Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- 2011 yılında Suriye’de baş gösteren krizden bu yana Suriye ülkesi ve halkı, başta Suriye’nin komşuları olmak üzere dünyanın çeşitli yerlerinden ülkeye giren silahlı teröristlerin varlığına şahitlik etmekte.

Bu terörist silahlı gruplar, feci cinayetleri ve Müslümanları katletmelerinin dışında, İslam adına İslami kutsallara ve mukaddesatlara da acımamaktadırlar. Hz. Peygamber efendimizin ev halkından olan biricik torunları Hz. Zeynep ve Hz. Rukayye’nin (s.a) türbelerine saldırmalarından tutun, Peygamberimizin çok değerli sahabelerinden olan Hz. Hucr B. Adiyy’nin mezarını yıkmalarına, Hz. Ebu Zer Gaffari ve Hz. Veysel Karani’nin… türbelerine saldırmalarına kadar her türlü İslam ve insanlık dışı çirkinlik ve vahşete imza attılar. Tüm bunların yanı sıra geçtiğimiz yıl Hz. Zeyneb-i Kübra’nın (s.a) türbesini havaya uçurmak için bir kamyon dolusu bomba ile intihar saldırısı eylemi gerçekleştirilmiş, ancak Allah’ın lütfu ile kamyon türbe yakınlarındaki araç terminalinde patlamış ve bu intihar eylemi başarısızlıkla sonuçlanmıştı.

Bu doğrultuda, çeşitli ülkelerden gelen Şialar, tehdit altında bulunan Hz. Zeynep ve Hz. Rukayye’nin (selamullahi aleyha) türbelerini korumak ve savunmasız bir şekilde bulunan Şia bölgelerini savunmak için farklı tugaylar adı altında faaliyetlerine başladılar. “Ketaibu Ehli’l Hak”, “Fatimiyyun”, “Huddamu’l Akile”, “Zülfikar” ve “Ebu’l Fadlı’l Abbas” bu tugayların önde gelenleridir.

Afganistan Şiaları tarafından teşkil olunan Fatimiyyun tugayı, şu ana kadar Suriye’deki İslami mukaddesatı korumak için çok önemli ve kayda değer başarılar elde etmiştir. Geçtiğimiz yıl Aralık ayında bu tugaya ait 10 Afganistanlı şehit, İran’ın Kum, Meşhed, İsfahan ve Tahran kentlerinde toprağa verilerek ebediyete uğurlanmışlardı.
Ancak Suriye’den alınan son haberlere göre artık tekfirci teröristler için sıradan bir olaya dönüşen işkenceler altında baş kesmeler, vücudun azalarını koparmalar… gibi insanlıkta yeri olmayan yöntemler, ayyuka çıkmış vaziyette. Rahmet dini olan İslam dininde yeri olmayan ve hatta hiçbir semavi dinin ve insanlığın tasvip etmediği işkenceler altında baş kesip vahşet yaratmak, insanlık onur ve şerefine sahip olmayan bu azgın yaratıklar nezdinde artık çok doğal ve sıradan bir vakıa olmuş durumda. Bu da Amerika ve İsrail adına Suriye’de vekalet savaşı yürüten İslam düşmanı azgınların, dedeleri Yezit ve Ubeydullah’ın yöntem ve metodunu sürdürdüklerinin açık bir işaretidir. En son Peygamberimizin Ehlibeytinin haremini korumak ve İslami mukaddesata leke sürülmesini önlemek için Suriye’de savunma görevini yürüten Fatimiyyun tugayı mensubu Afganistanlı 19 yaşındaki “Rıza İsmaili” adındaki şehidin başsız bedeni bulundu. Şehit Rıza İsmaili’nin başını bedeninden ayıran tekfirci katiller, dedeleri Yezit ve Ubeydullah gibi şehidin kesik başını bir kaba koydular.

Ehlibeyt (aleyhi selam) Haber Ajansı ABNA, olayın doğruluk ve sıhhatini öğrenmek için Fatimiyyun tugayı üyelerinden birisiyle bir röportaj yaptı, ancak güvenlik gerekçesi ile mücahidin gerçek ismi yerine cihat adı olarak kullandığı “Ebu Haydar” adıyla kendisini tanıtıyoruz.

Fatimiyyun mensubu mücahit Şehit Rıza İsmaili hakkında şunları söyledi: Şehit Rıza İsmaili, İran’da ikamet eden Afganistanlı Şialardan biriydi. 19 yaşlarında idi ve gerçekten çehresinde has bir masumiyet bulunmaktaydı.
Ebu Haydar, Şehit Rıza İsmaili’nin Meşhed Firdevsi Üniversitesinde ilim tahsil eden bir öğrenci olduğuna işaret ederek şunları dile getirdi: Rıza atletik ve sporcu bir gençti. Razavi Eyaletinde vücut geliştirme dalında 55 kiloda bölge ikinciliği bulunmaktaydı.
Ebu Haydar konuşmasını şöyle sürdürdü: Şehit İsmaili, uzun bir süre önce Hz. Zeyneb’in (s.a) türbesinin koruyucusu unvanı ile kendi isteği ile Suriye’ye gelmiş ve Fatimiyyun tugayına katılarak çok kısa bir sürede savaş sanatlarını öğrenmişti.
Ebu Haydar, şehit Rıza İsmaili’nin (r.a) şehadeti hakkında ise şunları söyledi: Geçtiğimiz hafta, Doğu Guta’da yer alan bir Şia kasabası olan “Zamaniye” kasabasını tekfirci grupların elinden geri almak için tekfircilerle çok şiddetli çatışmalar yaşandı. Her gün yalnızca birkaç saatliğine ateş kesimiz vardı. Bu ateş keslerin birinde güçlerimizden birinin aramızda olmadığını fark ettik. Şehit İsmaili, onu aramak için çatışma bölgesine gitti.
Şehit Rıza, kaybolan askerimizi aradığı sırada düşman güçleri ile çatışmaya giriyor. Bu saldırıda ağır yaralanan şehit Rıza, maalesef durumunun ağır olmasından dolayı geri gelmeyi başaramıyor ve tekfirci teröristlerin eline esir düşüyor.
Fatimiyyun tugayı üyesi Guta savaşı hakkında ise şunları söyledi: Geçtiğimiz Pazar günü – 26 Ocak 2014- sabah saatlerinde Zamaniye kasabasını bu zalim kavimden geri almayı başardık. Sonra hemen kaybettiğimiz ve şehitleri bulmak için bölgeyi taramaya başladık.
Hz. Zeynep (selamullahi aleyha) fedailerinden olan Ebu Haydar, çatışmalarda “teröristlerden 9 kişinin esir alındığını” dile getirerek ABNA Haber Ajansına şunları söyledi: Şehit İsmaili’nin pak bedenini bulduğumuzda başı bedeninde yoktu. Bu durum herkesi gözyaşlarına boğmuştu. Sizinle konuştuğumuz şu ana kadar henüz Rıza’nın kesik başını bulamadık…

Ebu Haydar, Rıza İsmaili’nin bu tarz (Hüseyni) bir şehadete layık olduğunu ifade ederek şunları söyledi: Çatışmalar sona erdikten sonra Zeynebiye bölgesine döndüğümüzde, arkadaşlar Rıza’nın kesik başının fotoğraflarının teröristler tarafından yayınlandığının haberini verdiler. Ben şu ana kadar henüz o fotoğraflara bakmayı başaramadım. Çünkü asla böyle bir sahneyi görmeye dayanamam.
Fatimiyyun Tugayı üyesi sözlerini şöyle sürdürdü: Bildiğim kadarıyla Şehit Rıza İsmaili’nin başsız bedeni Pazartesi -27 Ocak 2014- gecesi İran’da muhacir olan ailesinin yanına İran’a gönderildi.
Şehit Rıza İsmaili’nin nasıl şehit olduğu hakkında Nusra Cephesine mensup bazı sosyal paylaşım sitelerinde şu iddialara yer verildi: Şehidin başının ilk önce yarım kesildiği ve bedeninin üzerinden araçların geçmesinden sonra bıçakla tamamen kesildiği belirtilmekte.

Son olarak ABNA Haber Ajansı olarak yürekleri parçalayan bu tür fotoğrafları yayınladığımız ve Haydari bir şekilde şehit olan Rıza İsmaili’nin şehadet anını anlatan öyküsünü yayınladığımız için siz değerli okuyucularımızdan özür diliyoruz. Ancak maalesef Suriye ve Irak’taki selefi ve Vahabilerin Müslümanlara karşı işledikleri vahşilik ve gaddarlıkları anlatmak ve yayınlamak artık zorunluluk arz etmektedir.
ABNA.İR