23 Nisan 2015 - 15:08
“Yeni Türkiye”nin Başkomutanı: Erdoğan

Tayyip Erdoğan’ın 2011 yılı Ekim ayında başbakanken annesi vefat ettiğinde annesinin cenaze töreni çoğu televizyonda canlı olarak yayınlanmıştı. Bu sayede, Türkiye’de milyonlar Erdoğan’ın mezarlıkta annesinin cenazesini İslami usullere göre defnetmesini, cenaze töreni boyunca tüm doğallığı ile ön planda olmasını, tabutu en önde taşımasını, ceketini ve kravatını çıkartarak annesinin naaşını mezara bizzat kendisinin koymasını ve mezara ilk toprağı kendisinin atmasını seyretmişti.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA-Tayyip Erdoğan’ın 2011 yılı Ekim ayında başbakanken annesi vefat ettiğinde annesinin cenaze töreni çoğu televizyonda canlı olarak yayınlanmıştı. Bu sayede, Türkiye’de milyonlar Erdoğan’ın mezarlıkta annesinin cenazesini İslami usullere göre defnetmesini, cenaze töreni boyunca tüm doğallığı ile ön planda olmasını, tabutu en önde taşımasını, ceketini ve kravatını çıkartarak annesinin naaşını mezara bizzat kendisinin koymasını ve mezara ilk toprağı kendisinin atmasını seyretmişti. O gün hakkında aklımda kalan bu görüntüler kadar sıkı bir Tayyip Erdoğan hayranı olan alt kat komşumun o günün akşamı cenaze hakkındaki yorumuydu. “Görüyorsun bak, adam başbakan ama annesinin cenazesini bile bizim gibi gömüyor. Nasıl da atladı mezara? Hastayım bu adamın sahiciliğine.

O günden sonra aklıma takılan bir kavram oldu “Tayyip Erdoğan’ın sahiciliği.” Gerçekten de beğenelim veya beğenmeyelim, Erdoğan’ın siyasi kariyerinin başarısında Türkiye’deki seçmen çoğunluğunu oluşturan muhafazakar Anadolu insanı ile doğrudan kurabildiği bağ büyük rol oynuyor. Bu bağın da taşıyıcı kolonu “Erdoğan’ın sahiciliği” dediğimiz bu kavram.

20 Nisan 2015 akşamında Türkiye’de televizyonları başına oturan milyonlar “Erdoğan’ın sahiciliği” dediğimiz bu kavramla çarpıcı bir tanıtım filmi sayesinde bir kez daha tanıştı. Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan ve tüm televizyonlarda aynı anda ekrana gelen bu 3 dakikalık “Yüz Yıllık Destan” isimli filmde Çanakkale Zaferi’nin yüzüncü yıl dönümü konu ediliyor.

“Sen hiç şühedanın (şehitlerin) sesini duydun mu?” repliği ile başlayan filmin ilk 70 saniyesinde Çanakkale Savaşında savaşmış ve şehit düşmüş askerlerin tek tek verdikleri "emret komutanım" tekmilleri ve cephedeki görüntüleri ile onların torunlarının bir yere gitmek üzere iş yerlerinden ve evlerinden ayrıldıkları görülüyor. Bu askerler arasında Çanakkale’de savaşmış gayrimüslimleri temsilen “İstanbullu Nikolay’ın” tekmili ile sağ kolunu kaybetmiş Sakarya’lı Ragıp Üsteğmen’in ve kekeme bir askerin bin bir güçlükle ama etkileyici bir tonlamayla söylediği “Emret Komutanım” sözleri kalpleri titretiyor.

70. Saniyeden itibaren Çanakkale Cephesindeki hakim tepelerden birinde bir Türk askeri Çanakkale Boğazı önünde “karanlık” bir gölge gibi sıralanmış Müttefik donanmasına doğru ezan okuyor. Bu sahne Türkiye’deki kolektif hafızada Çanakkale Savaşı ile özdeşleştirilmiş “inancın çeliğe meydan okuması” temasını çağrıştırıyor. 120. saniyeye kadar normal bir Çanakkale Savaşı tanıtım filmi (ve Türkiye’de aslında herkesin görmeye alışık olduğu bir kamu spotu) tadında akan film birden değişiyor. Çünkü önce ezan sesinin arka planında kaldığı için tam anlaşılamayan ancak giderek ön plana çıkan tanıdık bir ses duyuluyor. Bu ses Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın sesi. Erdoğan bir şiir okuyor. Okuduğu şiir Türkiye’de milliyetçi-İslamcı geleneğin önde gelen fikir adamlarından ve şairlerinden olan Arif Nihat Asya’nın “Dua” adlı şiiri:

Biz kısık sesleriz;

Minareleri Sen, ezansız bırakma Allah'ım.

Ya çağır şurada bal yapanlarını,

Ya kovansız bırakma Allah'ım.

Mahyasızdır minareler,

Göğü de kehkeşansız bırakma Allah'ım.

Müslümanlıkla yoğrulan yurdu,

Müslümansız bırakma Allah'ım.

Bize güç ver, cihad meydanını,

Pehlivansız bırakma Allah'ım.

Kahraman bekleyen yığınlarını,

Kahramansız bırakma Allah'ım.

Bilelim hasma karşı koymasını,

Bizi cansız bırakma Allah'ım.

Yarının yollarında yılları da

Ramazansız bırakma Allah'ım.

Ya dağıt kimsesiz kalan sürünü

Ya çobansız bırakma Allah'ım.

Bizi sen sevgisiz, susuz, havasız

Ve vatansız bırakma Allah'ım

Tanıtım filmi, bu şiirle Türkiye’deki seçmen çoğunluğunu oluşturan muhafazakar Anadolu insanı için Erdoğan’ın sesinden etkileyici bir kulak ziyafeti sunarken filmdeki görsel temalar da çok güçlü mesajlarla yüklü. Şiirin başlangıcında Çanakkale Savaşında mevzilerinde bir cephe taaruzu için hazırlık yapan Türk askerleri düşmanın ağır ateşi altında taaruza kalkıyor. Onların günümüzdeki torunları da dedelerinin fedakarlıklarının gururu ile aynı kararlı ve ciddi adımlarla bir yere doğru yürüyorlar. Cephedeki askerlerin taaruzu başarıya ulaşmış olacak ki bu askerler başlarında komutanları ve arkalarında Osmanlı bayrağı olacak şekilde ve üniformalı olarak namaz kılıyorlar. Filmin 140. saniyesinden itibaren sahne bir şehitlik görüntüsü ile açılıyor ve anlıyoruz ki aslında günümüzde yaşayan torunların kararlı adımlarla gittiği yer dedelerinin yattığı şehitlikmiş. Gencinden yaşlısına, zengininden fakirine tam bir Türkiye profili görüntüsü veren bu kalabalık tek tek kendi dedelerinin mezarında ellerini açıp dua (3 İhlas ve 1 Fatiha Suresi) okurken 150. Saniyeden itibaren bu kalabalık içinde önce mezara çiçek bırakan bir el detayı göze çarpıyor. Sonra el detayından yüze doğru kayıldığında bu kişinin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğu görülüyor. Erdoğan tam ellerini açıp şehitler için dua okumaya başladığında ise bir mucize gerçekleşiyor ve yağmur (yani Anadolu’da bereket) yağmaya başlıyor. (Burada özellikle Anadolu halk kültüründe mezarlık ziyaretlerinde yağan yağmurun hayra ve “görkemlenmeye” işaret olduğunu hatırlamak gerekiyor) Kendisini “görkemleyen,” bereket sembolü yağmura aldırmayan Erdoğan hiç istifini bozmuyor, ıslanmak pahasına duasını yarıda kesmeden okumaya devam ediyor. Erdoğan’ın ıslanmaması için kendisine şemsiye tutan bir koruma da görüntülerde yok çünkü Türkiye’de bu durum halk nezdinde mezarlığa saygısızlık sayılır. Erdoğan duasını bitirip huzur içinde ellerini yüzüne sürerek tekrar görkemlendikten hemen sonra dalgalanan Türk Bayrağı ekranı dolduruyor. Sonra da Mustafa Kemal Atatürk’ün resmi arka planda “Emret Komutanım” sesiyle ekrana geliyor. (Burada Mustafa Kemal Atatürk’ün sivil resmi yerine mareşal askeri üniformalı görüntüsünün tercih edildiğine dikkat çekmek gerekiyor) Tanıtım filmi, “Çanakkale Zaferinin 100.yılında Şehit ve Gazilerimizi minnetle anıyoruz” mesajı ve sonrasında tüm ekranı kaplayan Cumhurbaşkanlığı forsu ile sona eriyor.

Tanıtım filmi yayınlandıktan sonra gözlerim hemen aslında Erdoğan’ın görüşlerini çok da tasvip etmeyen ancak milliyetçi bir insan olan eşime döndü ve “Etkilendin mi?” diye sordum. Buğulanan gözlerini silmeye çalışarak “Etkilenmez olur muyum” diye cevapladı ve ekledi “Cumhurbaşkanı bu tanıtım filmiyle tam da Anadolu insanın sinir uçlarına dokunmuş.” Bir emekli asker arkadaşım film biter bitmez aradı ve heyecanla sordu “Seyrettin mi?” Ben “Evet” cevabını verince de sözünü yapıştırdı: “Bu tanıtım filmi ile Erdoğan artık hem Çanakkale mirasına hem de Türk ordusunun şanla dolu tarihine sahip çıkarak tam bir Başkomutan oldu.”

Daha sonra hemen sosyal medyaya bir göz attım. Film zaten artan siyasi kutuplaşma ile AKP taraftarı ve AKP karşıtı olarak ikiye bölünmüş Türkiye resmini pekiştirmişti. Filmi öven bir grup Erdoğan’ın lider özelliklerinin yanına Başkomutanlığı eklerken, filmi eleştiren grupta ise 3 temel eleştiri göze çarpıyordu. Filmi eleştirenlerin bir kısmı filmde Çanakkale Savaşı gibi ortak bir milli değerin Erdoğan’ın “ucuz” reklamına kurban gittiğinden hayıflanırken, bir kısmı bu filmin bir seçim propagandası olduğunu vurguluyor, son kısım ise filmdeki İstanbullu gayrimüslim asker “Nikolay” ile filmin genelindeki Müslümanlık ve İslam vurgusundaki tezatlığa dikkat çekiyordu.

Günün sonunda bu film nasıl analiz edilebilir? Öncelikle filmin herkesin ekran başında olduğu bir anda ve bütün TV kanallarından aynı anda “tarih, Çanakkale destanı, asker ve İslam” sosları ile “Erdoğan’ın sahiciliğini” evlerimize konu ettiğinden şüphe yok. Türkiye’de seçmen çoğunluğunu oluşturan muhafazakar Anadolu insanı için Erdoğan’ın “şahsi karizmasını” duygusal açıdan güçlü bir tematik kurguyla birleştiren filmde öne çıkan temel mesaj net: “Yeni Türkiye’nin Başkomutanı Erdoğan.”

Daha önceki yazılarımda Erdoğan’ın “Yeni Türkiye’sinin” taşıyıcı kolonlarının “karizmatik liderlik, milli irade, güçlü ordu ve güçlü savunma sanayi” olduğunu yazmıştım. Ancak bu tanıtım filminden de anlaşılacağı gibi Erdoğan Başkanlık sistemine geçiş için şahsi karizmasını güçlendirmek için sadece “siyasi olanla” yetinmeyecek “tarihi olan” ve de özellikle “askeri olanı” da sonuna kadar kullanacak gibi.

Metin Gurcan