Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Üç günde bir şafak operasyonlarını izleme, daha doğrusu bizim bebelerin çevikliğini, zekasını, maharetini seyretme zevkine ermiş Çinçin delikanlısı Mahfuz'u.
Bebe dediklerim hep benim yaşta ha...
Hep bizim Kürdistanlı çocuklar.
Haymana'dan gelenler çoğunlukta.
Biraz da Roman'lar var.
Fidan gibi, şitil gibi çocuklar.
Yemin billah görseniz, hak vereceksiniz ki İtalyan erkeklerine hayran olan Türk kızları halt etmiş.
Öyle yaman, öyle aslan çocuklar.
Onlarla İlim Yayma Cemiyeti'nin arka bahçesinde Gerilla/Komando voleybolu veya dama, satranç, okey... Her ne olursa oynamaya bayılırım.
Ama çay molası verilip muhabbet açıldı mı...
Hele söz konusu PKK, Kürd, Kürdistan oldu mu...
Hele hele o bebeler çirkinleşip zafer naraları attı mı huysuzlaşırım.
Ne yalan atayım,
Onlara sataşmaya kıyamam, ama başıma taş yağacak diye korkarım.
* * *
Siyerden bilirim.
Peygamber (ona, kızına, amcasının oğluna ve on iki evladına selam olsun) ve has arkadaşları gazaba uğramış şehirlerin kenarından geçerken adımlarını hızlandırırlarmış.
Kuran'da da bu mealde onca ayet var:
Azgınların, haddi aşmışların yöresinden tez adımlarla geçilir; kaçar gibi.
Peygamber de (saa) böyle yapmış, İmam Ali de. (as)
Çünkü zalimlere teşne olmak suçtur ve en hafif cezası başa taş yağmasıdır.
* * *
Böyle gökten kudret helvası yağan bir gündü.
Oğlum aramıştı beni...
Bursa otogarına inmiş D38'e yeni binmiştim.
Kent merkezine, oradan pansiyona gidecektim.
"Baba", der demez "bekle" demiştim "oğul, bekle, ilk durakta ineceğim, rahat rahat konuşalım".
AVM'nin orada, ilk durakta inmiş, caminin bahçesinde, tinerci çocuklarımın yanına çömelmiştim...
Annesini sormuştum ilk gizlice oğlana; "iyidir değil mi?" diye.
"İyi, iyi", demişti, biraz da utanarak.
Sonra laf lafı açmıştı.
Hoş bir muhabbet etmiştik o gün büyük oğlanla...
Ama o gün sadece benim için hoştu;
Oğlan, yazdığım bir yazıdan dolayı başımın belada olacağını sanmış ki baya tedirgin aramıştı.
Sesi titriyordu neredeyse...
"Baba, sıkıntı var mı?" diyordu ikide bir.
"Geleyim mi baba?" diyordu.
"Oğlum", diyordum, "ne sıkıntı olacak, daha başımıza taş mı yağacak? Bak Kemalistler yaptı yapacağını, bi canımız kaldı, derdetme oğul... Bi canımız kaldı, o da senin sadakan olsun. Derdetme!"
Ben Erikli/2 dolmuşuna doğru giderken oğulcan hâlâ ısrar ediyordu: "Baba geleyim mi?" diye.
"Oğlum" demiştim, tedirginliğini fark edip, "Oğlum, bir sıkıntın var mı?"
"Baba, daha başımıza taş mı yağacak?" demişti.
Annesinin iyi olduğunu tekrarlayıp kapatmıştı.
* * *
Hiçbir zaman başıma taş yağmadı!
Ve asla yağmayacak.
Ama bu işbirlikçilik, bu teslimiyet, bu entegrasyon...
İlhak, infak...
Ne derseniz deyin artık...
İşte bunu onaylayan gençlerin yanından başıma taş yağar korkusuyla uzaklaşıyorum.
Korkuyor ve kaçmak istiyorum.
Hepsi beni tanıyor oysa.
PKK'ye ve onun başındaki Kürd/Kürdistan düşmanı haşerelere ısrarla muhalefet ettiğimi biliyor hepsi.
Ama ne ben bunu dert ediyorum, ne de onlar konu ediyorlar.
Buna rağmen tedirginim.
Korkuyorum çünkü.
Gazaba uğramaktan korkuyorum.
Bir millete...
Hele mazlum bir millete...
Hele hele kendi milletine ihanet etmek, Allah'a, Peygambere, İmamlara ihanet etmekle eştir, biliyorum!
Çünkü Allah diyor bunu;
Çünkü Peygamber diyor!
"Xûzû hizrekum" diyor Kuran!
Sırtınızı tutun!
Yani halkınızı tutun!
(Sırıtan saray mollası cemaatine Arabça da, tefsir de, hadis de, fıkıh da öğretmeye hazırım: "hizr" "vahr" demektir, "vahr" ise "halk" demektir!)
Neyse... Geçelim.
"Xûzû hizrekum" diyor Kuran!
Yani sırtınız için, yani halkınız için bir şeyler yapın, tehlike varsa tedbirinizi alın!
İşte bu yüzden PKK'li gençlerin zafer sarhoşluğunu görünce euzu besmele çekiyorum:
Gazaba uğramaktan korkuyorum çünkü!
* * *
Oğlan beni bir daha arayıp, "baba bi sorun var mı? Geleyim mi?" dese, "gel" diyeceğim "oğul gel! Başıma yağacak taşları engelleyebiliyorsan engelle. Yoksa beraber gazaba uğrayalım.
Nasılsa Kürdistanlıyız ikimiz de.
Ve nasılsa aynı suça ortağız.
Gel...
Gel beraber gazaba uğrayalım!"
Mehmet Yavuz (Arıtürk) / nasname