21 Ocak 2015 - 13:53
Ayetullah Misbah Yezdi Üzerinden Velayet-i Fakihe Vurma Çabaları

Ayetullah Misbah Yezdi’ye ait olduğu ileri sürülerek, “İslam Cumhuriyeti” kavramı ve halkın Velayet-Hükümet etmedeki rolü ile ilgili yapmış olduğu bir konuşmayı yalan yanlış naklediyorlar.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Allah’ın adıyla

İslam insanları özgürleştirmek için gelmiştir. İnsanı her türlü tasalluttan ve maddenin esaretinden kurtarmak için gelmiştir. Eğer bugün dünyada, İslam’ın insana sunduğu ‘İlahi Mesaj’ olmasa insanlığı bekleyen tek sonuç vardır; ‘Kadim Kölelik’ ile arasında ki niteliksel, araçsal farkların dışında hiçbir farkı olmayan ‘Çağdaş Kölelik’…

İnsanlık, beşeri ideolojilerin köhnemiş, insana acı ve ızdırap veren, onları tüketen sistemlerin, ideolojilerin pençesinde kıvranırken, 11 Şubat 1979 İslam İnkılabı ile kendi asli varlığını ve fonksiyonunu tanıma ve kendisini beşerin ve tağutların tasallutundan kurtarma şansı yakalamıştır.

Bu İnkılab insanları Allah’a çağırmış, Allah’tan başka insana hükmeden, onu yöneten, onu idare eden, üzerinde tasarruf hakkı iddia eden tüm sistemlere-tağutlara reddiye vermiş ve Egemenliğin-Hakimiyetin sadece ve sadece Allah’a ait olduğunu dünyaya ilan etmiştir.

O günün, dünyayı köleleştirmek, tasarrufu ve tasallutu altına almak isteyen zamanın egemen ve Emperyal güçleri başta, ABD ve İsrail olmak üzere, yerli iş birlikçileri ile birlikte bu İnkılabın tüm insanlığı karanlıklardan aydınlığa çıkaran, Hürriyete çağıran mesajını boğmak istediler.

Bugün İslam devrimi içeriden ve dışarıdan yıpratılmak, zayıf düşürülmek ve etkisizleştirilmek isteniyor. İslam düşmanları bu emellerini hem dışarıdan hem de içeriden kendi hedeflerine yakın bulduğu, politikacılar, yazarlar, aydınlar, sanatçılar, reformistler eliyle icra etmek istiyor.

Bu reformistlerin görüşlerini, çabalarını Türkiye’ye taşıyıp, Türkiye’de İnkılabı seven ve destekleyenler arasında fikri ve kalbi bağları çözmek, zayıflatmak için bazı beyhude, nihayetsiz çabaları görmekteyiz.

Ayetullah Misbah Yezdi’ye ait olduğu ileri sürülerek, “İslam Cumhuriyeti” kavramı ve halkın Velayet-Hükümet etmedeki rolü ile ilgili yapmış olduğu bir konuşmayı yalan yanlış naklediyorlar.

Bugün Müslümanları, İslam devrimine muhabbet duyanları, İslam’da “Cumhuriyet” var mıdır, yok mudur? Gibi kısır, anlamsız ve gereksiz gündemlerin, tartışmaların içine çekip, Ayetullah Misbah Yezdi üzerinden, İnkılab ve İnkılabın değerleri yıpratılmaya, tartışmaya açılmak isteniyor.

Bu bilgisiz ve cahil kimselerin ‘Velayet-i Fakih’ inancının aslına dair bir şey bilmediklerine eminim. Bildikleri bir şey varsa bile o da onların nefislerine hoş gelen bir takım hezeyanlardır.

Bir gün bir şeyi savunurken görürsünüz onları, bir başka gün bir başka şeyi. Rüzgar gülü gibidirler bunlar. Birazcık rüzgar esmiş olsa, dik duracakları yerde dönmeye başlarlar. Bu rüzgar gülleri ancak, akli ve fikri kemale ermemiş çocukların oyuncakları olurlar..

Yani omurgaları yoktur bunların. Konuştuklarında ne güzel konuşuyor, ne güzel yazıyor dersiniz. Sözleri kulağa hoş gelir. Gerçekleri konuşuyor gibi görünürler fakat aslında batılı murat ederler. Rüzgarın estiği taraf eğer onların hedefine doğru onları götürüyorsa yelkenlerini o rüzgar ile doldururlar.

Bazı kalem erbabı karakter ve kişiliklerinde meydana gelen bozulma-tahrifat nedeniyle böyle bir davranışın içine girmiş ve kitleleri, toplumları ifsat etmekte, yanıltmakta, yoldan çıkarmaktadırlar. Akıllarını, düşüncelerini, bilgilerini, zekalarını, kalemlerini, hitabetlerini şeytanın ve nefs-i emmarelerinin emrine amade kılmaktalar.

Son dönemde bilgisiz ve cahilane bir şekilde Ayetullah Misbah Yezdi’nin üzerinden İslam İnkılabına karşı gizliden gizliye bir mücadeleye girmiş, reformistlerin argümanları üzerinden eleştirmekteler. Rehberi ve aile efradını dillerine dolamışlar, gizliden gizliye, alttan alta vuruyorlar. Kendilerini her şeyin fevkinde ve üstünde gören sivri-keskin, ifrat-tefrit tipler olan bunlar, hızlarını alamayıp Hasan Nasrallah’ı dahi hedef seçmektedirler kendilerine.

Gelelim bunların Ayetullah Misbah Yezdi ile ilgili hezeyanlarına. Ayetullah Misbah Yezdi’ye isnad edilen; “İslam’da Cumhuriyet yoktur. O günün şartlarından, konjektör gereği mecburiyetten İslam Cumhuriyeti dendi. Yoksa İslam’da halkın yönetimde tercih hakkı yoktur. Cumhuriyet bize yabancı bir kavramdır” Şeklinde bir isnat var. Fakat isnat edilen, kendisinin söylediği iddia edilen sözün aslı bu şekilde değil.

Öteden beri İran’da reformistlerin İddia ettiği bir düşünce vardı. Diyorlardı ki; “İslam Devrimi-Cumhuriyeti şer’i haklılığını ve meşruiyetini dahi halktan alıyor. Hz Ali’nin(a.s) dahi halk tarafından istenmemesi halinde gelip devletin başına geçme hakkı olamazdı. Bunlara, halkı yönetme, velayet etme hakkını halk vermektedir.”diyorlardı.

Ayetullah Misbah Yezdi işte bu düşünce etrafında söylenmiş iddialara bir cevap olarak; “Halk ancak o velayetin aslında değil, velayetin pratiğe, fiiliyata dönüşmesinde söz sahibi-etken olabilir. Halk bu velayetin-insanları yönetmenin aslına dair bir tercih, karar merciinde değildir. Bu velayetin kaynağı ve bu velayeti meşru kılan sadece Allah’tır, halk değil. Allah’ın verdiği bu velayet, bu yönetme ne zaman gerçekleşir? Evet halk hazır olduğunda ve bunu istediğinde gerçekleşir. Fakat halk bu hakkı veren, bu hakkın kaynağı, asli belirleyeni değildir. Halk bu velayetin icrasında, uygulamasında ve vuku bulma safhasında etkendir. Halk burada makbuliyetin oluşmasında etkendir. Velayet etmenin, yönetmenin asli, şer’i kaynağını oluşturan, meşruiyetini sağlayan bir tek etken ve belirleyen vardır o da Allah’tır ve bu hak sadece O’na aittir ve ancak O’nun adına icra edilir.” Demektedir.

Ayetullah Misbah Yezidi’nin bu sözlerini İmam Humeyni’nin kendisi de söylemişti. Aslında Ayetullah Misbah Yezdi İmamın bu sözlerini gündeme taşıyordu. İmam Humeyni(r.a), Mehdi Bazargan’a geçici hükümeti kurma görevi verirken; “Ben sizi Allah’ın adına, Allah’tan (Kur’an ve Ehlibeyt’ten) aldığım velayet yetkisi ile bu hükümeti kurma görevi veriyorum.” Diyordu..

Burada yönetimde halkın reyi ve görüşü ile ilgili bir aşağılama söz konusu değildir. Halkın hükümete katkısı ve tercihi bilakis ilahi sınırlar ile belirleniyor ve meşruiyet kazanıyor. Halk yönetimi, Allah adına ve yalnızca Allah için dizayn ederek, bir yerde beşerin ve beşeri ideolojileri tasallutundan kurtulmuş oluyor. Halkı, velayetin-yönetimin kaynağı, menbaı, meşruiyetinin şer’i dayanağı gibi sunanlar, halkın nefislerini okşayarak aslında halka kötülük yapmak istiyorlar. Halkı bir grubun, partinin, erkin idaresi altına sokmak istiyorlar. Bunlar böylesi şeytani düşünceyi, ajandayı taşıyorlar ve batılı değerler sistemi ile barışık bir İslami yönetim hedefliyorlar.

İmam da, aynı Ayetullah Misbah Yezdi’nin öne sürdüğü, yönetimin-hükümetin meşruiyetinin kaynağının halk değil Allah olduğunu söylüyordu.

Burada şu iki soruyu sormak istiyorum..

Soru 1) “İnsan olmasaydı peygamber de olmazdı. Allah insanı var etmiş ve insanlara hidayet etmesi için peygamberler göndermiştir. Fakat Allah insanlara peygamber gönderirken seçme hakkını onlara vermediği gibi, o peygamberlerin insanları yönetme hakkında da insanlara bir tercih, seçme hakkı tanımamış, her hangi bir pay vermemiş ve mutlak itaati emretmiştir, neden?”

Soru 2) “Peygamberimizden (s.a.a) bir hadis nakledilir; “Alimler benim varislerimdir”. Bu âlimler peygamberin hangi durumlarına varistirler? Peygamberler halkın üzerinde nasıl bir fonksiyona sahiptirler? Ve ondan sonraki âlimler hangi veraset durumu içerisinde hareket etmelidirler?

Bu iki sorunun cevabı, bu konuda anlaşılamayan tarafları ve şüpheleri gidermek ve bu konuda sağlıklı bir sonuca varmak isteyen insan için, yol gösterici ve şüpheleri bertaraf edecek sonuca ulaştırmaya yetecektir diye düşünüyorum.

“Velayet-i Fakih” inancı; ‘Beşerin beşeri Allah adına, Allah’tan aldığı vekalet ile yönetmesi düşüncesidir. Bu velayeti Allah peygamberlere, peygamberler ise kendinden sonraki vasilerine vermiştir. Bizim için bu günkü Velayet-i Fakif inancı, Peygamberimizin kendisinden sonraki Ehlibeyt’e ve Ehlibeyt İmamlarına bırakmış olduğu velayetin-mirasın kendisidir.’

Ehlibeyt İmamları (a.s), Peygamberin Allah’tan almış olduğu yetki ile yetkilendirilmişlerdir. Halk onları kabul etsin veya etmesin bu sonucu değiştirmez, etkilemez. Bu yetkinin kaynağı, dayanağı Allah’tır ve Allah tarafından verilmiştir. Halkın bu yetkinin verilmesinde bir rolü ve dahli yoktur. Halk ancak verilen bu yetkinin makbuliyetinin oluşmasında, hayat bulmasında icrai fonksiyona sahiptir. Halk ancak bu durumda makbuliyet çerçevesinde, Allah’tan alınan yönetme-hükmet etme yetkisini hayata geçirmekle yüküm, vazifelidir..

İran’da ki Reformistlerin ve Türkiye’de ki bu reformistlerin sözlerini gündeme taşıyan oportünist tiplerin sözleri İnkilabı seven ve İnkilabı tanıyanların nezdinde bir değer ifade etmemektedir.

Aslında bunlar, İslam-Demokrasi sarmalında, sistemle barışık, egemen güçlerle pazarlık masalarında uzlaşabilen, değerler sisteminde revüzyona gidilebilen bir İslamı ön görüyorlar..

Bu çabaları ile hakim egemen güçlerin gözüne girmek, sistemle barışık olmanın getirdiği nimetlerin tadını çıkarmak istiyorlar. Sistemle kavgaları dahi, sistemin onları muhatap alması ve belli pazarlıklar çerçevesinde uzlaşma çabasıdır.

İslam İnkılabı ise tüm bu iki yüzlü, oportünistlerin, içten ve dıştan etrafını saran düşmanlarına rağmen, mazlum ve mustazaflara ümit olmaya devam edecek, dünyayı saran o İlahi mesajı ve Allah’a dayanan Velayet-i Fakih müessesesi ile tüm Müslümanların, insanlığın kurtuluşu için her zamankinden daha fazla gür sedası ile var olmaya devam edecektir.

Selam ve Dua ile!..

Sadık Çelik

Ekler