25 Nisan 2013 - 19:30
Kürtlerin Devlet Olma Hayali...

Allahın adıyla Binlerce yıllık bir geçmişe sahip ve birçok medeniyete ev sahipliği yapmış olan ”Mezopotamya” adı ile ifade edilen bu topraklar, birçok kavim ve milletleri üzerinde barındırması, fakat daha çok Kürtlerin yerleşik olarak yaşadığı bir bölge olarak göze çarpmaktadır.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Zamanla Mezopotamya adını daha çok Kürtlerin kullandığı ve “Kürtlerin Anayurdu” (1) olarak ifade edildiği bir siyasi coğrafya anlamında kullanıldığını görmekteyiz.

Mezopotamya denilen bölgenin neresi olduğu, nerelerin kast edildiğine gelince; Fırat ve Dicle nehirleri arasındaki bölge Türkiye, Irak, Suriye’nin bir kısım topraklarını içine alan Türkiye’nin güneydoğusundan Basra körfezine kadar uzanan bir coğrafik alanın kastedildiğini söylenebilir. 

Tarih boyunca bir çok uygarlık ve medeniyete ev sahipliği yapan coğrafyada başlıca Sümerler, Akadlar, Babiller, Asurlar,Medler, Persler, Abbasi ve Osmanlı gibi bir çok İmparatorluk ve medeniyet yaşamış ve hala bu medeniyetlerin izleri görülmektedir. 

Kürt aydınlarının Medlerin  Asur Krallığını yıkmasından sonra kurdukları “Medya” krallığını, Mezopotamya coğrafyasında kurulan tarihteki tek Kürt devleti” olarak tanımladıklarını söyleyebiliriz.

KÜRTLERİN DEVLET OLMA HAYALİ… 

1.Dünya savaşı akabinde bölgesel değişiklikler ile birlikte ulus devletlerin kendilerine sınırlar çizdiği-çizildiği süreçte, Kürtlerin-Kürt ulusalcılarının da bir yerde kendi kimlikleri ile var olabileceği, kendi yönetimlerini kurabilecekleri bir devlet olabilme çabasına girdikleri görülmektedir. Batı’dan ithal edilen, her ulusun bir devlete sahip olma fikri akımı, ümmet karakteri ile varlığını sürdüren İslam coğrafyasını param parça etmeye fazlasıyla yetmişti. Bir yerde Kürtler de kendi kimlikleri ile var olabilecekleri bir devlet fikrini en doğal hakları olarak görmekteydiler. Kavmiyetçi-ırkçı bakış açısı İslam toplumunu parçalara ayırmaya yarayacak en kuvvetli argüman olarak Batılıların elinde ciddi bir koz, İslam coğrafyasının kalbine saplanan hançere dönüşmüştü. Aynı Batı, 2.Dünya savaşı sonrası hızla bir araya gelip yaralarını sararak, ittifaklar kurarak, Nato gibi Pakt’lar oluşturarak tarihi fırsatı kaçırmak istemiyordu.

Günümüzde hala devam edegelen bu siyasi-ideolojik dalganın son etkilerini bölgede İslami referanslar ile hareket etmeyen, Kürt kimliğini önceleyen bağımsız, ulus-devlet olma hayalini taşıyan Kürt’ler üzerinde görmekteyiz.

Özellikle 1. Dünya savaşı sonrasındaki evrede Kürt’lerin, Türkiye, İran, Irak, ve Suriye topraklarına dağılmış hali, gelecekteki ayrılıkçı Kürt isyanların hazırlayıcısı olacak ve üzerinde bulunduğu devletleri daha da küçük parçalara bölme zayıflatma aracına dönüşebilecek bir planlamanın parçası haline getirilmesi görülmüştü belki de.

Türkiye’de okullarda Kürt isyanı olarak okutulan, aslında İslami karaktere sahip Şeyh Said hareketinde Kürt ulusalcılığı düşüncesi ile hareket edenlerin varlığını da inkar edemeyiz. Şeyh Said’in ısrarla Kürt hareketi değildir diye tanımladığı bu harekete destek veren Diyarbakırlı Hacı Ahti ve Mehmed Tevfik gibi şahsiyetlerde harekete Kürtcü-ulusal bir karakter kazandırmaya çalışıyordu (2). 1925 Şeyh Said Hareketinin içerisinde, isyan hareketinin bastırılması ile beraber Türkiye’yi terk etmiş, tanınmış Kürt Şairi Cegerxwin (Ciğerhun) gibi solcu-ulusalcı kimliğe sahip olanların varlığı düşüncemizi desteklemektedir.  1927 yılında Beyrut’da Celadet Ali Bedirhan başkanlığında bir grup Kürt entelektüeli tarafından Cegerxwin‘in de kurucu kadrolarında bulunduğu “Xoybun”(3) hareketi “Ağrı Dağı” isyanını başlatmış ve isyan 1930 yılında bastırılarak Mezopotamya-Kürdistan bölgesinde bir Kürt devleti kurma girişiminin önüne geçilmişti.

İRAN KÜRDİSTANINDA….

İran’ın Sovyetler tarafından işgalinin akabinde 22 ocak 1946 yılında İran Kürdistan’ında kurulan ve 31 mart 1947 yılında Gazi Muhammed’in Mahabat’da idam edilmesi İle modern tarihin kaydettiği tarihteki en kısa süren devletlerden biri olan“Mahabat Kürt Cumhuriyeti” son bulmuş oldu.

Daha sonraları gerçekleşen ve tüm dünyada ve Ortadoğu coğrafyasında dengeleri derinden etkileyen İran İslam Devriminin akabinde de bölgede Kürt isyan hareketlerini görmekteyiz. Daha çok batı-Emperyalizm destekli, ABD öncülüğünde örgütlenen PJAK adlı Kürt hareketi bölgede varlığını kabul ettirememiştir. Günümüz İran’ında Kürtlerin durumu Irak, Türkiye ve Suriye’de bulunan Kürtler ile temelden farklı bir seyir izlemektedir.

 İran’da Kürdistan bölgesi resmi olarak zikredilmektedir. Kürtler kendini ifade edebilecek dil, din ve kültürel anlamda serbestiyete sahiptirler. İran Kürt bölgesinin yönetiminde başka eyaletlerde olduğu gibi valiler, kaymakamlar Kürtler arasından seçilmektedir. Kendi seçtikleri Kürt kökenli belediye başkanları aracılığıyla hizmeti kendi elleri ile halka ulaştırmaktadırlar. Diğer bölgelerede devam eden “dışarıdan tayin” şeklinde bir yönetici belirlenmemektedir. Kendi camilerine, kendi mezheplerinin gerektirdiği gibi imamlar tayin belirlenmektedir. ABD propagandasının tesirinde kalan basın ve medya araçları ile manipüle edilen, yanlış ve taraflı haberlere maruz bırakılan İran Kürdistan’ını bölgedeki en az sorun ve problemin yaşandığı Kürt nüfusa sahip bölge olarak gösterilebilir.

IRAK KÜRDİSTANINDA…

Irak’ın 20 Mart 2003 yılında Amerikan işgaline maruz kalmasının akabinde bölgede köklü değişimler olduğunu görmekteyiz. Irak’ta gücü elinde bulunduran tek merkeiyönetim yerini çok merkezli yönetime bırakmaktaydı. Amerika’nın işgaline karşı Irak kuvvetlerinin yanında savaşmayıp destek vermeyen ve Irak Kürdistan’ının kaderini ABD/Irak-Saddam savaşının gelecekteki belirsizliği üzerine inşa eden ve tarafsız kalmayı seçen  KDP(Kürdistan Demokrat Partisi)  başkanı Mesut Barzani, 30 Ocak 2005 seçimlerinde KDP-KYB ( Kürdistan Yurtseverler Birliği) Celal Talabani ile ittifak yaparak girmiş olduğu seçimlerin akabinde Irak Kürdistan’ında “Irak Kürdistan Bölgesel Yönetiminin” başına geçti.

Celal Talabani’nin Irak’ta Cumhurbaşkanı olması, yüz yıllardır bölgede görülmemiş bir durumun meydana gelmesi, bir Kürt liderin bölgede Kürt kimliği ile devlet başkanlığına geçmesi Kürt’ler açısından ( Mezopotamya Coğrafyasında) bölgenin siyasal Kürt hareketleri tarihinde önemli bir unsur olarak göze çarpıyor.

Amerika’nın Irak’ı işgalindeki amacı, Irak’ta Şii, Sunni ve Kürt devleti olmak kaydı ile Irak’ı üç parçaya bölmek idi. Irak’ta planlanan 3 devletli bölünmüş Irak fikrinin en yakın uygulama ve hayata geçiş önceliği Irak’ın Kuzeyinde Bağımsız Kürt devletine giden yolda Kürt bölgesel yönetiminin tesisine verildi. Irak Kürdistan’ındaki  mevcut özerk yönetimi, artık komşu ülkenin (Türkiye) Dış işleri bakanını Ahmet Davutoğlu ile Merkezi Yönetimden izin almaksızın Erbil’de direkt olarak görüşmesi, Kürdistan Özerk Bölgesel Yönetimine Devlet statüsü kazandıracak bir mesaj niteliğinde idi. Ancak bu mesaj Irak merkez yönetimini rahatsız etti. Türkiye’nin de Irak merkezi yönetimi ile Suriye meselesine yaklaşımdan kaynaklı görüş ayrılığı, Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetime bağımsız devlet statüsü payesi vermesi ile artık zirveye çıkmaktaydı.

Irak’ta ki merkezi yönetimin güç ve otoritesini zayıflatan başka gelişmeler de vardı elbette. Merkezi yönetiminin onayı olmaksızın İsrail’le gaz ve petrol boru hatlarının geçişi noktasında Türkiye ile birlikte hareket eden Kürdistan bölgesel yönetimi, Kerkük’ün statüsü konusundaki çatışmanın yanında İki Kürt Bakanın uzun zamandır, Irak Merkez Yönetiminin Bakanlar kuruluna katılmaması neticesinde iki Kürt bakanın yerine yenilerini atamasıyla bir başka boyut kazandı. Artık, daha düne kadar bölgede Kürt’lerin adını anmayan, kimlik olarak tanımayan, telaffuz dahi etmeyen Türkiye diplomasisi ne oldusa bölgedeki Kürtler ile direk temas içerisine girerek iyi ilişkiler geliştirme ve akabinde bölgede barışı tesis etme arayışına girmişti.

SURİYE KÜRDİSTANI

Irak Kürdistan’ından sonra Suriye’de yaşananlar Irak işgalinin akabinde Irak’ta yaşanan tabloya benzemektedir. Suriye devletine karşı yapılan, başını Amerika’nın ve körfez ülkeleri ile birlikte Türkiye’nin çektiği müdahale gücüne,  PKK’ya yakınlığı ile bilinen Suriye Kürtlerinin örgütsel siyasi-askeri gücü olan PYD’nin önce tarafsız ve son dönemde Esad karşıtı söylemler ile Suriye muhalefetine yaklaşması şeklinde farklı bir tavır içerisine girdiğini görüyoruz.

 Suriye’de olayların başlaması ile birlikte Barzani ve Murat Karayılan ile sık sık görüşen ve hep tarafsız kalma fikri üzerinde duran PYD lideri Salih Müslim, “ Bizim (Kürtlerin) içinde olmadığımız muhalefetin Suriye’de bir sonuç alamayacağı görüldü” şeklindeki açıklamaları Suriye’de PYD’nin Esad sonrası için bir pazarlığın içerisine girdiği kesindir.

Burada akla gelen bir başka soru da Suriye’de ki Kürtlerin Irak’taki gibi “Özerk Bölgesel Yönetim” şeklinde bir yapıya ikna edilmiş olması ihtimalidir. Suriye’de  Kürt’lerin şimdiye kadar silahlı muhalefete destek vermemesi ve yer yer  Nusra cephesi ile karşı karşıya gelmesi, Suriye muhalefetini dizayn eden unsurların Kürtlerin (PYD) Suriye’de terazinin kefesine etki edebilecek bir güç olduğu fikrini kabul ettiler.

 Suriye muhalefetinin, İhvan-Cephet-un Nusra gibi İslamcı! karakteri olan muhalefet terazinin ağır kefesini oluşturan yapının, solcu-ulusal Kürt’cü kimliğine sahip Suriye Kürt’lerini temsil eden PYD ile nasıl bir uzlaşma ve anlaşma zemininde buluşulacağı merak edilmektedir. Bunu rağmen, Suriye’de Kürtleri kendi saflarına çekme çabası içerisine giren Amerika’nın başını çektiği Suriye muhalefeti, aslen bir Kürt olan fakat Kürt’ler içerisinde bir etkinliği olmayan birisini (Gassan Hito) seçmesi, Kürt’lere yakılmış bir yeşil ışık olarak olarak görülebilir. ABD-Körfez Ülkeleri ve Türkiye’nin başını çektiği müdahale gücü, Suriye Kürtlerini, arzuladıkları Esad sonrası Suriye’sinde “Özerk Bölgesel Yönetim” modelinin olabileceğine ikna etme çabasına girdiklerini söylemek hayalperestlik olmasa gerek.

Türkiye’de son dönemde, AKP hükümetinin İmralı-Kandil-BDP ile geliştirmiş olduğu, “TÜRK-KÜRT BARIŞI” şeklinde kamuoyunda yankı bulan diyalog ve görüşmeler, Türkiye’de Özal sonrası görülmedik düzeyde bir trafik içerisinde geçti. Suriye ve Irak’ta cereyan eden hadiselerin Türkiye devletini ve Kürt’lerini etkilemeyeceğini söylemek yaklaşan ateşin dumanını inkar etmek demektir.

VE MEZOPOTAMYA EKSPRESİ TÜRKİYE KÜRDİSTANINDA…..

DEVAM EDECEK….