Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Hac, Müslümanların yıllık kongresidir. Hac, İslam ümmetinin yıllık “stratejik plan”ını hazırlama toplantısıdır. Hac, ümmetin vahdet için akit ve biatleşme yeridir. Hac, ümmetin yaralarını sarma, hastalıklarını tedavi etme mekânıdır. Hac, ümmetin dost ve düşmanını doğru tespit ve belleme anıdır. Hac, dostları bağra basma, düşman (şeytan)’ı taşlama yeridir.Bütün bunlar için Cenab-ı Allah, Hz. Peygamber (s.a.a)’e buyurdular: “İnsanlar içinde Haccı duyur” (Hacc-27). Ve yeryüzünün dört bir yanından Allah’ın evine geleceklerin gönüllerini rahat ve hoş kılmak için ise: “Evi (Kâbe’yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kıldık” (Bakara-125) buyurdu. Ardından ümmetin fertlerinin bunca zahmet ve masrafa hangi maksat için katlanmaları gerektiğini de: “Allah, Beyt-i Haram’ı (Kâbe’yi) insanlar için bir kıyam evi kıldı” (Maide-97) buyurarak beyan etti.Cenab-ı Allah’ın muvahhidlerin toplanma, yenilenme ve kıyam merkezi kılıp; “Emin” olarak korunup, “Emin” olarak ziyaret edilebiliyor olmasını Müslümanlara görev kıldığı “Ev” (Mekke / Kâbe) bugün ne durumda acaba?Toplanmak için Kâbe “emin” bir yer mi?Put kıran İbrahim (a.s), İsmail ve Hacer (a.s)’ı Mekke vadisine bıraktığında: “Allah’ım! Bu beldeyi emin bir belde karar kıl” (İbrahim-35) diye dua etti. Cenab-ı Allah onun bu duasını Kur’an-ı Kerim’de zikrederek kabul edildiğini ve bu durumun evrensel bir hükme dönüştüğünü bizlere duyurdu.Ancak bugün Suud Hanedanı’nın “Vahhabilik” mezhebine dayanarak hükümranlık ettiği bu kutsal beldelerin tüm hürmet ve saygınlığı ayaklar altında. Mekke ve Medine “Emin belde, güven evi, kıyam evi” olmaktan çıkartılmış; bir “baskı ve zulüm beldesine” bir “tekfir evi”ne dönüştürülmüş durumda. Sanki Kâbe Müslümanların kutsal mabedi değil de, Suud ailesinin saraylarından sahip oldukları mülklerden biriymiş gibi davranılıyor. Müslümanların Allah, Peygamberi ve Ehl-i Beyt (a.s) ile ahitleşmek için gittikleri Beytullah, İslam düşmanlarının eliyle açığa çıkarılmış “Vahhabilik” mezhebinin karargâhına dönüştürülmüş durumda. Müslümanlar; anlayışları, mezhepleri, meşrepleri ya da fiziksel görünümlerinden hareketle “Güven evi”nde “tekfir” edilip, “müşrik” olmakla itham edilebiliyorlar.Tevhit peygamberi İbrahim (a.s)’ın makamına saygı gösterme, İslam peygamberi Hz. Peygamber (s.a.a)’i salat ve selam ile tazim etme ve Ehl-i Beyt (a.s)’ı ziyaret “müşrik” olmakla itham edilmeniz, güven ve hürmetin üzerinizden kaldırılması için yeterli görülüyor. Farklı mezhep ve anlayışlardaki hacılara baskı ve kendilerince tebliğ adını verdikleri “mezhep dikte etme” çabası için hiçbir fırsat kaçırılmamaya çalışılıyor.Müslümanların, insanlığın hiçbir sosyal, toplumsal meselesinin gündeme gelmemesi; özellikle ümmetin hiçbir “siyasal” sorununun herhangi bir toplantı ya da nümayişle gündeme taşınmaması için polisiye tedbirlerle hacıların nefes kaydı tutulmaya çalışılıyor.Suud Hanedanı, ortaya koyduğu politik ve mezhebi anlayışla demek istiyor ki: “Ey hacılar! Lüks otellerde yiyin için, alış veriş yapın, kişisel ibadetlerle uğraşın; ancak asla ve kat’a Haccın gerçek manası olan sosyal, siyasal ve toplumsal mesele ve konulara yönelmeyin. Yönelecek olursanız ne mi olur? Size sadece 1987 yılında İranlı hacıların başına gelenleri hatırlatayım, yeter! Kâbe “kıyam” evi mi?Cenab-ı Allah, emin kıldığı eve Müslümanları “kıyam” için davet ediyor. Peki, bugün gerçekten Hac, bir kıyam hareketi midir acaba? Hacılar, ümmetin kardeşliğini ve vahdetini haykırabilirler mi? Düşmanların kalbine korku salacak bir haykırış gerçekleştirebilirler mi?Hac da her ritüel esasında pratik hayatta olması gereken bir uygulamanın sembolize edilmesidir. Şeytan taşlamanın manası da herhalde oradaki büyük bir duvara küçük taşlar fırlatmaktan daha öte ve derin olmalıdır. Hem kendi iç dünyamızın ve hem de esas olarak “küresel şeytan”ı taşlamamızı istiyor Cenab-ı Allah.Büyük ve küçük şeytan taşlamadan hacı olunmaz! İyi de küresel anlam da büyük ve küçük şeytan kimdir? “Büyük Şeytan Amerika’dır, Küçük Şeytan İsrail!” Öyleyse; Mina “Kahrolsun Amerika! Kahrolsun İsrail!” sloganları ile inlemeden ve her hacı Allah’a: “Yarabbi! Ben, Büyük Şeytan Amerika ve onun Siyonist uşağı İsrail ve tüm yandaşlarından beriyim” diyerek ahit vermedikçe nasıl şeytan taşlanmış olabilir ki?!SonsözSuud Hanedanı, “Vahhabilik”le Hac ibadetinin içini boşalttı. Onu ruhsuz ve manasız ritüeller yığınına dönüştürdü. Muvahhidlerin tevhit buluşması ve kıyam gününü, büyük bir turizm hareketi ve alış veriş gününe çevirdi. Kanaatimce her Müslümanın öncelikli görevi “Kutsal ve Emin Belde’yi, Tevhid Evi’ni” Suud Hanedanı’nın dikta ve hegemonyasından kurtarmak olmalıdır.Ümmet, Kâbe’nin Suud Hanedanı’nın değil Müslümanların kutsalı olduğunu fark ettiklerinde; Kâbe, mezhebi hegemonya ve diktadan kurtulabilecek ve gerçekten şeytan taşlanabilecektir…Bakalım bu sene hacılar, Müzdelife’den topladıklarını Mina’da fırlatıyorken “Kahrolsun Amerika! Kahrolsun İsrail!” diye haykırabilecekler mi? Bakalım bu sene hacılar “şeytan”ı taşlayabilecekler mi?!Kemal Şükrü SEVİNDİK
13 Ekim 2013 - 20:30
News ID: 472135
Bismihi Teâlâ Hac, Allah’ın Müslümanlara en büyük ilahi lütuflarından biridir. Yeryüzünde temeli atılan ilk tevhid evinde gerçekleştirilmesi gereken bu yüce ibadetin sosyal, siyasal, toplumsal ve irfani olarak uçsuz bucaksız bir derinliği vardır.