Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Adil olan Allah’ın adıyla…
Ortadoğu’yu İran şekillendiriyor, bölgeyi İran domine ediyor, İslami uyanışı İran yönlendiriyor.
Son on yılda İran, Ortadoğu’da bölgenin yapılanmasına yön veren güç haline geldi. Belirlediği siyaset ve strateji ile konumunu güçlendirdi. İpleri eline aldı denilebilir.
Bölgedeki halkaları uyandırıyor, direnişi güçlendiriyor, savaşları yönetiyor, teröristleri temizliyor. Temizlediği yerlere de direniş düşüncesini yerleştiriyor.
İran’ın bu ilerleyişi, Amerika ve siyonistleri derinden rahatsız ediyor, çünkü BOP projesi dahil bütün planları altüst olmuş durumdadır.
Diğer taraftan bölgedeki halkları yöneten diktatör monşerleri de korku sarmış durumda. Ne yapacaklarını şaşırmışlar. “Sünni bloku” söylemiyle mezhepciliği ve “Arap ordusu” kurma girişimleriyle de Arap milliyetciliğini hortlatarak bu uyanışı engellemek istiyorlar.
Bu ilerlemeden rahatsız olanlardan biri de AKP hükümetidir.
Hükümetin en yetkili ağızları, “İran, IŞİD’den boşalan yere yerleşmek istiyor, bu kabul edilemez” diyor, bence “istiyor” kelimesi hafif kalır, halk onları oraya yerleştirdi bile, biz hala ABD’den gelecek tavsiyeyi/emri bekleyelim.
Yine diyor ki; “Burada İran, bölgeyi adeta kendine domine etmenin gayreti içerisindedir, böyle bir çalışmanın içerisindedir. Buna müsaade edilebilir mi?”
Nedense Amerika, Afganistan’ı Taliban’dan temizleyip orada kalırken itiraz edilmedi, daha sonra Saddam’ı devirdi Irak’da askeri üs kurup kaldı itiraz edilmedi, İslami uyanışın başladığı Tunus, Libya, Mısır ve diğer yerlerin hepsinde askerini yerleştirip kalıcı oldular ama itiraz edilmedi. Neden İran’ın başlattığı halkların uyanışı rahatsız ediyor?
Galiba, biz de Amerika’nın jandarmalığını ve dünyanın ağası olduğunu kabul ediyoruz. Çünkü İran’a itiraz var ama ABD babaya itiraz yok.
Biz, stratejik derinlik hayalleri kurarken İran bölgeyi ele geçirdi bile, neden mi? Çok basit ama kimse söylemeye cesaret edemiyor.
İran ordu göndermedi, asker göndermedi ve işgal etmedi ama…
İran’ın söylemi ile eylemiyle aynı; İran, evrensel ve dini söylemler kullandı; adalet ve özgürlük, bağımsızlık ve izzeti aşıladı. İşgal ve sömürüye karşı olma ve müstekbirlere karşı dik duruş gibi söylemlerini somutlaştırdı.
Batı ise demokrasi, refah, emniyet, eşitlik gibi söylemler kullanıp işgal ve sömürülerine kılıf bulmaya çalıştı.
İran, batı dünyasından bağımsız İslami siyaset ve strateji geliştirdi ve bölgenin sorununu çok iyi okudu. Hem sorunun sebebini belirliyor, hem çözüm sunuyor, hem de sorunu bölge halkının kendi eliyle çözmesini öğretiyor.
İran, bölge halkının potansiyel gücünü kullandı, onları harekete geçirdi, onlara kendilerini savunma düşüncesini aşıladı ve özgüven kazanmalarını sağladı.
İran, onların kendi kaynaklarını kendilerine kullanmayı öğretti. Batı ise yaptığı işlerin karşılığında kendi payını aldığı yetmiyormuş gibi bir de geri kalanı da paylaşmaya çalışıyor.
İran, “Allah’ın irade ettiği İslam cumhuriyeti” diyor, Amerika ve müttefikleri “liberal demeokrasi”, diyor.
İran’ın mezhepçilik yaptığı söyleniyor. İran’ın elini güçlü kılan da tam da bu noktadır.
İran’ı Ortadoğu’da nüfüz sahibi yapan ve bölge halklarının kabulünü sağlayan en önemli etken ise şudur; etnik ve mezhep söylemlerinden uzak durdu.
Mezhepçilikten uzak durdu; Şiisi, Sünnisi, Alevisi, Zeydisi, kim olursa olsun destek verdi; Sünni Filistin direnişi, Şii Lübnan direnişi, Irak Şii direnişi, Suriye Sünni/Alevi direnişinin hepsinin yanında yer aldı.
Milliyetcilikten uzak durdu; Arabı, Acemi, Kürdü, Türkü kim olursa olsun derdini paylaştı; Iraklı Arabın yanında yer aldı, Iraklı Türkmenin yardımına koşup elinden tuttu. Suriyeli Arabın yanında yer alıp Suriyeli Kürdü korudu.
Bunları yapan ise Acem Şii İran’dır. El insaf İran mezhepçilik yapıyor denilebilir mi?
“İran, bölgeyi adeta kendine domine ediyor” diye yakınacağınıza mümmetci düşünüp kendi özgür stratejinizi oluşturabilseydiniz şimdi siz domine ediyor olurdunuz.
Suriye, Irak ve Yemen üç önemli domino taşıdır, kim bunları doğru yere koyarsa Ortadoğu’da ipleri eline alır.
Yakında asıl dananın kuyruğu Musul’da kopacak, bekleyip göreceğiz.
Abdullah Özgür