Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- İran’da çok güzel anılarımız olmuştur. Hayatımızın en güzel yıllarını İran İslam Cumhuriyetindeki ilim havzalarında Ehlibeyt maarifini öğrenmekle geçirmiş olduğumuz için de ayrıca onur duymaktayız. Doğal olarak hâlihazırda İran’la olan irtibatımız devam etmektedir. Oradaki ilim havzalarının bugünkü öğretim görevlileri, dün bizimle aynı odayı, aynı lokmayı ve aynı hissiyatı paylaşan arkadaşlarımızdır. Bu arkadaşlarımızdan bir kısmı İran’ın siyasetinde, bir kısmı bürokrasisinde ve bir kısmı da ticaretinde aktif roller üstlenmiş durumdalar. Yolumuz İran’a düştüğünde hepsini ziyaret etme fırsatımız olmasa da bazıları ile görüşme imkânımız olmaktadır.
Bunları niye söylüyorum?!...
Son zamanlarda bazı yayın organlarında İran’a gidenlerin “ajan” oldukları yönünde bazı haberlerle karşılaştığım için böyle bir yazı yazıp suç (!) duyurusunda bulunmak suretiyle ilgili makamların işini kolaylaştırmak istedim!
Şimdi okuyucularım şu soruyu sorabilir: Neden İran’da eğitim aldınız? Veya neden İran’ı tercih ettiniz?
Öncelikle şunu ifade etmeliyim: Seyahat ve eğitim hakkı diğer evrensel insan hakları gibi her bireyin en doğal hakkıdır. Devletler ise insanların bu doğal haklarını güvence altına almak için vardır. Her insan yasalar çerçevesinde seyahat etme ve eğitim alma hakkına sahiptir. Dileyen Amerika’ya seyahat edip orada eğitim alabileceği gibi dileyen de İran’a gidip orada eğitim alabilir. Ancak masumiyet karinesi gereği hiç kimsenin Amerika’da eğitim almış birini CIA ajanı olarak suçlama hakkı olmadığı gibi, İran’da eğitim almış olanı da “İran ajanı” diye suçlama hakkı yoktur.
Sorunun cevabına gelecek olursak;
Ülkemizde Caferi fıkhına ait ilimleri öğreten medreseler bulunmadığı için İran’a gitmek zorunda kaldık ve gitmeye de devam ediyoruz. Şu anda bile İran İslam Cumhuriyetinde Caferi fıkhı üzerinde ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde eğitim görmekte olan vatandaşlarımız var.
Burada eğer bir suç (!) varsa asıl suçlu yıllardır bizi gurbette eğitim almaya mahkûm eden mevcut sistemdir. Burada asıl şikâyetçi olması gereken, her türlü vatandaşlık görevimizi devletimize karşı yaptığımız halde tüm vatandaşlara eşit düzeyde ulaşması gereken olanakların bir bölümünden mahrum bırakılmış olan biz Caferiler olmalıyız. Ancak Türkiye’de yaşayan Caferiler tüm şartlar altında devletiyle - milletiyle daima barışık yaşamaktan yana bir tavır ortaya koymuştur.
Ancak kendisi eğri duran biri, her şeyi ve herkesi eğri görür. Buradaki anormallik, mevcut anayasal sistemin bu ülkenin asli unsurlarından olan 3 milyon Caferi vatandaşı kuşatamaması ve onların dini eğitimlerine cevap verecek eğitim kurumlarının oluşmasının önündeki yasal engellerdir.
“Eee, diyanet var ya! Hatta son zamanlarda Caferi âlimleri (!) için kadro bile tahsis ediyor ya!” diyecek olursanız buna artık diyecek sözümüz kalmaz. Bu da başka bir sıkıntı! Bu ülkede “Caferileri kazanmalıyız!” diyen diyanet başkanı gördük. Bu ülkede “mele projesi” ile kitleler üzerinde nüfuzu olan din âlimlerini diyanetin bünyesine almalı, böylece onları otokontrol sistemine tabi tutmalı, gerektiğinde siyasi amaçlarımıza hizmet yolunda kullanmalıyız (!) diyen bakan gördük… Tüm bunlara tahammül ettik ama tahammülün de bir sınırı var…
Şimdi de yaz tatilinde bir yıllık eğitimin yorgunluğunu üzerlerinden atmak için İran’ın Meşhet kentinde bulunan İmam Rıza (a.s) türbesini ziyaret etmek ve birazcık gezip eğlenmek için kendi velilerinin izniyle güvenilir rehberler eşliğinde 20 günlük geziye çıkmış olan 13-14 yaşındaki çocuklara Türkiye’ye döndüklerinde “ajan” yaftasının vurulduğunu görüyoruz!
Bunu yapanların hangi karanlık mihraklara hizmet ettiklerini okuyucuların ferasetine bırakıyorum. Tarihi, coğrafi, manevi ve kültürel bağları olan iki dost ülkenin arasının açılmasını en çok kim istiyorsa, bu haberi yapanlar işte onların ajanıdır!
Mikail Gürel