25 Mart 2015 - 09:24
Ortadoğu’da “Batıl Cephe”yi tespit etmenin formülü nedir?

Emperyalist Amerika ve Siyonist İsrail öncülüğünde oluşmuş “batıl cephesi”nin bölgedeki hedef ve faaliyetlerini doğru tespit, tanımlama ve anlamlandırma yapabilirsek, “hak ve batıl cepheleri”ni doğru bir şekilde tanımlamayı ve tüm bileşenlerini pratik olarak açığa çıkarmayı başarmış oluruz.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-  Allah’ın adıyla

Ortadoğu, beşerin en kadim memleketi, insan medeniyetinin beşiğidir. Tüm kutsal suhuf ve kitaplar bu coğrafyada insanla buluşmuştur. Kur’an-ı Kerim’de kıssa edilen tüm peygamberlerin (s) mücadele sahrası da Ortadoğu topraklarıdır. “Hak”kın müşahhas temsilcileri olan yüce peygamberlerin (s) binlerce yıldan oluşan mücadele tarihinde; “karşı cephe” yani “batıl cephe”sinin müşahhas temsilcileri ve ana karargâhı da her zaman bu topraklarda olagelmiştir. Habil, Kabil’e; İbrahim, Nemrut’a; Musa, Firavun’a; Talut, Calut’a… Muhammed, Ebu Cehil’e Ebu Süfyan’a karşı… Ortadoğu coğrafyası “hak-batıl” savaşının ana cephesidir. Ve bu cephede savaş; pratik, müşahhas ve somuttur.

Tarihin tüm dönemlerinde “insan” üzerine tahakküm ve sulta kurmak isteyen “egemen batıl güçler” şunu keşfetmişlerdir ki, bunun yolu Ortadoğu’ya hakim olmaktan geçmektedir. Bu vesile ile modern zamanlarda da Ortadoğu, dünyanın esas güç ve mücadele merkezi olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Coğrafya özellikle son yüz yıldır, yaklaşık bin yıl önceki “Haçlı Seferleri”ni andıran bir taarruz ve saldırı altında. Bölge tam bir savaş ringine dönüşmüş durumda. Ortadoğu’nun son yüz yılını üç kelime özetlemeye yetiyor: zulüm, kan, gözyaşı…

Ortadoğu’yu kurtarmak, “insan” ve “insanlık”ı kurtarmanın ilk adımıdır. Bu kurtuluş için ise öncelikle olmazsa olmaz şart; “Ortadoğu’yu doğru okumak”tır. Evet, Ortadoğu’nun ve Ortadoğu coğrafyasında ki mücadele üzerinden “insan ve insanlığın kaderi”, Ortadoğu’yu nasıl tanımlayıp nasıl anlamlandıracağımız ve safları nasıl belirleyeceğimize bağlıdır.

Yüzyıllardır zihinsel iğfale uğramış “İslam halkları” açısından bugün “hak kimdir?” sorusunun cevabını bulabilmek, içinden çıkılmaz çetrefilli bir hal aldığından, önce cevaplaması ve ortak bir zemine oturtulması daha kolay “batıl kimdir?” sorusunu cevaplayarak başlamalıyız. Evet, “bugünün Kabil’i, Nemrut’u, Firavun’u kim? bugünün “İsrailoğulları” kimlerdir?” Batılın esas sahibi olan “İblis”, bugün yeryüzünde kim olarak müşahhaslaşmış, hangi rejim ve güçlerin şahsında pratik bulmuştur?

Zihinsel dumura uğramamış, cehalet ve çıkarlarının kurbanı olmamış ortalama bir zeka melekeleri taşıyan akıl sahipleri açısından bu basit fakat hayati önem taşıyan sorunun cevabı çok nettir: “Bugün Küresel Emperyalizm ve Gasıp Siyonizm batılın temsilcileridir. Ve Küresel Emperyalizm Amerika, Gasıp Siyonizm ise İsrail olarak müşahhas pratik bir vücut bulmuştur. Kapitalist Emperyal Amerika ile Gasıp Siyonist İsrail rejimi “batıl cephe”nin amiral gemisi konumundadırlar. Onlarla iş tutanlar, onlara uşaklık ve yandaşlık yapanlar; ister bilinçle olsun ister cehaletin esiri olarak; etnik kökenleri, dinleri, mezhepleri ve yaşantı biçimleri fark etmeksizin batıl cephesinin elemanlarıdır.”

 “Batıl”ın olduğu yerde “hak”kın olmaması eşyanın tabiatına ve yaratılışın hikmetine aykırıdır. Ve doğal olarak bizler için şu soruların cevabını bulmakta dünya ve ahret kurtuluşu açısından mutlak şart konumundadır: “Firavun faaliyette ise Musa kimdir ve nerededir?”

İnsan ve insanlığın kurtuluşu için tüm hayatsal fonksiyonların merkezi konumunda olan bu soruyu kendi yerinde bırakarak devam edelim…

Kapitalist küresel emperyalizm, İslam ümmetinin içerisine bir kanser tümörü gibi yerleştirdiği Gasıp Siyonist rejim üzerinden Ortadoğu coğrafyasında tahakküm ve sulta kurmaktadır. Bölgesel gelişmeler ve bu gelişmelerin küresel sonuçlarını bu tespit ışığında okumalıyız. Emperyalist Amerika ve Siyonist İsrail öncülüğünde oluşmuş “batıl cephesi”nin bölgedeki hedef ve faaliyetlerini doğru tespit, tanımlama ve anlamlandırma yapabilirsek, “hak ve batıl cepheleri”ni doğru bir şekilde tanımlamayı ve tüm bileşenlerini pratik olarak açığa çıkarmayı başarmış oluruz.

O zaman cevaplandığında yolumuzu aydınlatacak sorumuz şudur: “Kapitalist emperyalizmin vücut bulmuş şekli olan Amerika ile Gasıp Siyonizmin pratik bulmuş şekli olan İsrail’in Ortadoğu’yu tahakküm ve sulta altında tutabilmek için yürüttükleri siyasetle; Ortadoğu’da yapmak ve başarmak istedikleri şeyler nelerdir?” Şimdi bu soruyu maddeler halinde cevaplayalım.

Küresel Emperyalizm ve Gasıp Siyonizm, Ortadoğu’da:

1-Müslümanlar, hatta daha genel bir tabirle mustazaflar arasında vahdetin bozulması, birlik ve beraberliklerinin dağılmasını

2-Ortadoğu halklarının etnik, ulusal, dinsel ve mezhepsel olarak ayrışmasını

3-Özellikle İslam halkları arasında bir Sünni-Şii çatışması çıkmasını

4-İsrail’in varlığının devamını temin edecek; Suriye ve Irak’ın parçalanması, yeni ulus ve mezhepsel devletlerin kurulması gibi gelişmelerin yaşanmasını

5-İsrail’e karşı mücadele etmekte olan “direniş hareketleri”nin güç ve itibar kaybına uğramasını; “Filistin ve Kudüs Davası”nın İslam halkları ve dünya gündeminden düşmesini

6-Bölge halk ve yönetimlerinde emperyalizm ve siyonizm karşıtlığının kırılmasını; halkların dikkatinin emperyalizm ve siyonizm dışında ki konulara, özellikle de ihtilaf içeren konulara kaydırılmasını

7-Bölge halk ve yönetimlerinin küresel emperyalizm ve gasıp siyonizmi değil; öteki ulusu, öteki mezhebi düşman bellemesinin temin edilmesini

8-Anti-emperyalist ve anti-siyonist öncül yapı ve şahsiyetlerin itibasızlaştırılması ve hareket alanlarının daraltılmasını

9-“İslam İnkılabı”nın mazlum ve mustazaflar lehine yürüttüğü mücadelenin “ulus ve mezhep” taassubu ile gölgelenmesini; İslam İnkılabı’na güç ve mevzi kaybettirerek bölge halk ve yönetimleri nezdinde yalnızlaştırılmasını

10-Tekfircilik akımının yaygınlaştırılması ve güçlenmesini; tekfirciler eliyle (emperyalizm ve siyonizm lehine) işlenen cinayet ve zulümlerin “cihad” adıyla içselleştirilmesini

11-Bölgede hiçbir ülkede anti-emperyalist ve anti-siyonist hükümet ve yönetimlerin başa gelmemesini; tüm çabalara rağmen Yemen örneğinde olduğu gibi böyle bir yönetimin iş başına gelmesi durumunda “ulus ve mezhep” taassubu ile boğulmasını

12-Hak-batıl, mustazaf-müstekbir, mazlum-zalim, emperyalizm, siyonizm… vb kavramların; aydın, entelektüel, alim ve kanaat önderleri eliyle halka pratiklik ve netlikten uzak, flu ve soyut terimler olarak sunulmasını… istemektedir.

Emperyalizm ve siyonizmin plan, proje, istek ve siyasetini dikkate aldığımızda; hangi din, mezhep, meşrep ya da etnik kökenden olursa olsun, maddelenen tespitlerin gerçekleşmesinde direkt veya dolaylı olarak rol ve payı olan her hükümet, yapı ve şahsiyet, küresel emperyalizm ve gasıp siyonizm ile aynı saftadır, batıldadır! Bu türden hükümet, yapı ve şahsiyetler, bilinçle ya da cehalet veya çıkarlarının kurbanı olarak Amerika ve İsrail’e hizmet etmektedirler!

Ve ister hükümet; ister örgüt, yapı ya da fert olarak her kim; siyasal, sosyal, kültürel ve dinsel olarak küresel emperyalizm ile gasıp siyonizmin bu hedeflerinin karşısında duruyorsa o “hak cephesi”ndedir. O “Musa’nın safı”ndadır!

Muntazar Musavi

Ekler