23 Mart 2015 - 10:24
Tırmandırılan Şia ve İran Düşmanlığı, Niçin?

Çeşitli çevre ve yorumcular bu konuda farklı yorumlar ileri sürseler de hepsinin ortak görüşüne göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Riyad seferi sırasında alınan gizli kararlar bunda etkili olmuştur. Bu sefer sonrasında Selefisinden liberaline kadar AK Parti iktidarı etrafında kümelenmiş ve nemalanmakta olan medya kuruluşları ve kalemşörlerin aniden İran ve Şia düşmanlığını tırmandırmaları ülke, bölge ve ümmet namına hiç de hayra alamet gözükmüyor.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Allah’ın adıyla

Son günlerde yandaş medyada bir İran ve Şia düşmanlığı başını alıp gitmekte. Durup dururken aniden böyle bir saldırı başlatılmasının sebebi ne olabilir acaba? Yandaş medyanın İran ve Şia’ya karşı saldırıları yeni değil elbet, ama son günlerde dozunun aniden artırılması şaşırtıcı değil midir?

Çeşitli çevre ve yorumcular bu konuda farklı yorumlar ileri sürseler de hepsinin ortak görüşüne göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Riyad seferi sırasında alınan gizli kararlar bunda etkili olmuştur. Bu sefer sonrasında Selefisinden liberaline kadar AK Parti iktidarı etrafında kümelenmiş ve nemalanmakta olan medya kuruluşları ve kalemşörlerin aniden İran ve Şia düşmanlığını tırmandırmaları ülke, bölge ve ümmet namına hiç de hayra alamet gözükmüyor.

Arabistan Yarımadası krallıkları ve Mısır’la birlikte Türkiye’de de Şia düşmanlığı içeren fetva, haber ve yorumların alışılmamış ölçü ve dozajda artırılması herhalde alzaymer hastası yeni Kral Salman’ın projesi çerçevesinde sürdürülmektedir.

Bu son hamle de Suudilerin benzeri Şia ve İran düşmanlığı projelerinde olduğu gibi hiç kuşkusuz yenilgiyle sonuçlanacaktır. Çünkü İslam İnkılabının İran’da zafere ulaştığı 1979 yılından bu yana Vahhabi Suudilerin asli ve aralıksız görevlerinden biri Sünnilik adına – Sünniliğe de karşı olmalarına rağmen- Şii düşmanlığı yapmak olmuştur.

İlginçtir ki Suudilerin Petro-dolarlar gücüyle sürdürdükleri bu düşmanlık çeşitli zaman aralıklarında hep yenilgiyle sonuçlanmıştır. Buna rağmen “ akrebin sokması kininden değil doğasındandır” atasözü gereği bu çabalarından hiç bir zaman vazgeçmemiş ve bundan sonra da vazgeçmesi beklenemez. Türkiye, Mısır gibi ülkelerde ise bu oyuna gelinmesi kalemşörlerin ve fetva memurlarının doğalarından ziyade kinleri ve kıskançlıklarından olsa gerek.

Çarpık “tevhit” anlayışı adına Sünni’siyle Şii’siyle Müslümanları şirkle suçlayan Vahhabiliğin savunucusu ve mürevvici Suudilerin ortaya çıkarılış felsefesi başından beri ümmet arasında ihtilaf çıkarmaktır. Tarihi belgeleriyle sabit bu gerçek Sünni ulema ve halk tarafından bilinmesine rağmen iktidardaki bir avuç azınlık kısa süreli çıkarlar uğruna Suudilerin oyununa uymakta ve mezhep ayrılığını ihtilaf ve düşmanlığın aracı haline getirmektedirler.

Güç düşkünü ve yeni nüfuz alanlarına susamış iktidardakiler, Suriye ve Irak’taki planlarının ard arda yenilgiyle sonuçlanmasına sebep olan yanlış stratejilerinin sorumluluğunu başkaları üzerine atmaya çalışmaktalar. Suriye ve Irak’ta terör örgütlerine oynayan bu çevreler, döktükleri kanda boğulmaya başlayan teröristleri desteklemekten vazgeçip bölge halklarıyla işbirliği yapacakları yerde hala inatlarını sürdürmektedirler.

Öte yandan Şii Sünni demeden, Arap Kürt ayırmadan bu ülkeler halklarının yanında yer alan İran’ı karalamak için mezhepçilik silahına sarılmakta ve taassup ortamında yenilgilerinin üzerini örtmeye çabalamaktalar. İran’ın bu tutumu çok doğal olarak bölge halkları nezdinde itibar kazanmasına, nüfuzunun artmasına sebep olmaktadır. Terör kartına oynayanlar ise bundan ibret dersi alacakları yerde inatlarında ısrar etmekte ve eğit-donat’tan tutun teröristleri işgal ettikleri yerlerde korumaya kadar yanlış siyasetlerden bir türlü vazgeçmiyorlar.

Aynı merkezden yönetildiği şüphe götürmeyen Şiilik aleyhtarı propagandalara ilaveten son günlerde sıkca yapılan algı operasyonlarından biri de sözde ABD-İran işbirliği yalan ve iftirasıdır.

Sanki ülkesinde Amerikan üssü bulunduran Türkiye ve Suudi Krallığı değil de İran’mış gibi bir algı oluşturulmak istenmektedir.

ABD’nin NATO dahil birçok bölgesel işbirliği örgütleri ve projelerine stratejik ortaklık yapan Türkiye ve Arabistan mı yoksa İran mı?

Vay efendim İran ABD ile nükleer anlaşmazlığında uzlaşıyormuş. Halbuki ne nükleer konusunda ortada bir anlaşma var ne de başka bir konuda. Kaldı ki İran faraza nükleer konuda ABD ile anlaşma sağlasa bile kendine yönelik hukuksuz ve zalimce yaptırımlardan kurtulmak için bir anlaşma yapacaktır. Uzak bir ihtimal olsa da böyle bir anlaşma durumunda İran sadece kendine yönelik bir hukuksuzluktan kurtulacaktır.

Hatırlatmak gerekir ki Türkiye’de yandaş medya ve kalemşörlerine ve başka ülkelerde ise siyonist medyaya İran içerisinden sinyal gönderen ve propaganda yemi hazırlayanlar da bazı Batı hayranı çevrelerdir. İmam Hamaney’in son konuşmasında açıkça ifade ettiği üzere bu çevreler ABD ile nükleer anlaşmadan ziyade bütün alanlarda uzlaşma arzusunda olup ABD ile uzlaşılırsa ekonomik problemlerin sona ereceğine inanmaktadırlar ve hata yapmaktadırlar. Müstekbir güçlerin İran içindeki uzantıları olan bu çevreler bilerek veya bilmeyerek İran’dan çok Batı emperyalizminin hizmetinde bulunmaktalar. Hatta bazen Hasan Ruhani hükümetine bile yön vermeye çalışan bu kuzu postuna bürünmüş kurtların İslam Cumhuriyeti’nin temel ve ilkesel siyasetlerini belirlemede hiç bir rolleri bulunmamaktadır.

Suud Krallığı ve Türkiye’nin AKP hükümeti ise böyle bir yaptırıma maruz kalmak bir yana ABD ile sıkı bir askeri, siyasal ve ekonomik işbirliği içinde bulunmaktalar. AKP hükümeti ve Suudi Krallığı, Suriye veya Irak siyasetlerinde ABD ile kukla seçimi konusunda ihtilafları olsa bile bu iki ülkeye karşı aynı uğursuz planların içinde bulunuyorlar. Halbuki İran bu iki ülkede de ABD’nin müttefiklerine karşı bölge halklarının yanında yer almaktadır.

Satılık kalemlerin bu gerçeklerin farkında olmamaları mümkün olmamakla birlikte ya arpalıklarının kesilmesinden dolayı ya da kör taassup yüzünden bilerek veya bilmeyerek zalimlerin, müstekbirlerin borazanlığını yapmaktalar.

Vay efendim ABD Suriye’de çözüm için Esad ile görüşmek gerektiğini söylemiş. Öyleyse ABD ile İran perde arkasında anlaşmışlar ve Sünnilere karşı planlar uygulayacaklarmış. “ Kafir herkesi kendi dininden sanır” atasözü misali müstekbirlerin bölgesel işbirlikçileri de İran’ın da aynı taktikten yararlanacağını düşünmekte ve böyle telkin etmek işlerine gelmektedir. Çünkü emperyalist Batı ile işbirliklerinin sonucunu fark eden Müslüman halklar arasında İran ve Şia’ya karşı ancak mezhep taassubuyla kamuoyu oluşturacaklarını hesaplamaktalar.

Son sıralarda İran ve Şia aleyhtarı propaganda ve iftiraların tırmandırılması işte bu yüzdendir. Ama yanılıyorlar, bunlar iktidarları etrafında çöreklenmiş dar bir kesim dışında kimseyi etkileyememektedirler. Çünkü halk pak fıtratıyla yalan ve iftiraları fark etmektedir. Her defasında olduğu gibi şeytani planları etkisiz hale getiren Kadir-i Mutlak hiç kuşkusuz bu defa da bu iftiraları etkisiz hale sokacak sebepleri yaratacaktır.

Ziya Türkyılmaz

Ekler