1 Şubat 2013 - 20:30

Resulü Ekrem’in şahsiyetini ve makamını anlamanın engelleri Allah’ın adıyla Kuran ve hadislerde Resulü Ekrem’in yüce şahsiyetinden ve onun yüce makam ve özelliklerini ortaya koyan çok sayıda ayet ve hadisler vardır. Resulün yüce özelliklerini anlamaya çalışmak her müslümanın görevidir.

Âlemlere rahmet olması, mutlak itaat makamına sahip olması, Allah ve meleklerin ona kesintisiz salât etmesi, ümmete, amellere ve şahitlere şahit olması, miraca çıkması, hevasından konuşmaması,  yüce ahlak üzere olması ve yaratıkların en değerlisi olması, gibi özellikler. Bunlar ve burada sayamayacağımız yüce makam ve özelliklere sahip olan Resulü Ekrem’i anlamada ve tanımada zorluk çekebiliriz. Kamil olarak tanımamızda mümkün değildir.

Resulü Ekrem’in yüce şahsiyeti ve yüceler yücesi makamlarını anlamaya çalışmak imani görevimizdir. Bu görevimizin bilincinde olmamızı ve peygamberimizi doğru anlamamızı engelleyen birçok sebeple de karşı karşıyayız. Özellikle içerisinde bulunduğumuz zaman diliminde materyalist düşünce tarzının müslümanları çok büyük oranda etkisi altına aldığı bu zamanda bazı müslümanlar çok büyük yanlışlar yapıyorlar. Peygamberimiz üzerine yapılan bazı konuşmalar ve yazılan kitaplarda çok büyük yanlışlıklar yapılmaktadır.

 Bu konuda en büyük yanlışlık; Resul’ü Ekrem’in yüce makamını ve özelliklerini inkâra kalkışmak ve onu sıradan bir kimse gibi sunmaya çalışmaktır. Bu çok büyük bir inkârcılıktır. Çok yüceltmeyelim diyerek onun yüceliğinden habersiz kalma durumudur. İnsanlar anlamadıkları ve kavramadıkları konuları keşke anlamıyoruz diyerek olduğu gibi bırakabilseler. Maalesef zamanımızda birçok aydın ve alim olarak bilinen kimseler bilmediklerini ve anlamadıklarını inkâr ediyorlar. Bilinmeyeni inkârda elbette inkârdır. Kavradıkları kadar iman etmek, beraberinde inkârcılığı da getirebilmektedir.

  Bu bağlamda Resulü Ekrem’le ilgili kategorize eden çalışmalar ciddi yanlışlıkları da beraberinde getirmektedir. Üç, beş tanımlamalar yaparak bunlardan doğrusu budur diyerek okuyucuya sunmak, yönlendirici bir yanlışlıktır. Yapılması gereken resulü doğru anlamaya yönelik çalışmayı ortaya koymaktır. Diyelim üç kategoriye ayırıp bunlardan doğrusu budur demek, bu üç şekil içerisinde düşünülmesini istemektir. Belki en doğrusu, bu şekillerde anlamamaktır.

 İlimde rusuh sahibi olanların bilgisinden mahrum olanlar, kavradıklarıyla ya da kavrayamadıklarıyla baş başa kalıyorlar. Bu durumda telafisi imkânsız yanlışlıkları beraberinde getirmektedir. Yanlış gelenek, rivayetler ve şahsi anlayışlarına dayananlar için bir çıkış yolu da bulunmamaktadır.

 Resulü Ekrem’in yüce şahsiyeti ve makamını anlayamamanın nedenlerinde bazılarını maddeler halinde ifade etmeye çalışalım:

1- Sahabenin yanlış tutumlarını temize çıkarma anlayışı. Bazı müslümanlar, sahabenin yanlış tutumlarını değerlendirip bir yere oturtma yerine, yapılanı temize çıkarıyorlar. Temize çıkarmaya çalıştıkları bazı tutumlar ise, Resul’ü Ekrem’in doğru anlaşılmasına engel olmaktadır. Sahabeyi temize çıkaralım derken peygamberimizle ilgili çok yanlış bir inanç ve tutum içerisine girilmektedir. Mesela, kırtas olayını ele alalım. Resulün isteğine olumsuz karşılık veriliyor. Normal olarak hiçbir müslüman böyle bir yanlış tutumu tasvip etmemesi gerekir. Bu tutum tüm amelleri boşa çıkaracak bir tutumdur.

 Kimse Resulün isteklerine karşı gelmenin yanlış olmayacağını söyleyemez. Ama insanlar islami ölçüleri düşünecekleri yerde mezhebi anlayışlarını temize çıkarmaya yöneldikleri yerde, doğruyu bulma şansları kalmıyor. Yapılan davranışları değerlendirirken ortada ölçüde kalmıyor. Ölçüsüzlük her tür yanlışın, bir tür savunulmasına neden oluyor. Resul’ü Ekrem’in isteğine saygısızca olumsuz cevap vermek (kalem- kâğıdın getirilmesine engel olmak) kesin olarak yanlış bir davranıştır.  Yanlış olmasının anlaşılmamasının nedeni, ölçüsüz olmaktır.

Ölçüsüzlük ve kanunsuzluk maalesef müslümanların anlayışında ve pratiğinde egemen olmuştur. Kanunun hâkim olduğu ve ölçülerin tam kullanıldığı zaman, ancak Resulü Ekrem ve İmam Ali dönemleri olmuştur. Kişilerin şahsi tutumlarını uyguladıkları ve bu uygulamaları onaylayanlar sayesinde yanlışlıklar tüm zamanlara taşınmışlardır. Bundan dolayı yapılanları temize çıkarmayı görev bilenler, Resulü Ekrem’in yüceliğini anlamadan uzak kalmış oluyorlar.

Resul’ü Ekrem’e Hudeybiye antlaşması dolayısıyla itiraz ve hakaret etmeyi, sahabeyi temize çıkarma gibi batıl bir anlayıştan dolayı normal görüyorlar. Tarihi açıdan bu olayı inkâr etmeyenler, edemeyenler maalesef ki yapılan yanlışlığı normal görme yoluna gidiyorlar. Belki kendilerince sahabe anlayışlarına halel getirmiyorlar ama Resul’ü Ekrem’le ilgili anlayış ve inançları hakkın dışına çıkıyor. Bir müslüman olarak Resulle ilgili batıl bir anlayışı kabullenme yoluna gidiyorlar.

2-Rivayetlerin kendi aralarında ve kuranla tezat halde olmaları. Resulü Ekrem’in masumiyetini ifade eden rivayetlerin yanında onunda hata ve günah işleyebileceğini ifade eden rivayetlerde vardır. Hatta birçok konuda sahabelerin isabet ettiği yerde, resul yanlış yapmıştır. Bu hataların ve zaafların sahibi olarak ifade edilen resulü, yüce şahsiyet ve makam sahibi görmek zor olmaktadır. Kuran, Resulü Ekrem’e mutlak itaati emrederken, birçok rivayetler sınırlı itaati ifade etmektedirler.

3- Rivayetler arasındaki tezatlık ve tutarsızlık. Rivayetlerdeki tezatlığı ve tutarsızlığın farkına varan bir kimse, rivayetlerin tümüne karşı tavır geliştiriyor. Bazıları tüm rivayetleri inkâr ediyorlar. İslamı anlama konusunda rivayetleri devre dışı tutanlar, kavrayamama yüzünden yüce hakikatlerin inkârcısı oluyorlar. Burada tüm rivayetler derken bir ekolün elindeki rivayetleri kastediyorum. Rivayetleri inkâr edenler, rivayetleri inkarlada kalmıyor mesela, kuranda anlatılan Resulü Ekrem’in amellere ve şahitlere şahit olmasını anlayamıyorlar. Sonrada Resul’ü Ekrem’in şahitliğini inkâr etmiş oluyor.

4-Resulü Ekrem’i anlayamamış sahabelerin dilinden onu tanıma uğraşısı. Peygamber efendimizle konuşan ve görüşen herkes onun söz ve davranışlarındaki derinliği kavrayamadığı gibi onun yüce makamını anlayacak durumda değildiler. En iyi niyetli olanlar bile Resulü Ekrem’in yüceliklerini anlayamıyorlardı. Ancak kendi kavrayışları düzeyinde bazı hakikatleri anlıyorlardı. Büyük bir âlimi bile dinleyen herkes onu tam anlayamıyor. Âlim olan bir kimse âlimi dinlediğinde daha farklı anlıyor. Resulü Ekrem konuşurken ya da davranırken tüm zamanları ve durumları dikkate alıyordu. Dinleyici, olaya bu zaviyeden bakamadığı zaman meseleyi tam anlayamıyor.

Mesela inançlarla ilgili en temel konularda Resulü Ekrem’in mükemmel izahlarını anlayıp aktarma herkesin yapabileceği bir iş değildir. Tevhid konusunun en izahı zor meselelerinde Resulü Ekrem’in anlattıklarını doğru anlayıp doğru aktarmak kolay değildir. Bundan dolayı resulün üzerinde en çok durduğu bir konu olan tevhid konusunda sahabeden, kendilerinin anladığı kadarıyla bile tevhid konusunu ele aldıklarını göremiyoruz. Bu sebepten ehlisünnet âlimleri, sahabenin hepsinin her konuda içtihat ettiklerini söylerken, tevhitle ilgili konularda onlara dayanamamaktadırlar.  Ehlisünnetin itikat ve amelde imamları, sahabe neslinden olmamakta, çok sonraki zamanlardaki âlimlerden olmaktadır.

5-Peygamberlerin masumiyetine uymayan yaklaşımların etkisinde kalmak. Masumiyete aykırı tutum ve davranışlar, yüce şahsiyetleri doğru tanımayı engellemektedir. Peygamberlerle ilgili Kuran’a ve akla uygun olmayan anlayışları kabul eden bir kimse için,  yüce makamları anlama ve kabul etme zor olacaktır. Davut (as.)’ ın sahabesinden bir kişinin hanımıyla evlenmek için onu, ölümüne savaş meydanlarına gönderen ve o ölünce de onun hanımıyla evlenen bir kişi olmasını okuyan, bilen bir kimsede sağlıklı peygamber anlayışı olması mümkün değildir. Güya Davut (as) doksan dokuz hanımı olmasına rağmen arkadaşının hanımını görünce bununla da evlenmem gerekir diye düşünmüş ve daha sonra düşüncelerini gerçekleştirmiştir. Bu durumdaki Davut peygamber için, oda bizim gibi birisidir denilerek geçiştirilir. Hatta onun yaptığını bizler yapmayız diye düşünülmektedir. Hâlbuki bu meselenin aslını masumların dilinden okusaydılar yersiz yorum ve anlayışlara sapmazlar ve Allah’ın elçisine iftirada bulunmazlardı. Koyunu, koyun olarak anlamamalarından dolayı sapmalara gitmezlerdi.

Yanlış bilgiler peygamberlerin hakikatini anlamayı engelliyor. Resul’ü Ekrem’le ilgili üretilen birçok yanlış bilgilerde Resul’ü Ekrem’in doğru anlaşılmasını engellemektedir. Ümmü Mektum’la ilgili anlatılan olay gibi. Tefsir kitaplarının çoğunda anlatıldığı gibi Ümmü Mektum un varlığından rahatsızlık duyan, keşke burada olmasaydı diye düşünen ve Allah’ın ona vah yettiklerini Ümmü Mektum’a anlatmadan yüz çeviren bir kimseyi kabul eden, aynı zamanda kâmil bir kimse olmayan Resulü kabul etmiş oluyor. Bu kabuller içerisindeki hiç bir kimse, resulün yüceliklerini kabule müsait olamamaktadır.

Onun bunun yorumlarını bir tarafa bırakarak düşünecek olsak, müşriklerin ileri gelenleriyle bir araya gelmek üzere sözleşmiş resulün yapması gereken nedir? Elbette ki sözünde durmaktır. Resul’ü Ekrem’de sözünde durmuş, müşriklerde anlaştıkları şekilde denilen yere gelmiştir. Peygamberimiz müşriklerle konuşurken gözleri görmeyen bir müslüman gelmiş. Gözleri görmediğinden resulün sesinden hareketle peygamberimizin orada olduğunu anlamış olmalı ki, ortamı da bilmeden, ey peygamber Allah’ın sana vah yettiklerinden bana bilgiler ver demiş. Allah’ın tanımlamasıyla yüce ahlak sahibi ve âlemlere rahmet olan resul, kör bir müslümana müşriklerin yanında zahmet olmuş. Güya yüzünü ekşitmiş.

Hâlbuki zamanımızda sıradan bir siyasetçinin bile yapmayacağı yanlışı yapmış. Resul, Ümmü Mektum, şu anda bir meşguliyetim var daha sonra sana bilgiler veririm diyecek durumda olmamış. Bu nezaketi gösterseydi sorun olmayacaktı. Bunları resul hâşâ düşünememiş. Bunlar yüce ahlakla bağdaşmaz.

İşin bir başka yönüne bakacak olursak resul müşriklerle sözleşmiş ve onlarda sözleşmeye uyarak konuşma mahalline gelmişler. Aralarında konuşma başlamışken Ümmü Mektum gelmiş. Resulü Ekrem’in yapması gereken müşrikleri davet görevini yapmaktır ve öylede olmuş. Sözleşme gereği oryaya gelmiş olanları bırakarak Ümmü Mektumlar ilgilenmek normal bir davranış olamazdı. Bundan dolayı nasıl oluyor da resul eleştirilebiliyor?

Bu konuda Resul’ü Ekrem’in eleştirildiğini ve uyarıldığını söyleyen kimseler için ne onun yüce makamı nede yüce şahsiyeti anlaşılamaz.

6- Resulü Ekrem’in çok yüce bir kişilik ve makam sahibi olması da, anlaşılmasını engellemiştir. Resulü Ekrem yaratılmış varlıkların en yücesidir. O şahitler üzerinde şahit, Allah’ın muradının dışında ne konuşuyor nede hareket ediyordu. Resullerin konuşmalarını kuran rivayet ederse Allah’ın ayeti oluyorlar. Onların konuşmalarında yalnızca Kuran’ın rivayet ettikleri Allah’ın muradını ifade etmiyordu. Allah ve melekleri Resul’ü Ekrem’e kesintisiz olarak salât etmektedir. Allah’ın bir kuluna kesintisiz salât etmesini anlayamayanlar, inkâra yöneliyorlar. Müminlerde salâvat etmelidirler. Bu ve benzeri yüce makamları anlamayanlar inkâra yönelebilmektedirler.

 Yüce kişilikleri anlamada ya bazı yüceliklerle tanışık olmayı ya da anlamasa bile teslim olmayı gerektirmektedir. Yüce makamlar, ancak anlayanlar tarafından kabul edilebilir. Bundan dolayı yüce makam ve kişilik sahibi kimseyi doğru tanımak için, zikir ehline müracaat edilmelidir.

7-Materyalist bir kültürün tesiri altında Resul’ü Ekrem’e yaklaşımda yücelikleri inkâra sebep olmuştur. Maalesef ki bu yüzyılda yaşayan müslümanlar batı tarzı düşünmenin genel olarak etkisi altındadırlar. Bundan dolayı olaylara maddiyat açısından yaklaşıyorlar. Sebepler düzeneğinden bahsettikleri zaman maddi sebepler düzeneğini anlıyorlar. Hâlbuki bu varlık âleminde maddi sebepler düzeneği olduğu gibi manevi sebepler düzeneği de vardır. Manevi sebepler düzeneği aynı zamanda maddi sebepler düzeneğini de etkilemektedir. Bu konudaki hakikatleri kavrayamayan birçok kimse çıkış yolunu inkârcılıkta bulmaktadır.

Burada anlattıklarımızı bir örnek üzerinden açıklayalım. Mucizeler konusunu ele alalım. Üzülerek belirtelim ki çok sayıda ilahiyatçı mucizelerin bilindiği şekliyle meydana gelmediğini hatta olağan üstü durumların oluşmadığını anlatmaya çalışmaktadırlar. Bu durum aynı zamanda çok büyük bir sapmayı da ifade etmektedir. Tam anlamıyla bir inkâr furyası ortaya konmaktadır. Bu durum aynı zamanda bir zavallılığın da göstergesidir.

 Mucizeler konusundaki inkârcı yaklaşımlarda en önemli neden, kendi içerisinde tutarlı izahların geliştirilememesidir. Allah’ın sünnetinde hiçbir değişikliğin olmadığını Kuran’dan öğrenen bir kimse, mucizeleri koyacak yer bulamıyor. Bazıları da çok tutarsız izahlar yapmaya çalışıyorlar. Sait Nursi, mucizeler kısa süreliğine Sünnetullah’ın devre dışı kalması sonucu meydana gelmektedir diyerek mucizelere yer açarken bu seferde Sünnetullah’ta kesinti oluşturmak suretiyle mucizeleri izah etmiş oluyorlar.

 Hâlbuki eğer bu şahsiyetler mucizelerin sünnetullah çerçevesinde meydana gelebildiğini izah edecek ya da kavrayacak durumda olsalar, ne Sünnetullah’a ara verirler nede mucizeleri inkâr ederler. Eğer bizler, anlayışımızı geliştirsek ve zikir ehlinden yararlansak bu tür sorunlardan kurtulmuş oluruz.

8-  Kendini esas alarak Resulü Ekrem’e yaklaşımda bulunmakta yücelikleri inkâra neden olmuştur. Konuşan, yazan ya da düşünenler bu konularda kendilerini esas almamalıdırlar. Benim namazda olur olmaz her şey aklıma geldiğine göre başkalarının da gelir dememelidir. İmam Ali (a.s)’ ın bacağına saplanan oku namazda çıkardıklarında acısını duymamaktaydı denilince, böyle şey olmaz nasıl ki biz duyuyoruz oda duyar dememelidir. Kendilerini esas alanlar en fazla kendi çaplarında bir inanç sahibi olurlar ki bu durum yüceliklerin inkârına götürür.

9- İnsanın hakikatini anlama noktasında aczi yet sahibi kimselerin, Resul’ü Ekrem’i anlatma çabaları da yüceliklerin inkârına sebep olmuştur. İnsan denilen varlığı ve ruhunun hakikati noktasında bilgi ve kavrayıştan yoksun kimselerde acziyetten kaynaklanan inkârcılık gelişebilir. İnsanın ruhu gelecekle irtibat kurabilecek potansiyel gücüne sahiptir. Hatta yüzlerce meşguliyeti aynı anda gerçekleştirebilir. Tüm insanları simalarından tanıyabilecek yüksek güce sahiptir. Bir anda uzaklardan tahtı taşıma gücüne vs. sahiptir. Tüm amellere şahit olma gücü Allah’ın üflediği ruh için imkân dâhilindedir.

 Bu hakikatleri bilerek, anlayarak insanı ele alan bir kimse için, insanın olağan üstü özellikler sahibi olması inkâr edilecek bir durum olmadığını anlar. İnsanı materyalistlere yakın bir tarzda tanıyan bir kimse için yüceliklere olumlu yaklaşımda bulunmasını beklemek zordur. İnsanın ruhunu kavrama düzeyine göre yüceliklere yaklaşım olacaktır. Maalesef ki materyalist eğitimin tesiriyle imandan çok inkâra yakın olunmaktadır.

10- Egemen mantık karşısında eziklik duyma psikolojisi de yücelikleri inkâra sebep olmuştur. Egemen mantı