27 Şubat 2013 - 15:28

Yurt, Maliki’nin yerine Başbakan olması beklenen, Irak’ın en güçlü adamlarından İbrahim Caferi ile Bağdat’ta görüştü. Caferi, Ahmet Davutoğlu’nun yönlendirdiği Türk dış politikasının hayalci ve başarısızlığa mahkûm olduğunu anlattı.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Irak'ın en güçlü adamlarından İbrahim Caferi ile Bağdat’taki yeşil bölgede bulunan ve sıkı korunan ofisinde görüştük. Türkiye’den kabul edilen iki gazeteci olarak Şii ittifak lideri Caferi ile Türkiye Irak ilişkilerini ve Irak’ın geleceğine ilişkin çözüm önerilerini konuştuk.

Çok yakın bir zamanda yeniden Başbakan olması beklenen Caferi uzlaşmacı kişiliği ve bilgi birikimiyle Irak siyasetinde öne çıkmış bir isim. Irak’ta nüfusun önemli bir kısmını oluşturan Şii halk arasında saygın bir yere sahip olan Caferi’nin Şii ittifakın lideri olması, sorunların çözümü için bir olanak olarak algılanıyor.

Yoksa Komünist Misiniz?

Irak eski Başbakanı ve Şii ittifak lideri İbrahim Caferi’nin insan merkezli düşünceleri ve kadınların siyasette ve toplumsal yaşamda ve siyasetteki yerleri konusundaki demokratik düşünceleri bizi sevindirdi. Bu düşüncelerinden dolayı kendisi ne “Yoksa Komünist misiniz?” diye gülümseyerek sorduk. İslami değerlere bağlı olduğunu bildiğimiz Caferi sorumuzu gülümseyerek “Bunları savunmak için komünist olmaya gerek yok. Tüm bunlar Kur’an’ın insana bakışı olarak var zaten. Ben onları siyasete uyarlıyorum. Siyaset insan için yapılmalı,” diye yanıtladı.

Stratejik Derinlik’in Karşılığı Yok

Türkiye’yle son dönemlerde gerginleşen ilişkileri ve nedenlerini sorduk; “Türkiye ile Irak’ın ciddi ilişkileri vardır. Tarihi ve coğrafi temellere dayanan bu ilişkileri reddetmek kesinlikle olmaz. Irak ve Türk toplumu arasında da tarihten gelen özel bağlar vardır. Benim kişi olarak Sayın Gül, Erdoğan ve Davutoğlu ile dostluk ilişkilerim var. Ancak Sayın Davutoğlu’nun Stratejik Derinlik kitabındaki açıklamaları bana doğru gelmiyor. Ki zaten yaşamda da karşılık bulmuyor. Türkiye’nin Irak ile sorunu var, Suriye, İran ve Rusya ile sorunu var. Fransa ile sorunu var. Tüm bu sorunlar üst üste geliyorsa zaten durum yeterince açık. İçim acıyor ama gerçek bu. Benim istediğim bir şey değil.

Hiçbir devlet yoktur ki problem yaşamasın, sorunları olmasın. Önemli olan sorunları çözme yeteneğidir. Ben Başbakanlığım döneminde Türkiye ile kurumsal ilişki kurdum. Devletlerarasındaki ilişki hükümetlerle devletlerle olur. Hükümetler geçicidir ancak devlet kalıcıdır. Bugün Türkiye Hükümeti’nin Irak devletini öteleyerek kurduğu ilişkiyi doğru bulmuyorum,” açıklamasını yaptı.

Suriye Diğerlerinden Farklı

Caferi, Türkiye’nin Suriye ile olan ilişkilerinin de doğru olmadığını belirterek, “Suriye kendi iç problemlerini yaşıyor. Sorunları var. Halkın önemli bir kısmı rejimin devamını isterken bir kısmı da değişmesini istiyor. Libya, Tunus ve Mısır’dan farklı bir durum var. Bu ülkelerde halkın neredeyse tamamı rejimlerinin değişmesini istiyordu. Beşar Esad ile Erdoğan’ın çok iyi ilişkileri vardı. Ben öyle kalmasını isterdim. Devletler kendi çıkarlarını elbette koruma ama bir başka devletin iç işlerine karışmamalı. Karşılıklı ilişkiler zedelenmemeli. Ben Suriye halkının yanındayım. Aynı zamanda güç kullanılmasına da karşıyım. Reformlar yapılmalı, toplum rahatlatılmalı, iki taraf da bunu kabul etmeli ve şiddet son bulmalı” diye konuştu.

“Batı ve Rusya, Suriye üzerinde bir çekişme yaşıyor” diyen Caferi sözlerini şöyle sürdürdü: “ Aynı zamanda bölgesel aktörler de taraf oldukları kesimlere para ve silah veriyorlar. Tüm bunlar Suriye halkının yararına değildir. Silahsız gösterilere kimse karşı çıkmaz, bu demokrasinin gereğidir. Ancak şiddet, son bulmalıdır. Suriye’de yaşanacak bir olumsuz sonuç tüm bölgeyi ve Türkiye’yi ciddi etkileyecektir. Suriye’de rejim ciddi reformlar yapmalıdır. Demokratik açılıma gitmelidir. Suriye’yi rahatlatmalıdır.”

Mezheplere Dayalı İlişki

İbrahim Caferi, Türkiye Irak ilişkilerine ve yaşanan sorunlara ilişkin sözlerini dikkatlice seçmeye özen gösterdi. Diplomatik bir dil ile yaşanan sorunların nedenlerini ve doğru bulduğu çözüm önerilerini anlattı: “Benim Türkiye ile kurduğum ilişki devletlerarası bir ilişki idi ve her iki ülkenin çıkarlarını gözetiyordu. Devletlerin ve halkların ilişkileri kalıcıdır. İkili ilişkiler toplumun iradesini yansıttığı zaman kalıcı olabilir. Böylelikle hükümetlerin etkinliği artar. Toplumlar ilişkilerin kalıcı olmasını isterler. Irak halkı biliyor ki Dicle ve Fırat Nehri Türkiye’den akıyor. Türkiye halkı bunun farkında. Irak Türkiye için iyi bir pazardı. 16 milyar dolarlık ticaret vardı. Türkiye’nin Irak’ta mezheplere dayalı ilişki kurmasından Irak halkı rahatsız oluyor. Tedirgin oluyor. Bu da karşılıklı ilişkilere yansıyor.”

“Türkiye, Kuzey Irak’la Özel Anlaşmalar Yapıyor”

Türkiye'nin Irak Hükümeti ile ilişkileri düzeltmek için çaba harcamadığını özellikle vurgulayan Caferi, bu durumdan kaygı duyduğunu ifade ederek şunları söyledi:

“Türkiye AB’ye girmeye çalışıyor ancak AB almıyor. Bu durumda Türkiye’nin komşularıyla iyi ilişkiler kurması gerekir. Ortak kültür paylaştıkları komşuları, Türkiye’ye yarar sağlayacaktır. Türkiye’nin Irak savaşındaki kararı Kürtlerin daha büyük bir oluşuma gitmelerine imkân yarattı. Türkiye de Kürtlerle işbirliğine gitti. Biz Kürtlerle Türkiye’nin ilişkilerinin iyi olmasına karşı değiliz. Ancak bu ilişkinin Irak’ın toprak bütünlüğü gözetilerek sürdürülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye, Kuzey Irak’taki Kürtleri Irak’ın bir parçası olarak görmeli. Özel anlaşmalara girmemeli.

Ben bu durumu Türk Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na, ‘Türkiye Şii ve Sünni kesim arasında ayırım yapmamalı’ diye belirttim. Herkese eşit uzaklıkta durması gerektiğini ifade ettim. Irak yasalarına göre idam cezası almış Tarık Haşimi ile beni aynı konferansta yan yana getirmeye çalıştı. Böyle bir şeyi nasıl kabul edebilirdim. Ağır ve zedeleyici bir durumdu bu. Ben yine de ortalığı sakinleştirmek için çalışıyorum. İlişkilerin normalleşmesi için çaba harcıyorum ama Türkiye, Tarık Haşimi’ye vatandaşlık vermeye çalışıyor. Kürtlerle özel ticari anlaşmalar yapıyor. Bu da ilişkileri zora sokuyor.”