ABD senatosundan onay kararı çıkması bekleniyordu
Okuduğumuz analiz ve değerlendirmelere göre olumlu bir karar bekleniyordu, hatta hayır oyunun fazla çıktığı bile düşünebilir. Fakat her şeye rağmen Obama’nın birkaç gün önce, nerdeyse gece yarısı saldıracağını beklerken bir anda bu kararı kongreye havale etmesi, zaman satın almak istediği ile ilgili yorumları desteklemişti. Bende bu yorumları yapmıştım.
Senatosunun onay vermesi meşruiyet sağlamaz
Her şeye rağmen tabi burada hukuki bir problem var, onu da Rusya cumhurbaşkanı Putin söyledi: “Amerikan Senatosunun onay vermesi meşruiyet sağlamaz. ABD’nin yalnız başına veya yanına bazı müttefiklerini alarak Suriye’ye saldırmasını yasadışı olmaktan çıkarmaz.” Diyerek bunu ikaz etti. Bu konuda bir tek mercii var malum, oda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK). Ancak BMGK karar aldığı takdirde, bu tür bir operasyon meşru ve yasal hale gelebiliyor.
BM Sözleşmesine göre Suriye’nin karşılık verme hakkı var
Eğer BM bu müdahaleye onay vermezse, bu saldırı kayıtlara, tarihe ve bütün belgelere “saldırganlık” olarak geçecek. Dolayısı ile ABD ile Suriye’ye saldırıya katılacak tüm devletler, bu saldırganlığın bir parçası haline gelmiş olacaklar. Çünkü Birleşmiş Milletler sözleşmesi bir ülkeye saldırganlık, tecavüz durumunda “kendini savunma hakkı” veriyor. Kendimizle ilgili olarak meseleye bakarsak eğer BM izni olmadan Türkiye’den Suriye’ye yönelik bir saldırıda, Suriyeliler BM sözleşmesine uygun olarak kendini savunma hakkı çerçevesinde ABD’nin bütün müttefiklerine karşılık verme iznine sahip oluyorlar.
Başbakan Erdoğan’ın, hükümetin bunu enine boyuna hesapladığı kanaatinde değilim. ABD’nin gücüne güvenip; “Nasıl olsa Suriye’yi harap edecek, yerle bir edecek savaş kapasitesi vardır, bizde arada kaynarız“ diye mi düşünüyor acaba ki bu Türkiye’nin suçunu hafifletmeyecektir.
Medya Putin’in konuşmalarını tahrif etti
Putin’in bu konudaki uyarılarını, konuşmalarını dahi tahrif etmiş bir medya ile savaş koşullarına doğru hızla ilerliyoruz. Putin bu yapılacak olan askeri operasyonun tamamen yasadışı olduğunu, böyle bir şeye kalkışılmaması gerektiğini günlerdir neredeyse feryâd edercesine ikaz ediyor… Rusya savunma bakanı, Akdeniz’de bu şartlarda, bu kadar hassas ve gergin bir ortamda füze denemesi mi yapılır diye İsrail’i azarlıyor… Bütün bunların olduğu koşullarda bizim medyamız maalesef Putin’in çok ilginç bir beyanatta bulunduğunu “Bana delil gösterin, tutumumu değiştireyim” dediğini falan söylüyor… Yani Putin’in muhataplarıyla bir tür dalga geçtiğini / meydan okuduğunu bile anlayamayan veya anlasa da bunu halkın / Türk toplumunun gözünden kaçırmaya çalışan bir medyamız var. Medyamızın gerçekten ciddi bir ahlak muhasebesi yapmasında fayda var.
Tamamen kapalı bir toplum olduk. Türkiye hiçbir döneminde bu kadar kapalı toplum haline dönüşmedi. Ne yazık ki (Türkiye), dış dünyaya kapalı, gelişmeleri izleyemeyen, izlemekte istemeyen bir hükümet ve taraftarlarınca kuşatılmış vaziyette.
ABD kanıtlarını Dünyaya sunmadan “zorbalık” yapıyor
Amerikan dışişleri bakanı defalarca aynı cümleyi kurdu : “Bizim elimizde Guta’daki saldırıyı şam yönetiminin yaptığına dair kesin kanıt var” Dedi. Fakat nedense bu kanıtı bir türlü açıklamıyorlar. Rusya’nın ısrarlı baskısına rağmen, bu deliller bir türlü Dünya kamuoyunun, ülkelerin, toplumların önüne konmuyor. Kendilerine saklıyorlar, biz gördük, emin olduk ve saldıracağız diyorlar. Bunun zorbalıktan başka bir tarifi olamaz. BM’nin onayının olmamasını bir kenara bıraktık, Amerikan’ın “elimizde kanıt var ama açıklamayacağız, biz ikna olduk bu yeterlidir” demesinin nasıl bir zorbalık olduğunu ve Dünyanın nasıl bir başıbozukluk halinde yoluna devam etmeye çalıştığını sadece bu örnekten bile anlayabiliriz.
Arap Birliği bile Türkiye’den daha temkinli davranıyor
Arap Birliği tarafına bakarsak, Arap Birliği üyelerinin ne kadar temkinli olduğunu kayda geçmeliyiz. Suriye’nin Arap Birliği üyesi olmasından ötürü, Arap Birliği’nin bir tür kendi iç meselesi olarak ta görülebilecekken onlar bile son derece temkinli haldeler, yani Türkiye daha temkinli ihtiyatlı davranması gerekir. Arap Birliğindeki ülkeler bu işe karışmak istemiyorlar, ABD dışişleri bakanı Kerry’nin açıkladığına göre para verecekler, yani kaç paraysa verelim bu işi bizden muaf tutun diyorlar.
Türkiye’nin vereceği “güçlü desteği”, Türk toplumu ve TBMM bilmiyor
ABD dışişleri bakanı Kerry, Türkiye’nin güçlü destek verdiğinden de bahsetti. Buda çok önemli bir nokta. Başbakan Erdoğan’ın verdiği güçlü desteğin ne olduğunu Türk toplumu bilmiyor. TBMM bilmiyor. Yani nasıl bir güçlü destek bu, ABD Dışişleri bakanı neyden bahsediyor? Biz bunu bilmiyoruz. Türkiye neyi taahhüt etti bundan haberdar değiliz. Ne yapacağını da bilmiyoruz. Tek bildiğimiz; bambaşka bir gerekçeye dayanarak sınırlı ve hiç bu konularla ilgili olmayan meclisten çıkartılmış bir teskereye dayanarak başbakanın : “elimizde teskere var, biz istediğimizi yaparız” demesi. Başbakanın Türkiye’yi nasıl bir maceraya soktuğunu ve ne yapacağını bilmiyoruz. Başbakan “biz hazırız” gibi kabadayılık havalarında. Neye hazır başbakan? Bizim adımıza, kime ne hazırlığından bahsediyor?
Milli iradeye saygıdan bahseden Erdoğan, halkını kaale almıyor
Pek çokları gibi bende hükümeti bu konuda çok lakayt buluyorum. Yanı başımızda bir savaş patlamak üzere, Türkiye bu savaşın bir tarafı yani cephesi olacak, ve bu cepheye karşı kendisine savaş açılacak olan Suriye hükümeti, karşılık vereceğini söylüyor. Fakat hükümet “biz hazırız, ne yaparsa yapsın” filan diye bir kabadayılık havalarında bütün Türkiye adına konuşuyor, oysa Suriye’ye açılacak bu savaşla ilgili olarak başbakanın arkasında -bütün kamuoyu araştırmalarında çıkan sonuç itibari ile- sadece %10-%12 var. Toplumun %85’i belki de daha fazlası böyle bir harekete karşı, asla istemiyor. Yani Başbakan milli iradenin neredeyse tamamına yakınını karşısına almış, bu tarafta kendi azgın azınlığı ile birlikte Türkiye’yi savaşa sokmaktan -ateşe atmaktan- bahsediyor. Her ağzını açtığında bize Milli İradeye Saygı’dan bahseden başbakan bu aynı zamanda… (Topluma bakmadan,) dediğim dedik devam ediyor, ondan sonrada millete dönüp “benim nerem diktatör?” diye soruyor. İşte bu nedenle diktatörsün sen zaten. Halkı kaale almadığın için, hatta kendi ellerinle bu toplumu ölüme götürdüğün için, ateşe attığın için diktatör sayılıyorsun.
Bu savaşı engellemek için neler yapılmalı
Muhalefet partileri mutlaka tepki veriyorlar ama, bu meselenin mecliste gruplardan milletvekillerinin çıkıp basın toplantısı düzenlemekten çok daha vahim, çok daha fazlasını gerektiren bir durum olduğu kanaatindeyim. Yerimizde duramıyor olmalıyız. Bu hükümeti caydıracak, Türkiye’nin ateşe girmesini ve yanmasına mani olacak bir şeyler yapmamız lazım. Başını da TBMM çekmeli. Tüm muhalif, savaşa karşı çıkan grupları kastederek söylüyorum; milletvekilleri sokaklara mı dökülürler, bizim başımıza mı geçerler, biz hep beraber onlarla beraber sokaklara mı çıkarız, bu hükümeti caydırmamız lazım. Tayyip Erdoğan’ın macerasına katılmak istemediğimizi haykırmamız lazım.
http://tvarsivi.com/player.php?y=418&z=2013-09-05%2000:03:00