Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Bölgede terörizm ve radikalizm ateşi hala yanmaktayken İran bölgesel istişarelerini sürdürüyor.
Terörizm ve radikalizm mağdurları, onun karşısında güçlü bir biçimde dayanarak, bölgede terörizmin kökünü kazımaya çalışıyor, bu krizin bedelini bölge ülkeleri ağır ödemekte, ancak bu terör felaketinin sorumluları kimlerdir?
Kuşkusuz, bölgede cereyan eden krizin asıl aktörleri, uğursuz emellerine ulaşmak için iki önemli stratejiyi takip ediyor, birincisi, IŞİD ve devrik Saddam rejimi döneminden kalma Baasçılardan oluşan terörist grup ve örgütlere planlı ve mühendisleşmiş desteğidir, bu destek görünüşte, ABD'nin liderlik ettiği IŞİD karşıtı koalisyon projesine zarar vermeyecek şeklinde gerçekleşiyor.
Bu stratejinin iki önemli ayağını, Suudi Arabistan ve Türkiye oluşturuyor, bölge dışından da, bu akımın stratejik rolü, IŞİD'e karşı iki yönlü bir politika izleyen ABD'yledi.
ABD bir yandan, Suriye'de muhalif terörist gruplara eğitim, para ve silah desteği verirken, diğer yandan da, dünya kamu oyuna yalan söyleyerek, terörle mücadele ediyormuş gibi bir görüntü sunmaya ve bu bağlamda rolünü kurumsallaştırmaya çalışıyor, oysa bu dünyanın inanacağı bir gerçek değil.
Amerikan Anti War haber sitesi, son sıralarda, ABD ve bazı bölge müttefiklerinin IŞİD'e desteğini ifşa ederek, “ABD'nin neden IŞİD'in Suudi Arabistanlı yöneticilerine yönelik herhangi bir askeri girişimde bulunmuyor? Neden ABD, kendi halkı ve diğer bölge milletleri hakkında ağır cinayetler işleyen Suud yetkililerini cezalandırmıyor” Sorusunu gündeme getirdi.
Anti War, Suudi Arabistan'ın IŞİD'e para yardımı yaptığını ve Türkiye'nin de kendi toprakları üzerinden teröristlerin Suriye'ye geçişini kolaylaştırdığını yazdı.
Suudi Arabistan'ın bölgede önemli bir ülke olduğundan bir kuşku yok, ancak bu rol son yıllarda rayından çıkarak, ters yönde ilerlemeye başladı.
Suudi Arabistan'ın yaptıkları sadece terörizm ve radikalizmle kalmamakta, bu ülke petrol piyasası gibi alanlarda da tek taraflı hareket ediyor, Riyad'ın bu girişimleri, ABD ve Batı'nın lehine olurken, İslam ülkelerine zarar veriyor.
Konuyu toparlayacak olursak, Suudi Arabistan'ın siyasi ağırlığını dürüst ve doğru bir şekilde kullanmadığını söyleyebiliriz.
Bu süreç, Irak ve Suriye tecrübesinde göründüğü gibi bölge için güvenlik, askeri ve ekonomik açılardan tehlikeli sonuçları var.
Ancak buna rağmen, Washington, Riyad ve Ankara, yakılan fitne ateşinin kendilerini de sardığını kabullenmek istemiyor.
Bu gerçeklerin farkında olan İran İslami Şura Meclisi Başkanı Ali Laricani, Lübnan'da ziyareti sonrasında düzenlediği basın toplantısında, terörizm ve radikalizm olgusunu, akut bir hastalığa benzeterek, bu uğursuz olgunun bölgede Müslümanlar, Hıristiyanlar ve diğer din mensupları için sorunlar çıkardığını kaydetti.