27 Mart 2013 - 06:26

Suud diktatörlüğüne karşı muhalefetinden dolayı Suud güvenlik güçleri tarafından vurularak tutuklanan Şeyh Nimr'in yargılanmasına başlandı.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Suudi Arabistan’ın doğu bölgesindeki El Awamiye ile Medine’de Baki’de düzenlenen rejim karşıtı gösterilerden dolayı hakkında “terörist faaliyetlerde bulunmak” suçlamasıyla dava açılan Şeyh Nimr Suud Özel Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya başlandı.

Şeyh Nimr hakkında yapılan suçlamalar şöyle:

- Teröristlerle bağlantı kurmak ve onları yıkıcı faaliyetlere teşvik etmek

- Cuma hutbelerinde halkı bu teröristleri destekleme çağırmak

- Kaçak teröristleri saklamak

- Ülkede huzursuzluğa tahrik etmek

- Bahreyn’in içişlerine karışmak ve Bahreynlileri terörist faaliyetlere teşvik etmek

Suud mahkemesinin Şeyh Nimr’e yönelik bir diğer suçlaması ise şöyle:

Arabasıyla polis arabasına çarparak, polisin ele geçirmeye çalıştığı aranan bir kişiyi kurtarmak, söz konusu kişinin kaçmasını sağlamak için polise ateş açmak.

Suç dosyası oldukça kabarık olan Şeyh Nimr hakkında yapılan diğer suçlamalar ise şöyle:

- Aranan tehlikeli kişilerden gruplar oluşturmak ve halkı gösteri için sokaklara çağırmak

- Medine’de Baki kabristanında siyasi gösteri organize etmek.

Şeyh Nimr El Nimr'in Suud Güçleri Tarafından Vurularak Yakalanmasından Önce 7 Ekim 2011 Tarihinde Okuduğu Cuma Hutbesinden Bir Bölüm

“100 yıldır bu topraklarda baskı, zulüm, korkutma altında yaşıyoruz. Doğduğunuz andan itibaren korku, tehdit, tecavüz ve işkence altındasınız. Böyle bir ortamda doğduk, duvarlardan bile korkar olduk. Aramızda bu beldede böylesi bir zulümle karşılaşmayan biri var mıdır? 55 Yaşındayım yarım asırdan fazla yaşım var. Doğduğum günden bu güne bu beldede bir an olsun güven ve emniyet hissetmedim. Her zaman bir şeylerle suçlanıyorsunuz. Her zaman tehdit altındasınız. Emniyet şefi bunu bizzat bana dedi. Beni tutukladıklarında “hepiniz öldürülmelisiniz” dedi. İşte bu onların zihniyeti.

Doğu bölgesi emniyet şefi aynen böyle söyledi. Onlar bir katliam peşinde. Buyursunlar gelsinler, hepimiz buradayız. Bizim kanlarımız değerlerimizi savunmak için küçük bir pahadır. Ölümden asla korkmayız, biz şehadeti arzulayanlarız.

Birkaç ay öncesinden gençliğimizin yüreklerinde bir onur meşalesi tutuştu. Özgürlük ateşi tutuştu. Halk sokaklara dökülerek reform, şeref ve özgürlük istedi. Zindanlarda 16 yıldır zalimce tutulan insanlarımız var. Bunun yanında Körez Kalkanı Güçleri ve Suud ordusu Bahreyn’i işgal etti. Nicelerini tutukladılar.

Awamiye’de Kargaşa, fesad ve kriz çıkaranlar kim? Bunu çıkaranlar halk değil, rejimin kendisi. Zindanlardaki tutsaklarımızı ve kardeşlerimizi savunmaya devam edeceğiz, onların arkasında duracağız. Tutuklanıp onların yanına konulmaktan korkumuz yoktur bizim. Onları savunurken kanlarımızın dökülmesinden de korkmayız biz.

Ve biz Bahreyn halkını savunmaya, onlarla daha güçlü bir şekilde dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz. Onlar bizim akrabalarımız, kardeşlerimiz. Eğer Körfez Kalkanı güçleri ve Suud ordusu Bahreyn’i işgal etmeseydi bile, yine d Bahreyn’deki kardeşlerimizi savunurduk, bu bizim boynumuzun borcu, onları bizim kardeşlerimiz. Suud güçleri zulmederken, katliam yaparken, kadınların namusuna tecavüz ederken, onların mallarını gasp ederken duracak mıyız?

Körfez Kalkanı Güçleri ve Suud ordusu Bahreyn bataklığına saplandılar. Kaçmak için yol arıyorlar, başlarını derde soktular. Ne amaçlarına ulaşabildiler, ne de orayı terk edebiliyorlar. Onlar orada bir bataklığa saplandılar. Daha da büyük bataklığa saplanacaklar. Eğer buraya gelirlerse, bilsinler ki kendilerini daha batar bir bataklıkta bulacaklar. Onlar bizden şiddet değil, bizim irade, azim, iman ve sebatımızı görecekler.

Bizim sizin zulmünüze karşı direnecek bir irademiz vardır ve bizi azla teslim alamazsınız. Ne yapabilirsiniz ki? En fazla bizi öldürürsünüz. Eyvallah, Allah yolunda şahadete merhaba. Bir insan öldüğünde hayat bitmiş olmaz. Asıl hayat ölümden sonra başlar. Ya biz bu topraklarda özgür yaşarız, ya da şereflice ölürüz. Bu ikisinden başkası yoktur bizim için.

Biz yalnız, Allah’a, Onun Resulüne ve Resulünün Ehl-i Beytine boyun eğeriz. Hepsi bu kadar. Biz asla bu rejime teslim olmaz ve boyun eğmeyiz. Kimse gelip sultasını bizim üzerimize kuramaz. Bu rejimin hiçbir meşruiyeti yoktur. Yönetimde meşruiyet Allah’tan gelir. Bu yönetim Allah’tandır ve Allah zalimlerin velayetini kabul etmez.

Biz başka ülkelere ve yönetimlere bağlı değiliz. Biz bu vatanın sadık yurttaşlarıyız. Bu vatan ne anlama geliyor? Rejim bize zulmediyor. Benim paramı çalıyor, kanımı döküyor, onurumu çiğniyor. Vatan ne anlama gelir? Rejim mi, aşiret mi, toprak mı? Bu vatanın ne anlama geldiğini bilmiyorum. Sadakat yalnız Allah’adır.

Biz ilan ediyor ve tekrarlıyoruz, biz yalnızca Allah’a boyun eğeriz, Suud hanedanına değil. Biz Allah’a sadakat gösteririz, vatana değil. Biz yalnız Allah’ın hükümranlığını tanırız başka bir ülkenin değil. Biz yalnıza Allah’ın seçtiklerini tanırız, hepsi bu kadar.

Eğer kendilerine güvenselerdi, çelik yumrukla gelirlerdi. Siz ancak zayıf insanlara saldırırsınız. Hadi gidin yılanın başını ezin bakalım. Hadi görelim sizi. Medyanız hep yazıp duruyor; “İran’ı vuracağız” diyor. Hadi gidin vurun İran’ın başına bakalım. Kimse bizi yolumuzdan ayıramaz. Hadi gidin Çelik yumrukla vurun İran’a da bizi onlardan kurtarın öyleyse.

O halde niçin o çelik yumruğunuzu bize ve Bahreyn halkına yönelttiniz…”