Şu anda Suriye’de kimle kim savaşıyor, bize anlatabilir misiniz?
Suriyeliler bu savaşı “dünya savaşı” olarak niteliyor. Suriye'yi hedef alan özelleştirilmiş savaşın sahipleri,
hâmileri ve icracıları var. Geniş bir uluslararası koalisyon binlerce kişiden oluşan çokuluslu terör ordusuyla Suriye'ye müdahale etti. Değerlendirmelerdeki “eğer Suriye'de savaş olursa” diye başlayan cümleler hatalıdır. Suriye'de 17 aydır savaş var zaten. ABD, Suriye kampanyasının sahibidir. Fransa ve İngiltere hâmisi, Suud, Katar ve Türkiye de icracıları. Bu küresel koalisyonun karşısında ise ordusu ve milis güçleriyle sadece Suriye var. İran, Rusya ve Çin'in desteği sadece siyasi ve psikolojiktir. Suriye henüz hiçbir müttefiğinden askeri destek istemedi.
Selefiler ve Vahhabiler kimler, nasıl bir Müslümanlığı temsil ediyorlar, ABD ile nasıl bir ilişkileri var?
İslam Peygamberi, Hazret-i Ali'ye, kendi vefatından sonra üç iç savaş yaşayacağını söylemişti: Biatlarını bozanlar (nâkisîn, Cemel savaşı), tuğyan ve isyan edenler (kâsıtîn, Sıffin savaşı), dinden dönenler (mârikîn, Nehrevan savaşı). Ali'nin hilafeti sırasında yaptığı son savaş olan Nehrevan, İslam'ın tarihsel tecrübesinde “hariciler” dediğimiz aşırılıkçı grupla yaşandı. Hariciliğin belirleyici niteliği 'aşırı yorum' cemaati olması. Kur'an'ı yöntemsiz yorumluyorlardı. Kendi yorumlarını tek doğru sayıyor, bu doğruya itaat etmeyeni de öldürüyorlardı. Bu damar Hanbelilik içinde gulat (aşırılıkçı) bir kol kuran İbn Teymiyye ile (ölümü 1328) devam etti. Günümüzdeki Selefiler, el-Kaide'nin de ideolojisi olan İbn Teymiyyeciliğe bağlıdır. Vahhabilik bu kategorinin politik tezahürü sayılabilir. Vahhabizm, Anglo-Frank “ortadoğu” rejiminin çifte ve ikiz jandarma karakolundan biri. Diğer karakol, Avrupa tipi Yahudi ulus devletini kuran Siyonizmdir. İngilizler Vahhabizmle Hicaz'ı, Siyonizmle de Bilad-ı Şam'ı kontrol eden iki karakol inşa ettiler. Bugün Suriye'de ABD'nin özelleştirilmiş savaşında görev üstlenmiş çokuluslu lejyonerler Vahhabizm karakolundan geliyor. Hanbeliliğin gulatı olan İbn Teymiyyeciliğin nasıl bir din anlayışına sahip olduğunu anlamak için meşhur boğaz kesme sahneleri fazlasıyla yeter. Yahut Irak başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde cami, çarşı pazar bombalayıp tek kalemde yüzlerce insanı çoluk çocuk demeden katletmesine bakılabilir. Sayısı daha az olmakla birlikte batılı kentlerde de masumları hedef alan saldırılar, İbn Teymiyyeciliğin, yahut selefiliğin ahlaki sınırları bulunmayan bir akım olduğunu kanıtlar. Masumları öldürmedeki meşruiyet gerekçeleri, batılıların da aynısını yapıyor olması. Kuşkusuz bu bir bahane. Selefilik yahut İbn Teymiyyecilik esas itibariyle Nehrevan'da Hazret-i Ali'ye karşı başlattığı iç savaşı sürdürüyor. Geçmişte Ali'ye karşı savaşın aktüel biçimi bugün Şiilere karşı savaş biçiminde cereyan ediyor. Heryerde çoluk çocuk demeden Şii öldürüyor ve bunu sevap sayıyorlar. Selefilik ve İbn Teymiyyecilik için iç savaş stratejiktir, dış savaş ise taktik. ABD ile savaşın mevzi olmasının sebebi bu. Mesela Afganistan'da Amerikalılar iktidarı onlara bırakmaktan caydığı için Amerikalılarla savaşıyorlar. Ama Suriye'de Amerikan sancağı altında kıyasıya Müslüman öldürüyor ve NATO'yu acilen yardıma çağırıyorlar. ABD ile ilişkilerinin İngilizler ile Suud saltanatı arasındaki yakınlığın simetrisi olduğunu söyleyebiliriz. Yahut şöyle diyelim: Amerikalılar, birinci büyük savaşta kurulmuş bu sistemi devraldılar. Amerikalıların “ortadoğu” nöbetinde Vahhabizm ve Siyonizm karakolları lojistik sağlıyor, Selefiliğin mobil güçleri de sistemi tehdit eden öğelere saldırıyor. Suriye saldırısı bundan başka bir şey değil. Keza, Hizbullah ve İran'ı da aynı nedenle düşman biliyorlar. Saddam sonrası Irak'ın da listeye eklendiğini söyleyebiliriz. Dikkat edilirse bu haritada yaşanan durum, soğuk savaş yıllarının anti-komünist faaliyetinin reenkarnasyonudur. İran lideri Seyyid Ali Hamenei'nin tabiriyle “kapitokrasi” dünyası, geçmişteki komünizm düşmanının yerine bugün adına “Direniş” denilen mukavemet haritasını koydu. Geçmişte kapitokrasi havzası namına komünizme karşı mücadele eden Müslümanlık türü, bugün yine kapitokrasilere ilişik ve yanaşık olarak batı emperyalizmini tehdit eden direnişi düşman kabul ediyor.
Arap petrol şeyhlikleri Suriye’deki savaşta nasıl bir rol oynuyor?
Suriye'yi hedef alan özelleştirilmiş savaşta Arap saltanatlarının topyekün rol ve yer almamasının sebebi güçlü iç çelişkilerdir. Vahhabizm karakolu, yani Suudi diktatörlüğü Suriye kampanyasında, bu saltanatları tek bayrak altında toplamayı da içeren bir performans sergiliyor. Katar, Suudilerin geleneksel rolüne talip olduğu için fazlasıyla sahnede görünüyor. Katar sultanının Suudileri arada bir Amerikalılara şikayet ettiğini hatırlayalım. Çünkü babasını darbeyle devirmiş Katar şeyhi, Suudilerin de ona karşı darbe yaptıracağından korkuyor. Fars Körfezi'ndeki şeyhlikler Suriye savaşında alenileşmemeye özen gösteriyor. Zaten hayli cılız yönetim yapılarının bu krizde ayakta duramayacağından kaygılılar. Bir de karşı sahildeki İran'ı öfkelendirmeyi hiç istemiyorlar. Ayrıca Suriye'deki krize ilan edilmiş nitelikle karışmalarının ters yansımalarından çekiniyor olabilirler. Bahreyn'de bir buçuk yıldır devam eden isyanın onları fazlasıyla korkuttuğunu anlıyoruz. Bahreyn örneğinin emsal oluşturmaması için Suudilerin Bahreyn'e girerek isyanı acımasızca bastırmaya soyunması, aynı zamanda petrol şeyhliklerine cesaret aşılamak içindi. Suriye'ye sınırı olan Ürdün de mesela, başından beri temkinli davranıyor. Nitekim Suriye kampanyası ilk üç dört ayı geçtiğinden itibaren de usulca kenara çekildi. Suudiler ve Katar'ın mali imkanlarını Suriye için seferber ettiklerini biliyoruz. Bu kaynağın ağırlıklı kalemi çokuluslu terörist lejyonerlere maaş ödemesi ve silah teminiyle ilgili. Bir de Suriye savaşının kara cephesi olmayı kabul etmiş Ankara'ya yapılan ödemelerden bahsediliyor. Ama bunun resmi kaydına rastlayan yok. Erdoğan hükümetinden de bu yönde bir açıklama hiç yapılmadı. Katarlıların TBMM heyetinin ziyareti sırasında Davutoğlu'nun 10 milyar dolar aldığını söylemesi CHP'nin soru önergesine neden oldu, ama ona da cevap verilmedi.
İran’ın Suriye desteğinin gerisinde sadece mezhepsel nedenler mi var?
İran, İslam devriminden sonra Anglo-Frank “ortadoğu” rejiminin yıkılmasını dışpolitikasının stratejisi yaptı. Bu stratejiye bölge ülkelerinden sadece Suriye katıldı. Zaman içinde Lübnan'da Hizbullah ve Filistin'de de İslamcı ve sosyalist örgütler stratejinin yeni halkaları oldular. Böylelikle ortaya çıkan inisyatife “Direniş” adı verildi. İran, Direniş'in merkez ülkesi olarak Direniş'in tüm öğeleriyle stratejik savunma ilişkisi içinde. Bu öğeler arasında Aleviler de var, sosyalistler de, Şiiler de, Sünniler de. Dolayısıyla konu mezheple ilgili değildir. Asıl mesele İran ve Suriyeli Aleviler arasında mezhep dayanışması olsaydı nüfusun çoğunluğu Sünni olan Suriye'de 18 aydır devam eden başarısız kampanya bir ay bile sürmezdi.
İsrail neden Suriye meselesinde geri planda kalmayı tercih ediyor?
Çünkü Amerikalılar Suriye'deki özelleştirilmiş savaşı İslam'ın iç savaşı olarak planladılar. Nehrevan'dan bakiye bir iç savaş olmalıydı ve mümkün mertebe bu teşhir edilmeliydi. Tekbirler eşliğinde kafa kesme görüntülerinin servis edilmesinin bir amacı da budur. İsrail bu savaşta sabırla beklemek zorundaydı. Buna uzun süre uydular. Ama Suriye kampanyası sonuca gitmek bir yana yenilgiye uğrayınca gördüğümüz gibi İsrailliler daha fazla bekleyemeyeceklerini göstermeye başladı.
AKP Suriye meselesinde neden bu kadar hevesli, beklentileri neler?
Erdoğan'ın sürdürdüğü Derviş ekonomisi tık nefes yürüyor. Sıkışıklık anlarında günü kurtarma telaşı Erdoğan'a herşeyi yaptırabilir. Yakın ilişki kurduğu Suriye'yi bu nedenle hiç düşünmeden satabildi. Dünya medyasında Erdoğan'ın kandırıldığı yazılıyor. Vadedilen mali destekleri aldığı da kuşkulu. Gerçi cumhurbaşkanı olmak isterken Suriye kampanyasının karşısına geçerek batılı müttefikleriyle çelişki yaşayamazdı ama bu kadar istekli olması, ya sopanın korkutuculuğuyla ya da havucun cazibesiyle ilgili. Belki her ikisi de.
Türkiyeli İslamcılar Suriye’ye yönelik emperyalist baskılara karşı neden güçlü bir tavır sergilemiyorlar? Emperyalizm karşısındaki bu sessizliğin tarihsel kökenleri var mı?
Suriye krizi vesilesiyle Türkiyeli İslamcıların ideolojik genetiğindeki sol ve Alevilik düşmanlığını açıkça görmüş olduk. Komünizmle mücadele geleneğinin tüm ifrazatı Suriye kampanyasında ortaya çıktı. Buna karşılık ideolojik gen haritalarında Alevi ve sol düşmanlığı bulunmayan İslamcılar o nedenle Suriye kampanyasının tüm hamlelerine karşı bağışık kalabildiler, bu kirli kampanyadan uzak durdular, bunun Atlantik hücumu olduğunu görmeyi başardılar. Türkiyeli İslamcılığın ideolojik kökenlerinde Selefilik, İbn Teymiyyecilik var. Alevilerden nefretleri Suriye'de NATO kampanyasına katılmalarını kolaylaştırdı. Halihazırda onların dünyasında emperyalizmle mücadele değil, emperyalizmle işbirliği yaparak Alevilerle, İran, Suriye ve Hizbullah'la mücadale amacı var. Vahhabizm-Siyonizm karakollarının milisi oldular ve “ortadoğu” statükosunu koruyorlar. Tek istedikleri, Türkiye'de AK Parti iktidarıyla elde ettikleri gibi statükonun sahibi olmak, onu değiştirmek değil. Hal böyle olunca “ortadoğu” statükosunu değiştirmek isteyen İran, Suriye, Irak ve Hizbullah ile onlara destek veren Rusya, Çin ve Latin Amerikalar otomatik düşmanlar haline geliyor. Kapitokrasi dünyası ve Atlantik havzası da dostları oluyor tabii ki. Buna yabancı değiller, çünkü soğuk savaş boyunca komünizmle mücadele faaliyetinden epey idmanlılar.
Son yaşanan Akçakale olayı ile birlikte Türkiye ile Suriye arasında savaş olasılığı yükseldi mi, yoksa daha stabil bir duruma mı geçilecek?
Erdoğan'ın acil gündemi, icra gücü kazandırılmış cumhurbaşkanı olmak. Ankara'nın, desteklediği çokuluslu lejyonerler yerine bizzat Suriye ile savaşa girmesi Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığı hayalini sona erdirir. Bu nedenle zaman zaman kışkırtmalara dikkat çekiyor ve oyuna gelmeyeceklerini söylüyor. Akçakale olayında, dünya savaşı başlatan suikast potansiyeli görmek abartılı olur. Akçakale olayı, Suriye ordusunun teröristleri Suriye'ye giriş yaptıkları Türkiye sınırına süpürmesi nedeniyle yaşandı. Kaçınılmazdı yani. Erdoğan, Suriye ile savaşmanın iki ülkeden fazlasını ilgilendirdiğini iyi biliyor. Onun için hitabete aldanmamak gerek. Belki de Erdoğan, Akçakale tırmanışını cumhurbaşkanlığına iç ve dış itirazları bastırmak için şantaj olarak kullanıyor. İsrail'i de içine alması kesin olan bir anafor yaratma tehdidi Erdoğan'ın işine yarıyor olabilir. Fakat bu tür oyunların yüzdeyüz kontrol altında tutulamayacağını bilmesi gerek. Hiç beklenmedik etkenler işlerin çığrından çıkmasına yolaçabilir.