Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Sayın başbakanımız geçtiğimiz gün, kendilerine Cemevi gerçeğini bir kez daha hatırlatan AKP Ankara milletvekili Sn. Haluk ÖZDALGA’ya etraflıca bir ders vererek “Cemevleri kültürel mekanlardır. Siz hiç Hıristiyanlıkta kilise dışında bir ibadet yeri duydunuz mu?” diyerek Cemevleri konusundaki samimi kanaatini tekrar açıklamış ve “Kültürel mekanlar ile ibadet yerlerini birbirine karıştırmamak gerekir.” açıklamasında bulunmuşlar.
Sayın başbakanın Hıristiyan dinini de epeyi az tanımakta olduğunu, Katolik, Ortodoks, Süryani, Gregoryen gibi farklı yorumların farklı kiliseleri olduğunu, bu kiliselerde birbirlerinden epeyi farklı ibadetlerin yapılmakta olduğunu da ya gerçekten bilmediğini, ya da kilise kelimesinin ardına sığınarak bu farklılıkları görmezden gelmeye çalıştığını düşünmemek elde değil.
Aslında asıl üzerinde durulması gereken konu şu:
İnançlar, bu inançların gereği olan ibadetleri ile, o inançların rehberi olan kitaplar, mezhepler, usuller, sünnetler, yorumlar, fıkıh, içtihat yani inanca dair her şey ile o inancın aradığı insan tipini yetiştirmek, o inancın hedeflediği daha mutlu ve sorunsuz toplumlara ulaşabilmek için vardır.
Amaç inanmak değil, o inancın kurallarından ve araçlarından yararlanarak, o inancın ahlakını benimsemek, daha iyi insan olmak, daha mutlu bir toplum kurabilmektir. Allah, insanı daha mutlu edecek ortamları yaratmanın aracı olarak inancı insanlığa göndermiştir.
İslam dininin aradığı toplum da böyle bir toplumdur ve her inancın bir kültürü vardır, ibadetleri de o kültürün birer bileşenidir. İbadet sayesinde yaratan – yaratılan ilişkisi kurulur, inanan ibadetinde yaratana kendini adamaya çalışır, çalışır ama ibadetten önce ve sonra Allah’ı unutmaz. Sürekli olarak, Tanrı’sının istediği gibi bir insan olmanın daha iyi, daha etkin yollarını arar. Kısaca inanan insan için, yaşam bir ibadet halidir, Tanrı her an ve her yerde sizinle beraber olduğunu kutsal kitaplarının tümünde, Kuran’da da defalarca anlatmıştır. Dolayısı ile ibadette inanç, sokakta kültür diye bir şey yoktur. Her inancın bir kültürü vardır, o inancın ibadetleri de o kültürün ayrılmaz ve tartışılmaz öğeleridir. Bugün sayın başbakanın ibadetten kast ettiği sadece namaz kılmak ise, ezan, abdest,kıyam, secde, hutbe ve vaaz ile birlikte namaz da birkaç ögeden oluşmuş bir İslami kültürel öge, bir ibadettir. Elbette ki İslami kültür sadece Cami’de yapılanlardan ibaret değildir. Gerçekten ve samimiyetle inanan bir kişi, bilincinin yerinde olduğu her an, bulunduğu her yer ve koşulda, yaptığı her işte Allah’ın emirlerine uymanın, Allah’ın istediği gibi bir insan olmaya çalışmanın, İslam’ın ahlakına uymanın onu daha iyi bir insan, daha iyi bir inanan, daha iyi bir Müslüman yapacağını da bilir ve öyle davranır.
İslamın peygamberi Hz. Muhammet’in kendi elleri ile kurduğu MESCİD-İ NEBEVİ de bu anlayışın bir ürünüdür. “Yeryüzü bana mescid kılındı.” diyen Hz. Muhammet hicretten sonra Medine’de tam da bugünkü Cemevi anlayışına benzeyen bir biçimde, içinde ibadet edilen, eğitim yapılan, sosyal konuların tartışıldığı ve görüşüldüğü, kısaca içinde yaşanan bir mescid kurmuştur. MESCİD-İ NEBEVİ ‘nin incelenmesi ve irdelenmesi, peygamberden daha sonraki dönemlerde ibadet ve yaşamı birbirinden ayırarak, toplum üzerinde İslami olmayan yollardan hakimiyet kurmaya ya da sürdürmeye çalışan Emeviler ve ardılları gibi siyaset, ticaret işleri ile uğraşmak için inancı alet olarak kullananların, bu değerli mirası nasıl yozlaştırdıklarını da gösterir ve açıklar.
Sayın başbakan artık fark etmelidir ki; İslam inancı kendi ahlakı ve kültürü ile bir inançtır, bu inanç sadece günün belli saatlerinde hatırlanmak için yoktur. İnanan insan, bilinçli olduğu her an, inancının gereklerini yerine getirmeye çalışır, kendi kendisi ile her an hesaplaşmaya çalışır, kısaca ibadet halindedir. İbadet süreklidir, salat ise belli zamanlarda gerçekleştirilen bir ibadet ögesidir. Öte yandan bilindiği gibi ,Salat ve Zekat, Hak kelamı olan Kuran’da birbirinden pek ayrılmaz. Salat ifadesinin geçtiği hemen her ayette, Zekat da geçer. Bir yandan Zekat’ı unutup, bir yandan da Salat’ı bir bina tipinin içine hapsetmek, ne İslami, ne de insani bir yaklaşım değildir.
Kültürsüz bir inanca sahip olabileceklerini düşünenlerin, bu istekleri uygulanabilir mi, pek sanmıyoruz. Böyle bir inanç tarzı Allah katında ne kadar makbuldur? Bu sorunun cevabını vermek elbette bize düşmez, ancak kutsal kitabımız KURAN’ın KAFİRUN SURESİ 6. Ayeti okuyanlar görecekler ki orada İlahi bir emir vardır : “Senin dinin sana, benim dinim bana.”
Alevilik şöyledir, böyledir diyenlere, ya da şunu yap, bunu yapma diyenlere de Maide suresi 105. Ayet zaten şöyle cevap vermiştir:. “Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir.“
İman eden Aleviler, 1400 yıldır olduğu gibi, bundan sonra da “Hak-Muhammet–Ali” yolunda yürümeye devam edecekler, kendilerini düzeltmeye gayret edecekler, ibadetlerini de zekatlarını da, salatlarını da Cem evinde sürdürmeye devam edecekler. Cemevleri Hz. Muhammet’ten bu yana, aynı Mescid-i Nebevi’de olduğu gibi ibadet ile İslami kültürün mecz edildiği, bütünleştiği mekanlardır. Cemevi’nde ibadet edilmiştir, edilmektedir ve edilecektir.