Namazın Başlangıcı
الله اَکْبَر
“Allahu Ekber” (Allah her şeyden büyüktür)
Namaz kılan kimse, bu cümle ile kendi yakarışına başlamış oluyor ve muhteşem bir amel için; ihtişamla dopdolu bir mukaddime kurmuş oluyor.
الله اَکْبَر
“Allahu Ekber” (Allah her şeyden büyüktür)
Allah nitelendirilmekten daha büyüktür. O öylesine büyüktür ki, tarihteki sahte ilahlarla kıyaslanamaz. İnsana korku veya özenti veren bütün güç ve olgulardan daha büyüktür. Allah tekvini kanun ve sünnetlerinin ihlal edilebilmesinden, çok daha büyüktür.
Eğer Allah kulları bu sünnetleri tanır ve çabasının yönünü ve yolunu onlara dikkat ederek seçecek olursa, Allah’ın her şeyden büyük olduğunu hatırlamakla büyük bir güç elde eder, engin bir ümide kavuşmuş olur. O artık çabasının tamamen başarılı, işinin sonucunun iyilik olduğunu hisseder. Yoluna, geleceğine iyimserlik ve umutla bakar.
O bu cümleyi söylemekle, namaza başlamış olur. Şimdi ise mutlaka Fatiha suresini, ardından da Kur’an dan bir bütün sureyi ayakta durmuş bir şekilde okumalıdır.
HAMD SURESİ
بسم الله الرحمن الرحيم
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.”
Allah’ın adıyla ki, genel rahmet sahibidir ve sürekli olan rahmet sunucusudur.
Bu cümle, bütün Kur’an surelerinin başlangıcı, namazın başlangıcı, bir Müslümanın bütün iş ve faaliyetlerinin başlangıcıdır. Yani bütün, her işe başlamak yalnız Allah’ın adıyladır. İnsanın her şeyi; yaşayışının başlangıcı, yaşantısının tüm cilveleri Allah’ın adıyladır. Müslüman Allah’ın adıyla gününe başlar, günlük uğraşlarını Allah adıyla noktalayarak sona erdirir. O’nu anarak yatağına girer ve O’ndan yardım dileyerek başını yatağından kaldırıp günlük faaliyetlerini başlar, sonuçta da O’nun ismiyle ve O’nu anarak bu dünyaya gözlerini yumup ebedi yurduna yolculuğa çıkar.
الْحَمْدُ للّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
“(O) Alemlerin ve Alemlerdekilerin Rab[1] ve müdebbiridir.[2] Övgü ve şükür Allah’a mahsustur.”
Bütün övgüler ve şükürler O’na özgüdür. Çünkü bütün yücelikler, bütün rahmetler O’ndandır. Bütün beğenilen övülen hususiyetler O’nda toplanmıştır. Bütün iyilikler iyi işler O’nun varlığından kaynaklanır. O halde O’nu övmek; iyiliği, iyi işleri övmektir ve iyilik ve iyi işler arzusuyla gerçekleşen bütün uğraşılara yön vermektedir.
Her kim kendisinde övgüye değer her hangi bir hususiyet ve hareket görecek olursa, onu mutlaka Allah’ın lütuf ve rahmetinden bir nimet olarak bilmelidir. Çünkü insanda iyilik eğilimini yerleştiren insanın öz oluşum ve karakterini iyilik ve fazilete hazır, iyilik ve fazileti arayan ve kabullenen bir yapıya sokan, aynı zamanda iyi olmak ve iyilik yapmak için bir başka vesile olan irade gücünü insana bağışlayan Allah’tır.
Bu bilince sahip olmak, insanın bencilliğe yönelmesini önler. Böylece insan vücudunda iyi huyların, iyilik yapma kudretinin boş yere harcanmasını ve zayi olmasını önlemiş olur.
رَبِّ الْعَالَمِينَ
“Alemlerin Rabbi”
Alemlerin ve alemlerdekilerin sahibi ve onların yöneticisi cümlesinde, hem diğer alem ve evrenlerin varlığı ve hem de bütün bunların arasındaki bir bağ ve yakınlığının olduğu hissedilir. Namaz kılan kimse; bu evrenden başka ve sınırlı dar bakış açısıyla kendi yaşantısı için tasarladığı bu sınırın ötesinde diğer alemlerin ve evrenlerin var olduğunu anlar ve Allah’ın, baştan başa bütün bu şaşırtıcı yüce geniş alemlerin yöneticisi olduğunu fark eder. Bu his onda küçük ufku genişletir ve dar görüşlülüğü yok eder; araştırma hissi ve cesaretini bağışlar. Bu da kendisine Allah’a kul olmaktaki azamet ve ihtişamı gösterir.
Diğer bir taraftan da, bütün varlıkların; insanlar, hayvanlar, bitkiler, cansız varlıklar, gökyüzü ve varlığın sayısız alemlerin… hepsinin Allah’ın kulları olduğunu görecektir. Bütün bunların sahip ve yöneticisi O’dur. Allah’ının sadece ırkların, milletlerin, insanların Rabbi değil, aynı zamanda küçük bir karıncanın, zayıf bir bitkinin de Rabbi olduğunu ve aynı zamanda da gökyüzünün, gezegenlerin, yıldızların ve samanyollarının Rabbi olduğunu anlayacak, bu gerçeği idrak ettiği an yalnız olmadığını hissedecektir.
Anlayacaktır ki alemin, bütün zerreleriyle, küçük-büyük bütün varlıklarla yakın ilişkisi vardır. Bütün insanlarla irtibat içerisindedir. Herkes onun kardeşi, herkes onun yoldaşıdır. Bu aynı yolda, aynı yöne, aynı hedefe giden ulu bir kervandır.
Bu irtibat ve yakınlık onu diğer varlıklara karşı sorumlu kılmaktadır: İnsanlar karşısında yardım ve hidayet; diğer varlıklar karşısında onları tanımak ve uygun doğru bir yolda, yaratılışlarının hedefi üzere kullanmak...
الرَّحْمـنِ الرَّحِيمِ
“Rahman ve Rahim”
Onun umumi rahmeti etkileyici güçler, canlılık veren yasalar ve sürekliliği sağlayan kanunlar olarak baştan başa bütün varlıkları kuşatır. Herkes ve her şey ta ölüm anına, yok oluşuna kadar bu rahmetten faydalanır. (İşte bu O’nun Rahman oluşudur.) Diğer taraftan ise özel rahmeti, hidayet ve yardım rahmeti, merhamet ve mükafat rahmeti seçkin kulları ve salih insanları kapsar. Bu rahmetin varlığı; bu şerefli, değerli (seçkin, salih) varlıkların üzerinde ölüme, ölümden sonra kıyamet gününe ve sonrada insan vücudunun ebedi menziline kadar aydınlık bir hat gibi kendisiyle beraberdir. (Bu da onun Rahim oluşudur.) O halde Allah belli bir sureye kadar devam eden umumi rahmetin ve sürekli kalacak olan özel rahmetin sahibi ve sunucusudur.
Kur’an’ın başlangıcında, namazın başlangıcında, her surenin başlangıcında Allah’ı rahmet sıfatlarıyla anmak; Allah’ın merhamet ve muhabbetinin varlık aleminde onun en belirgin sıfatı olduğunun nişanesidir. Bu sıfatı; inatçı, zalim, müfsit kimselerle sınırladığı gazab sıfatının aksine herkesi kapsayan, umumi kuşatıcı özelliğe sahiptir.[3]
مَـلِكِ يَوْمِ الدِّينِ “Hesap Gününün Sahibidir.” (Ceza gününün ihtiyarı onun elindedir.)
Hesap günü, son gündür; akıbettir. Bütün uğraş ve çabalar akıbet için yapılmaktadır. Allah’a tapınanlar ve Materyalistler bu konuda ortak özelliğe sahiptirler, her ikisi de akıbet yolunda koşuşturmaktalar. Aralarındaki fark ise her birinin akıbeti kendilerine özgü bir çeşitte algılamaktan kaynaklanmaktadır.
Materyalistler akıbeti, bir saat sonrası, bir gün, bir yıl, bir kaç yıl sonrası ve sonunda da yaşlılık, eskime olarak algılamakta. Allah’a tapınanların görüşü daha kapsamlı ve geniş, bakışları daha ileriye yöneliktir. Onun dünyası geniş ve sınırsız bir geleceğe sahiptir. Bu ise bitmeyen ümidin, yorgunluk kabul etmeyen çabayı gerektirir. Ölümü ümidin yok oluşu olarak bilmeyen, çabasının mahsulü ve mükafat beklentisini ölmekle kaybetmeyen kimse; işin başlangıcında taşıdığı sevinç, heyecan ve canlılıkla Allah’ın razı olduğu amel üzere ömrünün sonuna dek sürdürür.
Kıyamet ve hesap gününün ihtiyarının Allah’ın elinde olduğunu, kıyamet ve hesap gününün sahibinin yalnız Allah olduğunu hatırlamak; namaz kılan kimsenin doğruyu tanıma ve ona yönelme kudretine sahip olmasına neden olur. Böylece onun çaba ve amelleri Allah’a yönelişle olur. Hayatı ve hayatının tüm cilveleri artık Allah için ve Allah yolundadır. Onun her şeyi, bütün işleri insanlığın yücelmesi, kemale ermesi yolunda ilerler; Bu ise Allah’ın razı olduğu yoldur. Diğer bir taraftan da onun boş hayallere, boş sözlere ve temelsiz ümitlere yaslanmasını engeller ve amele gerçek bir ümit içinde olmasını güçlendirir.
Bu dünyada saptırıcı ve yanlış sistemler aciz ve fırsatçı kimselere yalan, riya, laf ve hilelerle kendileri için bir düzen kurma ve amel ve emek olmaksızın amel ve emeğin karşılığını gasp ederek tasarrufta bulunma iznini verse de, öbür dünyada, bütün işler alim ve adil Allah’ın kudreti dahilinde olmasından dolayı hile ve aldatmaca mümkün değildir. Hiç kimsenin amelsiz, emeksiz ödül sahibi olma imkanı yoktur.
Buraya kadar Allah’ın bazı en önemli sıfatlarının zikrini ve alem ile alemdekilerin Rabbinin övgüsünü içeren Hamd suresinin ilk yarısını özetlemiş olduk. Kulluk izharında bulunmayı ve hidayet talep etmeyi içeren ikinci yarısında ise İslam ideolojisinin en önemli asli hatlarının bazıları net bir şekilde işaret edilmiştir.
إِيَّاكَ نَعْبُدُ
“Yalnız sana kulluk ederiz.”
Yani bütün vücudumuz; cismi, ruhi, fikri bütün imkanlarımız Allah’ın iradesi altında, O’nun emri doğrultusunda ve O’nun içindir.
Namaz kılan kimse, bu cümle ile Allah’tan başkasına kölelik zincirini elinden, ayağından, boynundan söküp atar ve ilahlık çağrılarını reddeder. Tarih boyunca sürekli olarak toplumda sınıfsallaşmaya neden olan ve çoğu insanları kulluk ve sömürü zincirinde esir kılıp bağlayan rububiyet iddiasında bulunanları elinin tersiyle bir kenara iter. Kendisini ve bütün müminleri Allah’tan başka herkese ve ilahi nizamdan başka her sisteme itaat ve teslimiyet sınırından yücelere çıkarır. Özetle Allah’a kulluğu kabul ederek kullara kulluğu elinin tersiyle uzağa iter ve bu yolla kendisini gerçek muvahhitlerin yolunda karar kılar.
ABNA.İR
--------------------------------------------------------------------------------
[1]- Rab:Terbiye eden, yetiştiren.
[2]- Müdebbir: Her şeyi önceden düşünen, tedbirli, tedbir alan.
[3] -Masumlardan rivayet olunan dualarda şöyle geçmektedir: “Ey rahmeti gazabından önde olan…”