Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Peki ama neden Netanyahu ve siyonist rejim elebaşları bu talebin üzerinde bu kadar ısrar ediyor ve Filistin milleti de bu talebi kesinlikle reddediyor?
El Cezire kanalı geçenlerde siyonist İsrail elebaşlarının bu rejimin yahudi bir devlet olarak tanınması üzerindeki ısrarını ve ulaşmak istedikleri amaçları irdeledi. Gerçi siyonistlerin işgalci rejim İsrail’in bir Yahudi devleti olarak tanınmasına yönelik talepleri yeni bir konu değil ve bu talep ilk kez siyonistlerin 1997 yılında İsviçre’nin Bazel kentinde düzenledikleri konferansta gündeme geldi, fakat bu sözcük son yıllarda artan bir şekilde telaffuz edilmeye başlandı. Korsan İsrail’in yahudi bir devlet olduğu düşüncesi sürekli siyonistlerin temel düşüncelerinin temellerinden biri olmuştur ve bu ilkenin başında siyonistlerin işgal altındaki topraklarda Arap azınlığa ve yine çeşitli bölgelerde yaşayan Filistinli mültecilere yönelik ırkçı tutumu yer alıyor. Korsan İsrail parlamentosu yaklaşık on yıl önce de siyonist İsrail’in yahudi bir devlet olduğu düşüncesini derinleştirmeye ve bu düşünceyi bütün dünyaya telkin etmeye yönelik bir yasayı gündeme getirdi.
Söz konusu yasa tasarısını Likad partisi siyonist parlamentoya sundu ve parlamento üyeleri tasarıyı onaylayarak yasa haline getirdi. Bu yasaya göre siyonistler Batı Şeria ve Gazze şeridi ne tarihi açıdan, ne uluslararası yasaların açısından ve ne de Tel aviv’in imzaladığı anlaşmalara göre işgal edilen topraklar sayılmadığını ileri sürüyor. Siyonist rejim çıkardığı bu yasaya istinaden işgal ettiği Filistinli topraklarda siyonist yerleşke inşaatını hızlandırmaya başladı. Siyonistler ayrıca Tel aviv’den başta Doğu ve Batı Kudüs’e mutlak hakimiyetleri başta olmak üzere tüm kırmızı çizgilerine uyulmasını istedi. Çıkarılan bu yasaya bakıldığında, siyonistlerin Filistin toprakları sözde yahudi devletinin toprakları olduğunu iddia ederek Filistinlileri bu topraklardan ihraç etmek istedikleri anlaşılıyor. Bu süreçte siyonistlerin işgal ettiği tüm topraklarda yaşayan Filistinlilerin ve yine 1948’te işgal edilen topraklarda kalan ve zorla siyonist rejim vatandaşı yapılan Filistinlilerin ayırt etmeyeceği de anlaşılıyor. Korsan İsrail’in eski başbakanlarından Kasap Şaron, siyonist rejimin yahudi devleti olduğu iddiasını yaygınlaştırmak için çaba harcayanlardan biriydi. Kasap Şaron hatta bu bağlamda bazı ileri adımlar da atıyordu, çünkü Şaron bir kaç basın toplantısında ve bazı ülkelerin yetkilileri ile görüşmelerinde siyonist İsrail sınırları Batıda Akdeniz’den Doğuda Ürdün ırmağına kadar uzandığını ve bu rejimin sadece Yahudilere ait olduğunu ileri sürüyordu. Kasap Şaron ayrıca Gazze şeridi ve Batı Şeria’da yaşayan Filistinlilerin Irak’a yerleştirilmeleri ve Irak vatandaşı yapılmaları için bazı öneriler ileri sürdü ve sık sık korsan İsrail’in ancak yahudilere ait bir devlet olduğunu vurguladı.
Bundan başka son yıllarda Tel aviv’de iktidar olan siyasi partiler de işgal altındaki topraklarda yaşayan ve 2007 yılına kadar sayıları 1.4 milyonu bulan Arap azınlığı marjinalleştirme ve arka plana itme doğrultusunda bazı yasalar çıkarmaya çalıştı. Bu çerçevede çeşitli başlıklar altında konferanslar da düzenlenerek siyonistlerin Arap nüfusunun artışından duydukları kaygıyı dile getirildi. Bu kaygı zaten her yıl düzenlenen Hertzelia konferanslarında da dillendiriliyor. Kuşkusuz siyonist İsrail’in sözde yahudi devleti olduğu meselesi son yıllarda sözde Büyük İsrail Devleti’ni kurma hedefinin temelini oluşturmaya başladı ve bu mesele, Tel aviv’de tüm siyasi parti ve akımların ortak paydası haline geldi. Gerçekte siyonist rejim İsrail, Filistinli mültecilerin ana vatanına geri dönüş hakkını çiğnemek ve bu hakkın yasal temellerini yok etmek için en iyi yolun siyonist İsrail’in yahudilere ait olduğu sloganını ileri sürmek olduğunu anlamış bulunuyor.
Siyonistler ayrıca bu yoldan BM genel kurulunun 1948 yılında çıkardığı ve içinde Filistinli mültecilerin ana vatanına dönüş hakkını vurguladığı 194 sayılı kararnameyi de silmeye çalışıyor. Gerçekte siyonistlerin bu bağlamda Filistinli taraflarla ortak bir anlaşmaya varma çabası 2007 yılında düzenlenen Anapolis konferansında gün ışığına çıktı. Buna göre Filistinli taraf siyonist İsrail’in yahudi devleti olduğunu kabul etmesi gerekiyordu. Oysa bu planın amacı Filistin milletine yönelik asimilasyon yapmak ve bu insanları işgal edilen topraklardan tamamen atmaktı. Ancak Anapolis konferansında Filistinli taraflar siyonistlerin bu talebini reddetti. Gerçekte Filistinli taraflar bu planı kabul ettikleri ve siyonist İsrail’i sözde Yahudi devleti olarak tanıdıkları takdirde artık Filistinli mültecilerin bir daha ana vatanına dönemeyeceğini ve siyonistlere işgal altındaki topraklarda yaşayan Arap azınlığa yönelik her türlü zulmü uygulamaya imkan sağlayacağını fark etti.
Siyonist İsrail’in sözde yahudi devleti olarak tanınması planında izlenen bir başka hedef, işgal edilen Filistin topraklarına dünyanın başka bölgelerinden daha fazla sayıda Yahudi’yi göç ettirmektir. Çünkü Tel aviv elebaşları dünyanın başka bölgelerinde yaşayan yahudilere yayılmacı politikalarını gerçekleştirmek ve yine Arap topraklarına yönelik siyonizm yayılmacılığını sürdürmek için birer araç gibi bakıyor. Gerçi korsan İsrail şom varlığını 60 küsur yıl önce ilan etti, ancak o günden beri dünya yahudilerinden sadece %40 kadarını işgal ettiği topraklara getirebildi.
İşte bu yüzden Tel aviv, dünyada faaliyet yürüten çeşitli yahudi ve siyonist ajansların işbirliği ile Arjantin’den 200 bin, Etyopya’dan bir kaç bin ve Hindistan ve Güney Afrika’dan 80 bin kadar yahudi’yi işgal altındaki Filistin’e getirmeye çalışıyor Öte yandan Filistin enformasyon merkezi “siyonist İsrail’i yahudi devleti olarak tanımak ne anlama geliyor?” başlıklı bir rapor yayınlayarak şu ifadelere yer verdi: Siyonist İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu bu talebini gündeme getirirken hata yapmıyor ve ne istediğini çok iyi biliyor. Netanyahu sürekli Filistinlilerle çatışmanın esas itibarı ile toprak ve sınır çatışması değil, mahiyet çatışması olduğunu vurguluyor. Ancak hiç bir barış anlaşması Filistin milleti ve diğer Arapların Filistinlilerin Filistin meselesi ile ilgili etnik ve tarihi haklarına olan imanını yok edemez. Filistin topraklarında yahudi bir devletin kurulması, yüz ölçümü ne olursa olsun, Filistinlilerin ve Arapların asla kabul edemeyeceği bir durumdur. Çünkü onlar için Filistin meselesi bir hak, bir hakikattir. Gerçi bu insanlar gelecekte inançları ile bağdaşmayan bazı kararlar almak zorunda kalabilir.
Filistin milleti mecburen belirlenen sınırların içinde siyonistlerin güven içinde yaşama hakkını tanımak zorunda kaldı, ancak bu tanıma meselesi karşılık bulmadı, çünkü Tel aviv şimdiye kadar işgal altındaki Filistin’de Filistinlilerin barış ve güven içinde yaşama haklarını tanıdığını ilan etmedi. Buna karşın Filistinlilerin bu kararı Netanyahu ve onun gibilerini tatmin etmiyor. Bunun sebebi de Filistinli tarafların Filistin topraklarında yahudilerin etnik ve tarihi haklarını tanıdıklarını ilan etmemesidir. Gerçekte Netanyahu aşırı inat ve kibiri yüzünden Filistinlilerden Filistin topraklarında Yahudi kavminin etnik haklarını tanımlarını talep etmekten kaçınıyor, çünkü Netanyahu’ya göre yahudi milleti için Allah’ın Filistin topraklarını bu seçkin millet tabir ettiği Yahudilere bağışlaması yeterlidir ve bu rabbani bir hediyedir. Netanyahu Filistinlilerden sadece siyonist İsrail’i yahudi devleti olarak tanımalarını istiyor. Netanyahu ayrıca sözde İsrail devleti ile İsrail topraklarını bir birinden ayırt edilmesi gerektiğini savunuyor.
Netanyahu’nun Filistinlilerden tanımalarını istediği sözde İsrail devleti tüm İsrail topraklarını kapsamıyor ve sadece büyük bir bölümünü kapsıyor, fakat İsrail topraklarının geriye kalan kısmı sözde İsrail devletinin topraklarının dışında kalıyor ve bir başka ifade ile Batı Şeria’dan oluşuyor. Böylece Netanyahu’ya göre Filistinlilere bu bölgede bazı şartlar altında bir devlet kurmalarına izin verilmesi büyük bir lütuf sayılıyor. Gerçekte Netanyahu asla karşılıklı bir anlaşmayı da kabul etmiyor, şöyle ki Filistinli taraflar sözde yahudi devletini tanısın ve buna karşı siyonistler de Filistin milletinin Filistin toprakları üzerindeki etnik ve tarihi hakkını tanısın ve Filistin devleti 1967 yılında işgal edilen toprakların üzerinde kurulsun. Bu durumun anlamı şu ki Netanyahu Filistinlilere korsan İsrail’in Batı Şeria üzerinde mülkiyet hakkı olduğunu, fakat Filistinlilere burada kendi ülkelerini inşa etmeye izin verdiklerini, ancak sözde yahudi devleti çerçevesinde onlara hiç bir etnik ve tarihi hak tanımayacaklarını söylemek istiyor.
irib