Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- İran’da Hasan Ruhani ‘nin cumhurbaşkanlığını resmen devralmasından bu yana geçen dört aylık dönemde dışişleri bakanları ve bakan yardımcıları düzeyinde yapılan görüşmelerin üçüncüsü olan bu son görüşmelerde taraflar sonuca varmaya yaklaştıklarına dair demeçler verip durmaktalar.
Çin ile Rusya’nın İran’la devam eden çok yönlü ilişkilerinden dolayı İran’ın nükleer proğramına olumlu yaklaştıkları, en azından böyle açıkladıkları dikkate alındığında bu görüşmelerin gerçekte Batı blokunun lideri konumundaki ABD ile İran arasında yapıldığı söylenebilir. Batı bloku ülkeleri temsilcileri tarafından yapılan bazı aksi açıklamalar ve çıkarılan çatlak sesler ise ABD ile aralarında yaptıkları gizli iş bölümünün dışa vurumundan ibarettir. Ayrı bir ifadeyle iyi polis-kötü polis manevralarıyla amaçlarına ulaşmaya çalışmaktalar.
Bilindiği üzere İran bundan on yıl önce nükleer proğramı çerçevesinde nükleer yakıt döngüsünü ülke içerisinde başlattığını açıkladığında Batılı ülkelerin beklenmedik tepkisiyle karşılaşmıştı. Bu tepkilerin nedenleri ve başlatılan baskı ve yaptırımlar konusuna girmeden önce kısaca meselenin geçmişine bir göz atalım.
Nükleer Yakıt Döngüsü
Teknik olmamakla birlikte nükleer yakıt döngüsü kısaca şöyle tanımlanabilir: Atom enerjisiyle çalışan elektrik üretim reaktörlerinde kullanmak amacıyla uranyum madeninin tabiatta keşfinden bu madenin sarı kek denilen maddeye dönüşümü, sarı kekin gaz haline getirilerek sanrifujlarda zenginleştirilmiş uranyuma dönüştürülmesi ve zenginleştirilmiş uranyumun reaktörlerde kullanmak için çubuk hailne getirilmesinden tutun sanrtifuj cihazlarının üretimine kadar ihtiyaç duyulan aşamaları gerçekleştirmek demektir.
Enerji üretim reaktörlerinde kullanılan uranyum metali çubuklarının % 3.5 ila %5 oranında zenginleştirilmesi yeterlidir. Radyoizotop ve nükleer ilaç üretimi için ihtiyaç duyulan zenginlik oranı %20 civarındadır. Nükleer silah üretimi için ise uranyumun en az %90 oranında zenginleştirilmesi gerekir.
Anlaşmazlık Konusu
UAEK (Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu) üyesi ve NPT (Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması)na taraf ülkelerin bu antlaşma çerçevesinde enerji üretim reaktörleri için ihtiyaç duydukları %3.5 ila %5 oranında uranyum zenginleştirme hakları vardır ve en azından pratikte kabul edilmektedir. İran da UAEK üyesi ve NPT antlaşması tarafı bir ülke olarak buna hakkı olduğunu ileri sürmektedir. Nükleer silahlara sahip BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi beş ülke ve daha sonra Almanya’nın katılmasıyla oluşturulan 5+1 grubu ülkeleri ise İran’ın %5 uranyum zenginleştirmekle yetinmeyerek nükleer silah üretmek için uranyumu %90’a kadar zenginleştirebileceği ihtimaliyle İran’a güvenmediklerini ileri sürerek bu ülkeden gerekli güveni sağlamasını istemektedirler.
İran hükümeti 2003 yılında bu ülkelere güven sağlamak amacıyla nükleer yakıt döngüsüyle ilgili bütün tesislerini UAEK uzmanlarının denetimine açmış olmasına rağmen bunun yeterli görmeyen bu ülkeler çeşitli bahaneler ileri sürerek İran’dan daha fazla güven sağlaması için nükleer programını durdurmasını talep etmiştir. O sıralar İran’ın baş müzakerecisi olan şimdiki Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, üç Avrupa ülkesi İngiltere, Fransa ve Almanya dışişleri bakanlarıyla(5+1 temsilcileri olarak) Tahran, Paris ve Brüksel’de yaptığı görüşmeler sonunda, İran’ın uranyum zenginleştirme hakkının kabul edilmesi ve uygulanan yaptırımların kaldırılması şartıyla güven sağlamak amacıyla –yazılı bir anlaşma sağlanmamasına rağmen- gönüllü olarak nükleer programı durdurduğunu açıkladı.
NPT antlaşmasına "Ek Protokol" olarak bilinen ve üye ülkeler nükleer tesislerinin daha sıkı bir denetim altında tutulmasını içeren antlaşmayı hala bile imzalamamış İran, 2003 yılındaki gönüllü girişimini geçici olarak gördüğünü açıklamasına karşın 5+1 ülkeleri daha sonraları bunu İran'ın Ek Protokolü kabul etmiş olarak algıladıklarını ve İran'ın nükleer programını tamamen tatil etmesi gerektiğini açıklamışlardı.
İran, nükleer programını, gerekli denetimlerin yapılması amacıyla birkaç aylığına durdurmayı planlayıp 5+1 ülkelerinin de taahhütlerini yerine getirmesini beklerken aradan iki yıl geçmesine rağmen bu ülkeler herhangi olumlu bir adım atmadıkları gibi İran’a karşı yeni yaptırımlar ve baskılar başlattılar ve en önemlisi ABD başkanı George W. Bush İran’ı şer ekseni ülkeleri listesine aldığını ilan etti. 2005 yılına gelindiğinde İran’da cumhurbaşkanlığı seçimleri yapıldı ve yeni Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, ilk önemli icraat olarak nükleer faaliyetleri yeniden başlattı ve bu ülkelere güvenilemiyeceğini ilan etti.
Gelinen Nokta
2005 yılından bu yana geçen süre içerisinde İran nükleer yakıt döngüsünü kendi imkanlarıyla tamamlamanın yanında uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin bir bölümünü askeri saldırı tehditlerine karşı daha güvenli Fordo dağlık bölgesindeki yeni tesislere taşımış, Erak şehrindeki ağır su araştırma reaktörünü enerji üretim reaktörüne dönüştürmeye hazırlamış, Tahran Nükleer Araştırma reaktörü için ihtiyaç duyduğu %20 oranında uranyum zenginleştirmeyi başararak bir milyon civarında hastanın ihtiyaç duyduğu radyoizotop ve nükleer ilaçları üretmeyi başarmış ve eski nesil santrifuj makinalarına ilaveten yeni nesil IR-2 model santrifuj makinaları üretimini tamamlayarak montaja hazır hale getirmiştir.
İran, barışçıl nükleer programının uluslararası antlaşmalar çerçevesinde hakkı olduğunu ve nükleer programında askeri yönde bir sapma olmadığını vurgulayarak her türlü baskıya karşı bu hakkından vazgeçmiyeceğini her fırsatta dile getirmektedir.
Buna karşılık 5+1 ülkeleri, teknik ve hukuki bir konu olan İran’ın nükleer programını bir güvenlik sorunu olarak tanımlayarak UAEK’den BM Güvenlik Konseyine taşımış ve İran aleyhinde birkaç kararname çıkarmıştır. ABD, bu kararnamelere dayanarak İran aleyhindeki yaptırımlara yasallık sağlamış ve Güvenlik Konseyi yaptırımlarına ilaveten tek taraflı uyguladığı yaptırımlara başka ülkelerin de katılmasını sağlamak için her türlü tehdit ve baskıya başvurmaktadır.
Gerçek Niyet
ABD ve müttefiklerinin İran’ın UAEK denetimindeki nükleer programının barışçıl olduğundan şüpheleri yoktur. Asıl amaçları baskı ve tehditlerle İran’ı nükleer teknolojiden mahrum bırakmaktır. Halbuki nükleer silah sahibi olmayan UAEK üyesi ve NPT Antlaşmasına taraf japonya, Almanya, Brezilya, Arjantin ve Güney Kore, İranla aynı şartlarda bulunmalarına rağmen bu ülkelerin nükleer programına kesinlikle karışılmamakta ve herhangi özel bir denetime tabi tutulmamaktalar. Ve yine NPT antlaşması tarafı olmayan ama nükleer silaha sahip İsrail, Hindistan ve Pakistan’a denetim bile uygulamazken, İran’a karşı niyet okumakta ve on yıldır ispatlanamayan nedenlerden dolayı İran’ı köşeye sıkıştırmaya çalışmaktalar.
Bütün bu saydıklarımız açıkça gösteriyor ki, İran’ın nükleer programı ve hatta –faraza- nükleer silahı değil bunları korkutan. Müstekbir ülkelerin asıl kaygısı ve korkusu İran’ın nükleer silaha sahip olması değil bunların sultasına karşı ortaya koyduğu söylemi ve direniş ruhudur. Bu alternatif söylem ve direniş ruhunun yeni teknolojilerle donanması ve desteklenmesi başta bölgenin müslüman halkları olmak üzere dünyanın mustazaf halklarına yeni bir umut kaynağı ve model oluşturmakta ve sultacı güçleri derinden kaygılandırmaktadır. İşte bu nedenden dolayı İran’ı uluslararası camia dedikleri sulta düzeninin bir parçası haline getirmek ve direniş cephesini yenilgiye uğratmak için her türlü yalan ve hileye başvurmaktalar.
Görüşmeye Niçin İhtiyaç Duyuyorlar?
Sulta düzeninden ahlaki davranış, hukuka saygı, insaf ve mantık beklemek safdilliktir. Gırtlağına kadar zulüm, cinayet, sömürü ve toplu kıyımlar bataklığına batmış bu müstekbir güçlerin akıllandığına, hakka-hukuka saygı duymaya başladığına inanmak kendini aldatmaktır. Kurdun tevbesi ölümdür atasözü uyarınca bu zorba güçler zayıflayıp yokolmadıkları sürece sulta ve sömürü düşüncesinden vazgeçmezler.
Peki bu durumda son sıralarda ikide bir dışişleri bakanlarını Cenevre’ye göndererek İran temsilcisinin karşısında masaya oturmaları ne anlama geliyor? Bu konuda birkaç ihtimal söz konusudur:
1- İran’ın yıllardır sürdürülen yaptırımlar karşısında dize geldiği düşüncesiyle bu ülkeyi görüşme masasında teslim almak. İran’a karşı ambargolar 35 yıl öncesinden beri sürdürülmekteyse de geçen on yıldan beri bu baskılara Güvenlik Konseyi aracılığıyla yasallık da sağlanmış ve bu ülkenin dış dünya ile her türlü ekonomik ilişkisini tamamen kesme noktasına getirecek ağır yaptırımlar uygulanmaktadır. Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin halka bu yaptırımlara son verecek girişimlerde bulunmaya dair vaatlerini ve Batı’yı öne çıkan fırsatı- bu fırsat neyse!- değerlendirmeye çağırması vb. tavırları dikkate alan sulta düzeni bu fırsattan yararlanarak İran’ın işini bitirmeyi planlayabilir. Çünkü önceki hükümet dönemindeki baskılardan herhangi bir sonuç alamamıştı.
2- İran’ı n bölge ülkeleri ve halkları nezdindeki konumunu zayıflatmak.
Sulta düzeni 35 yıldır İran’a karşı uyguladığı bunca baskılara rağmen İran’ın teslim olmadığını, tam aksine kendi imkanlarıyla bilimsel, teknolojik ve askeri sahalarda ilerlemeler kaydettiğini ve hatta bölge ülkeleri halklarına ABD ve AB’den bağımsız olarak da yaşanabileceği ve ilerleme kaydedilebileceği mesajları verdiğini gözlemlemekte ve bundan kaygı duymaktalar. Bölgede uzun süreli planlar geliştiren batı emperyalizmi direniş düşüncesinin bölge halkları arasında yerleşmesini engellemek için İran’a sınırlı tavizler vermek suretiyle oyalamayı ve devre dışı bırakmayı planlayabilir. Çünkü direniş cephesi güçlendikçe sulta düzeninin bölgedeki konumu durmadan zayıflamaktadır.
3- Suriye krizi ve bölgesel meselelerin çözümünde İran’dan taviz koparmak
Sulta düzeni ve bölgesel müttefikleri Suriye krizinde başarıya ulaşamadığı gibi direniş cephesinden ağır bir yenilgi almıştır. Suriye yönetimini yıkıp yerine kendi kuklalarını yerleştirme planları suya düştüğü gibi bölgeyi içinden çıkılmaz bir terör ortamına sürüklemiş bulunuyorlar. İran ve dostlarının katkıları olmaksızın Suriye meselesinin çözülemeyeceği ortadadır. İran’a uyguladıkları ekonomik yaptırımlardan bir kısmını kaldırmak karşılığında İran’ın katkılarından yararlanmayı ve hatta tavizler koparmayı planlamış olabilirler. İran heyetinin karşı çıkmasına ve sadece nükleer meseleyi görüşmek istediklerini belirtmesine rağmen ikili görüşmelerde Batılı ülkelerin Suriye konusunu ısrarla gündeme getirmeleri onların bu niyetini dışa vurmaktadır.
İran'la 5+1 ülkeleri arasında Cenevre'de sürdürülen görüşmelerden bugün veya yarın çıkacak sonuçlar üzerinde ayrıca duracağız.
Ziya TÜRKYILMAZ
22 Kasım 2013 - 20:30
News ID: 483474
Bismillahirrahmanirrahim İran ile ABD, Rusya, Çin, İngiltere, Fransa ve Almanya’dan oluşan 5+1 ülkeleri arasında İran’ın nükleer programı üzerine on yıldan beri çeşitli ülke ve şehirlerde sürdürülen görüşmelerin Cenevre’de düzenlenen altıncısı 21 Kasım tarihinde başladı ve hala devam etmektedir.