Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Daha dikkatli bir okuma yaptığımızda, özelde Ortadoğu coğrafyasında genelde ise Uzakdoğu’dan Atlas Okyanusu’na kadar İslam topraklarında savaş, şiddet ve terörün kol gezmediği bölgelerin istisnai olduğunu görürüz. İslam dünyasından günlük gelen şiddet ve bombalama haberleri “vakayı adiye”(normal olaylar) halini aldı. Ölen sayısının yüksek olmadığı bombalamalar terörler artık haber bile olamıyor.İlginç olan ise her nerede bir terör ve şiddet varsa her nerede kan ve gözyaşı birbirine karışmışsa bu zulmün başrolünde hep aynı zihniyeti ve bu zihniyetin ürünü paralel yapıların olduğunu görüyoruz. Sanki yeryüzüne sadece terör için geldiler! Sanki varlık amaçları sadece dindaşlarının kanlarını dökmek!Budistlerin, Hinduların, Paganların bile kendi dindaşlarına derin bir saygı besleyip barış içinde yaşadıkları bu dünyada “İslam adına Müslüman halklara dünyayı dar eden, çiğnenmedik hiçbir kutsal, devrilmedik hiçbir ilke bırakmayan bu zihniyet nedir, kimdir?” Nasıl doğdu? Müşahhas yapıları ve temsilcileri kimlerdir? Merak etmemek mümkün değil.Öykünün kökleri ve derinliği böyle kısa bir makalenin boyunun çok üzerinde olmakla birlikte İslam coğrafyasını sosyal ve siyasal olarak doğru okuyabilmek, doğru tanımlamalar yapabilmek için ön bilgi olabilecek bir analiz yapabiliriz.Yaklaşık bin yıl önce “Haçlı Seferleri” sırasında “Batı Emperyalizmi” (buna “Hristiyan Emperyalizmi ”de diyebiliriz), İslam’ın savaşlarla yok edilemeyeceğini, İslam coğrafyasının sadece şiddetle sömürülmesinin mümkün olmadığını gördü. Yüzyılları alan bu tecrübe sonunda Hristiyan Batı Emperyalizmi, “kırmızı kitabı” revize etti: İslam dünyasını içten çökertecek ya da en azından enerjisini tüketecek, “Batı Emperyalizmi”nin hedeflediklerini “din” adına Müslüman coğrafyalarda gönüllü olarak uygulayacak dinsel yapı ve hareketler oluşturmalıyız!Batılı oryantalistler, İslam ve Müslümanlar üzerine yüzyılları bulan araştırmalarında kökü İslam’ın ilk asrına dayanan “Selefi” damarı keşfettiler. Bu “Selefi” damarın keşfi, neticeleri itibariyle Batı için hiç kuşkusuz diğer tüm sosyal ve teknik keşiflerin üstündedir.İngilizler, 18-19. Yüzyıl süresince Arap Yarımadası çöllerinde bir tür “bedevi” yaşam sürmekte olan “Suud” kabilesini “Muhammed Abdulvahhab” eliyle “Selefi” damardan işleyerek “gayrimeşru” yeni bir mezhep, yeni bir anlayış, yeni bir dünya görüşü ihdas ettiler: “Vahhabizm (Vahhabilik)!”Sığlık ve yüzeysellik temelinde yükselen, hiçbir ilkeye hiçbir kutsala değer vermeyen, düşman olarak öncelikle kendi dindaşlarını belleyen, hatta kendi dindaşlarını öldürmeyi cennete girmenin anahtarı olarak gören Vahhabilik, Arabistan’da İngiliz Emperyalizmi eliyle iktidara taşınıp İslam Ümmetinin kalbine hançer gibi saplandı, İslam coğrafyasının merkezine pimi çekilmiş bomba misali yerleştirildi.Hristiyan Batı Emperyalizminin son yüz yıl boyunca İslam ve Müslümanlara karşı elinde tuttuğu ve gerektiğinde kullandığı en büyük kozu hiç şüphesiz “Vahhabizm”dir. Emperyalizm, iki ayrı cephede Vahhabizm’i vazgeçilmez olarak görmekte ve hedeflerini onun üzerinden gerçekleştirmekte.Birincisi; Emperyalizm, en büyük cihat olarak kendi dindaşlarının mal, can ve namuslarına zarar vermeyi şiar edinmiş Vahhabizm’i benimseyen/etkilenen (Taliban, El-Kaide, El-Nusra, IŞİD, Bako Haram, Eşşebab vs.) eliyle İslam coğrafyasını ateşe vermiş, kan ve gözyaşı deryasına döndürmüştür. İntihar saldırıları, tedhiş ve terör hareketleri, en vahşi cinayetlerin meşru ve mubah görülmesi tüm maddi ve manevi kutsalların çiğnenmesi ve yerle bir edilmesiyle Müslüman toplumların kalbine sürekli ve dinmeyen bir korku ve ateş salmıştır.İkincisi; Emperyalizm;düşünüş biçimleri, fiziksel görüntüleri, giyim kuşamları, söylemleri, yaşam biçimleri ve akla hayale gelmez fetva ve amelleriyle tarihin derinliklerinden fırlayıp gelmiş görüntüsünde olan Vahhabi toplulukları ve icraatlarını sürekli propaganda ederek tüm dünyada “İslamofobi”yi canlı tutmakta ve kitlelerin İslam’a yönelmesinin önüne aşılmaz duvarlar örmeyi başarmakta.Vahhabizm’in merkezi ve hamisi ise Müslümanların kutsal mekânlarını bile “babasının malı” olarak gören “Al-i Suud Hanedan Devleti”dir. Vahhabizm’i icat eden, koruyan, yaygınlaştıran “Al-i Suud”dur. Vahhabizm’in her türlü gayri meşru icraatlarını meşrulaştırma için gerekli dini ve düşünsel altyapıyı hazırlamayı kendisine “farz” hükmünde görev addetmiştir. “Al-i Suud”un elleri, bu yönü ile Amerika ve İsrail kadar kanlıdır!İslam topraklarında, Müslüman toplumlarda barış, huzur, kardeşlik, refah, ümmet, vahdet kelimelerinin mana kazanabilmesi için öncelikle çözülmesi gereke içsel problem “Vahhabizm” sorunudur.Çünkü Vahhabizm, Emperyalizmin sakal bırakmış, şalvar giyinmiş, namaz kılıp Kur’an okuyan şeklidir. Yüzündeki sakal, başındaki sarık sürekli insanları kandırmakta ve yanıltmakta. Emperyalizmin “işgal ve tahakküm” dediğine o “cihat” adını takmış.İslam ümmeti bir gün terörsüz şiddetsiz, mal can ve namus güvenliği içerisinde uyanabilecekse bu öncelikle “Vahhabizm”in yüzündeki maskenin yırtılması ile mümkün olabilecektir.Kemal Ş.SEVİNDİK
20 Aralık 2013 - 20:30
News ID: 490146
Bismihi Teâlâ Yerküreye bir göz gezdirdiğimizde görürüz ki, hiçbir bölgede İslam coğrafyasında olduğu kadar şiddet, kan ve gözyaşı hükümran değildir.