9 Mart 2015 - 15:17
Abdulbari Atvan: ABD’nin İran’a karşı stratejisi

Tasnim Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre, Rayu-l Yavm gazetesinde çıkan başmakalesinde, Suriye krizinin üzerinden geçen dört yılın ardından ABD ve körfez ülkelerinin izlediği planın durumu ve Suriye ile İran’ın bölgedeki konumunu ele alan Abdulbari Atvan, şunları yazdı:

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- ABD bu günlerde, İran’la nükleer bir anlaşma imzalamış gibi ve Arap dünyasındaki, daha belirgin olarak ta Fars Körfezi'ndeki bütün tarafların bu olguya bir gerçek olarak yaklaşmaları gerekiyormuş şeklinde davranmaktadır. Bu durum, Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry’nin körfez ülkelerindeki meslektaşlarıyla birlikte Riyad şehrindeki askeri kampta görüşmesinde müşahede edilebilir. Bu görüşme, söz konusu ülkelerin dışişleri bakanlarının nükleer anlaşmayla ilgili kaygılarını gidermek, Washington’un onlarla yaptığı ittifaka bağlı kalacağını ve onların çıkarlarına ters bir anlaşmanın olmayacağını vurgulamak amacıyla yapıldı.

John Kerry, halihazırda terörizmle mücadele ülkesinin önceliği olduğunu belirtirken kastı, IŞİD ve El Nusra Cephesi'ydi. ABD Dışişleri Bakanı, İran’ın İŞİD’i Tikrit şehrinden çıkarmasını onayladığını açıkça dile getirdi. Buda, Fars Körfezi'ndeki Arap ülkelerinin İran’ın Irak ve Suriye’de giderek artan askeri etkisiyle ilgili kaygılarına direk verilmiş bir yanıttı. ABD’nin yeni bakışına göre bu, İran’ı giderek gelişen ve bu yüzden bazı konularda beraber hareket edebileceği bölgesel bir güç olarak sayması demektir. Bu durum, dört yıl öncesinden Suriye rejimini devirmek için bütün yumurtalarını ABD’nin sepetine koyan Fars Körfezi'ndeki Arap ülkelerini daha da umutsuz edebilir.

ABD politikası, sadece Suriye’de değil, belki bütün Ortadoğu bölgesinde sürekli bir krizden çıkıp başka bir krize girmektedir. Bu politika, şaşkınlık ve net bir bakışın olmayışıyla maluldür, zira ABD kendi deyimiyle, Suriyeli “ılımlı” askeri birlikleri Türkiye ve Suriye’de eğitmeye başladığı bir sırada, sözde en büyük “ılımlı” gurup olarak bilinen silahlı “Hazm” gurubu, Halep bölgesinde El Nusra Cephesi diye adlandırılan terörist gurupla girdiği ağır çatışmaların ardından yenilgisini kabul ederek 5 bin civarında askeri gücüyle kuzey cephesine katıldığını ilam etti.

Hazm gurubundan gelen bu yenilgi itirafı, ABD’ye en yakın gurup olması itibariyle ve tank karşıtı füzeler gibi Amerika’nın gelişmiş silahlarını elinde bulunduran tek gurup olması bakımından önemlidir. Hazm gurubunun zelil bir şekilde yenilmesi, ABD ve müttefikleri için bir şok sayılmaktadır. Bu yenilgi aynı zamanda, birinci adımda aşırı gurupları tasfiye edip ikinci adımda Suriye rejimini devirmede diğer “ılımlı” guruplara umut bağlayan ABD’nin ikili memuriyeti için de kötü bir haberdir.

El-Kaide terör örgütünün Şam topraklarındaki resmi kanadı olan El Nusra Cephesi, Hazm silahlı gurubuna karşı zaferini sosyal medya kanallarında kutladı ve kendi üyelerini, Amerikan “tav” füzelerini ve ağır silahları ele geçirdikleri için övdü. Suriye topraklarındaki çatışma cephelerinde yaşanan bu ani gelişme, sözde ılımlı Suriyeli muhaliflere ve hamilerine öldürücü bir darbe olurken Hazm gurubunun eğitilmesi, silahlandırılması ve mali olarak desteklenmesine nezaret eden Amerikan istihbarat teşkilatı ve memurları için de büyük bir darbedir. Bu da, Türkiye ve Arabistan’da eğitip donatacakları yeni silahlı unsurların durumunun Hazm gurubunun unsurlarından pek iyi olmayacağı demektir. Hazm gurubu bir yıl önce, Amerikan silahlarının aşırı gurupların eline geçmemesi için –nitekim “Özgür Suriye Ordusu” ve “Suvvaru’ş-Şam” gurubunun silah depoları özellikle Azaz bölgesindeki silahları aşırı gurupların eline geçti ve bu durum, ABD’nin bu iki guruba silah göndermesini askıya almasına neden oldu – kuruldu. 

Suriye gelişmeleri beşinci yılına yaklaşırken her şeyin değişken olduğunu göstermektedir; Suriye giderek güçlenmekte, Suriyeli muhaliflerin arasındaki çatlak ve ihtilaf giderek büyümekte, savaş ve siyaset alanlarındaki güçlerini kaybetmekteler.

Atvan’ın yazdığına göre, para ve çıkar üzerinde yaşanan çatışma, Suriye halkının kanı ve yaklaşık üç milyon Suriyeli mültecinin civar ülkelerine sığınması üzerinden büyük rant elde eden savaş tacirlerinden müteşekkil bir sınıfın ortaya çıkışı, Suriyeli muhaliflerin karargahına gölge düşürmüştür.

Atvan, yazısına şöyle devam etmekte: ABD ve körfez ülkelerindeki Suriyeli muhaliflerin müttefikleri, muhaliflere olan güvenleri sıfır noktasına yaklaşmıştır ve ABD Genelkurmay Başkanı Martin Dempsey’in Çarşamba günündeki açıklamaları da bu iddianın delilidir.

Milyarlarca doları Suriye’de harcayan ve bazılarının ise terörizmi desteklemekle ve geride bıraktığı çok tehlikeli sonuçlarıyla suçlandığı Fars Körfezi'ndeki altı Arap ülkesinin dışişleri bakanlarının John Kerry’nin itminan verici açıklamalarına güveneceklerini sanmıyorum. Onlar, kendilerini tehlikelerle dolu bir gelecekle karşı karşıya görmekteler, zira, değil sadece oyunun kuralları belki oyunun kendisi değişmiştir. 

Çev: Mehmet Gönül

Ekler