiyaçtan dolayı Irak’ta tekrar devreye sokularak Batı emperyal gücünün hizmetine sunuldu. Kendilerinin kullanılıp atıldığını görenler bir çok yerde efendilerinin başına bela da olmadı değil.

Türkiye’de ise AKP hükümetinin iktidarıyla birlikte bu zihniyetin ülkeye girmesinde bir beis görülmüyordu.

İslam ülkelerindeki diktatörlerin İslami uyanışla devrilme süreci başlayınca Batı emperyal güç yedekte tuttuğu bu zihniyet takipçilerini devreye sokarak istediği yerde kullanmaya başladı.

Suriye olaylarının kırılma noktası ve imtihan sahnesi olacağı defalarca söylendi, yazıldı. Yüzlerdeki maskelerin düşeceği belliydi; güvenilen ve samimiyetine inanılan siyasilerin gerçek çehrelerinin ortaya çıkacağı, zirveye çıkarıp popüler yapılan şahısların hedeflerinin ne olduğunun artık saklanamayacağı aşıkar oldu. Bu şahıslar hakkında görüş belirtenlerden bazıları pişmanlık duyup dönüş yaparken, bazıları bağnazlıklarını devam ettirecek, bazıları ise hatalarını örtbas etmek için çabalayacaklardı.

AKP hükümetinin dış siyaseti Suriye meselesinde iflas etmiş olup gelinen nokta içinden çıkılmaz bir hal almış gibi görünüyor.

Yıllar önce Siyonistler Lübnan’a saldırıp Hizbullah’ı yok etmek istemişlerdi, bir hafta, bilmedim iki hafta içinde Hizbullah’ın işini bitireceklerini haykırıp duruyorlardı.Ancak Hizbullah’ın 33 günlük hamasi direnişi karşısında zelil bir duruma düşen Siyonistler düştükleri bataklıktan kendilerini kurtarması için ABD ve BM/ Güvenlik Konseyinden yalvarırcasına barışı sağlamalarını istemek zorunda kalmıştı. Hizbullah’ın zaferi savaş meydanında yenilmemek değildi, asıl zafer Siyonistleri dize getirip dünyayı yardıma ve kendilerini kurtarmaya çağırmaya mecbur bırakmasıydı.

Suriye olayında her iki nokta göz önünde bulundurulduğunda şu netice ortaya çıkmaktadır; Suriye Baas rejimine karşı mücadele veren muhaliflerin  genellikle selefi/ vahabi zihniyetindeki paralı/maaşlı çetelerden oluştuğu gözönünde bulundurulduğunda ve aynı şekilde işleri bittiğinde efendilerinin başına nasıl bela oldukları da göz ardı edilmediğinden Türkiye’nin nasıl büyük bir belaya düçar olduğu daha iyi anlaşılır.

Suriye Baas rejimi iki hafta içinde devrilecekti, Haleb kahramanları (Suriyenin öz evlatları!) Baas rejiminin askerlerini yok edip şehri ele geçirerek Şam’a hareket edecek, Emevi camisinde namaz kılınacaktı. Aylar geçti istenilen noktaya gelinemedi. Son günlerdeki sınır ihlalleri, Türkiye’ye atılan havan topu mermileri, karşılıklı top atışları işin daha vahim bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Anlaşılıyor ki muhalifler bırakın Şam’a varmayı Halep’ten de atılmış, savaşı Suriye toprakları dışına çekmek zorunda kalarak Türkiye hudutları yakınlarında mücadeleyi sürdürmektedirler.

AKP hükümeti tezkere, mezkere derken düştüğü girdaptan, battığı bataklıktan kurtulmak için yollar aramaktadır. Artık Baas rejiminin savaşla devirilemeyeceğini anlamış olacaklar ki diplomasi trafiğine yönelmiş görülüyor. İran, Mısır ve diğer bazı Arap ülkeleriyle bu sorunu çözme peşine düşmüşler. Yani bölgede etkinliği olan ülkeleri yardıma  çağırıyor ve bataklıktan kurtulma reçetesi arıyor.

Bu arada, Suriye'de takip edilen yanlış siyasetin hem Türkiye’de, hem de diğer İslam ülkelerinde özelde İran ve Hizbullah’ın,  genelde ise Şiilerin, kasıtlı olarak Sünnilerin düşmanı gibi gösterildiğine tanık olmaktayız.

Diğer taraftan bu selefi/vahbi zihniyetine sahip sözde müslümanların ileride Türkiye’de yapacakları tahribatın farkında değiller galiba. Türkiye’deki yirmi milyonu aşkın alevi, azeri Şiileri/Caferileri kafir olarak gören bu vahabi zihniyetin Türkiye’de üst kurmaları uzun yıllardır yan yana yaşayan Sünni-Şii müslümanların kardeşlik ve barış içinde yaşamalarına gölge düşürüceği gözardı edilmemelidir. Şam’da Hz. Zeynep ve Hz. Rukayye türbelerine bu bağnaz çevrelerce yapılan ihanetler ve son olarak da Hz. Hüseyin’e yapılan hakaretler Türkiyeli Şiiler/Aleviler tarafından unutulmaz.

Bu topraklarda istaisnalar ve tahrikler müstesna asırlardır mezhebi ihtilaf ve kargaşadan uzak bir ortamda yaşayan Sünni-Şii müslümanların kardeşliğinin bu ithal İslam anlayışı sayesinde zedeleneceğinden şüphe edilmemelidir.

Son olarak kafalardaki şu sorulara cevap verilmelidir: Filistin’i işgal eden Yahudi Siyonist rejimin Filistin’in mazlum halkına karşı sürdürdüğü  zülüm, baskı, sürgün ve katliamlar karşısında sessiz kalarak siyonistlere tek kurşun dahi atmamış vahabi, ve el- Kaide savaşcılarının Suriye rejimi aleyhine cihat bayrağı açmaları düşündürücü değil midir?

Filistin sorununu masa başında barışcıl yolarla çözmek için yıllarca girişimde bulunan Akp hükümetinin Suriye sorununu savaş yoluyla çözmeye çalışması düşündürücü değil mi?

Suriye sorunu barışcıl yolarla çözüldükten sonra transfer edilmiş sözde cihad savaşcılarının Türkiye’nin başına bela olmayacağına kim garanti verebilir?

Abdullah Özgür