Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Elbette ki anayasa ile tanımlanmayan, ancak uygulamada görebileceğimiz bir yaratım bu: Sünni, Türk, muhafazakâr ve milliyetçi bireylerden oluşan, kısıtlı bir sekülerliğe sahip, merkezi unsurunu İslam’ın Sünni yorumunun oluşturduğu, Türklüğü de ona ayrılmaz ama ikincil bir şekilde rapteden, Kürtleri, Alevileri, Kemalistleri ve sosyalistleri siyasal alanın dışında bırakan/bırakmayı arzulayan yeni bir ulus.
Bu yeni ulus tasarımının, “Sünni-Ulus”un, Birinci Cumhuriyet’in Kemalist ulus formülasyonuyla elbette ki çok temel farkları var. Kemalizm açısından Türklük, milli kimliğin, dolayısıyla da ulusun merkezi unsurunu oluşturuyor, din ise ancak siyasal niteliğinden sıyrılmış ve devletin kontrolündeki birleştirici bir unsur olduğu ölçüde bu kimliğin bir parçası olarak görülüyordu. Dolayısıyla ulus, seküler bir zemin üzerinde, milliyetçilik ideolojisine uygun bir şekilde tanımlanıyordu.
KEMALİST ULUSUN SINIRLARI
Kemalist ulus tanımının seküler sınırlarını oluşturan ise onun Sünniliğe bakışıydı. Kemalizm açısından önemli olan, ülke sınırları içerisinde sadece etnik açıdan değil dini açıdan da olabildiğince homojen bir yapı oluşturabilmekti. Halkın önemlice bir bölümü Sünni olduğundan, diğer mezheplerin bu homojenliği bozma potansiyeline sahip olduğu düşünüldü ve devlet, Sünniliği, kamusal niteliğinden sıyırıp bir vicdan meselesine indirgediği dindarlık anlayışının bir parçası olarak, homojen ulusal kimliğin bir parçası şeklinde gördü. 30’lardaki “radikal laik” uygulamaların bile bu gerçeği değiştirmediğini söyleyebiliriz. Örnek mi? O radikal laiklik döneminde dahi, devlet Dersim’in Kızılbaşlığına, Aleviliğine, sapkın bir dini inanca sahip olduğuna dair raporlar hazırlıyor, bu raporların hepsinde seküler bir medenileştirme söylemiyle, Sünni bir medenileştirme söylemi iç içe geçmiş bir şekilde bulunuyordu.
Egemen sınıfın Soğuk Savaş’taki pozisyonunu Batı bloğu olarak belirlemesiyle birlikte İslamizasyon ve milliyetçilik komünizmin panzehiri olarak görülmeye başlandı. Bir yandan, aralarındaki Kemalistler de dahil olmak üzere egemen sınıfın 1923 paradigmasıyla bağlarını koparması, öte yandan Kemalistlerin tedrici bir şekilde devlet aygıtının dışına düşmeye başlamaları, devletin İslamizasyonunu/ Sünnileşmesini hızlandırdı. 1960’lardan itibaren solun yükselişe geçmesi ile birlikte devlet, milliyetçi-muhafazakâr entelijansiyanın Türk-İslam sentezi formülasyonuna çok güçlü bir şekilde sarılma ihtiyacını hissetti. 12 Eylül, devletle Sünni İslam’ın buluşmasının milat noktasıydı; devlet aygıtının ve toplumun İslamizasyonu/Sünnileştirilmesi, yani dinin toplumsal yaşayışın ana belirleyeni haline getirilmesi, komünizme karşı mücadelenin bir parçası ve geniş kapsamlı bir proje olarak bu dönemde resmen benimsendi. Kenan Evren’in miting meydanlarında elinde Kuran’la boy göstermesi basit bir pragmatizmden çok daha ötesini ifade ediyordu dolayısıyla.
AKP’nin ulusu
AKP’nin inşa ettiği yeni rejim, eskisinin bir anti-tezi olarak şekillenmedi; onun en gerici unsurları üzerinde yükseldi. Bu nedenle de AKP’nin “Sünni-Ulus”un mucitliğini yapmadığını; 1923’ten 2002’ye kadar geçen sürede ulus tanımının yaşadığı dönüşümden yola çıktığını ve Kemalist ulus anlayışına -o anlayışın sınırlarının ve Sünniliğe açtığı kapının gayet farkında olarak- nihai darbeyi vuracak şekilde davrandığını söylememiz mümkün görünüyor.
AKP kuşkusuz ulusun tanımını anayasal düzlemde değiştirmiyor, yeni anayasadaki ulus tanımı da Sünnilik temelli değil, liberal ulus ve yurttaşlık tanımına uygun olacak. Lakin, nasıl ki Kemalist ulus anlayışı, teoride ulusu, dil, din, ırk farkı gözetmeksizin hukuki bir kategori olarak tanımladığı halde uygulamada gayrimüslimleri ve Türk olmayan Müslüman etnik grupları (özellikle Kürtleri) “hakiki Türk” olarak görmemişse; AKP de, sadece kendi “hakiki Türk”ünü, yani uygulamada merkezi unsurunu Sünni İslam’ın oluşturduğu “hakiki Türk”ü egemenliğin esas sahibi, ulusun ve milli iradenin ta kendisi olarak görüyor ve o “Sünni-Ulus”un, “Sünni milli irade”nin temsilciliği misyonunu sürdürmeye devam ediyor.
Sünnİ Hegemonya
“Sünni-Ulus”
FATİH YAŞLI