16 Ekim 2017 - 04:35
‘İkinci İsrail’e karşı Filistin atağı

Bölgemizde, emperyalizmin operasyonlarını sürdürürken kullandığı en önemli, siyasi, askeri ve lojistik güç İsrail devletidir. Suriye’deki çetelerden tutun, Irak’ı bölmeye çalışan Barzani Aşireti’ne kadar, emperyalizmin bölgedeki piyonlarının arkasındaki en büyük itici güç İsrail olmuştur

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA - Bölgemizde, emperyalizmin operasyonlarını sürdürürken kullandığı en önemli, siyasi, askeri ve lojistik güç İsrail devletidir. Suriye’deki çetelerden tutun, Irak’ı bölmeye çalışan Barzani Aşireti’ne kadar, emperyalizmin bölgedeki piyonlarının arkasındaki en büyük itici güç İsrail olmuştur

Batı Asya ülkelerinin, Suriye ve Irak üzerinden bölgede sürdürülmekte olan ABD/İsrail menşeli saldırıya karşı ortak bir savunma hattı oluşturduğu tarihi günlerden geçiyoruz. Yaşadığımız süreci “tarihi günler” olarak adlandırmamızın nedeni, 8 Temmuz 1937’de imzalanan ve İkinci Dünya Savaşı’nın patlak verdiği 1939’a değin fiili anlamda yürürlükte kalan Sadabat Paktı’ndan bu yana, Batı Asya ülkelerinin ilk defa bağımsız bir biçimde bölge sorunlarına ortak çözüm bulma yolunda irade göstermeleridir. Bu kırılmanın bir diğer önemi ise 1952’den bu yana NATO adı altında Atlantik cephesinde yer alan Türkiye’nin, resmi anlamda ilk defa, bu paktın dışında, bölge ülkeleri ile beraber konumlanmasıdır.

SAVAŞI EMPERYALİZMİN SINIRLARINA TAŞIMAK

Suriye krizinin ele alındığı Astana görüşmeleri ile başlayan süreç, Irak’ın bölünmesini ve Barzani Aşireti liderliğinde “İkinci İsrail” kurulmasını öngören referanduma karşı bölge ülkelerinin sahada aldığı tavırla somutlaştı. Batı Asya ülkelerinin, söz konusu ittifakı oluşturmalarının altında ülke sınırlarını koruma, savunma saiki yatmakta. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, Suriye’de düzenlediği operasyona “Kalkan” adını vermesi, ifade ettiğimiz savunma saikini iyi bir şekilde yansıtan bir örnek.

Başta Fırat Kalkanı olmak üzere, İdlib’de süren operasyonlar ve Barzani’ye karşı bölge ülkelerinin ortak tavrının emperyalizmin piyonlarını bölgede gerilettiği reddedilemez bir gerçek. Bu noktada, modern savaş taktiklerinin öncüsü olarak kabul edilen Prusyalı General Carl Von Clausewitz’in şu sözlerine kulak verelim: “Zafer daha iyi bir siyasi gerçekliğin oluşturulmasından başka bir şey değildir.”

Sadece sınırlarımızı koruma amaçlı hamlelerle emperyalizmi bölgede kesin olarak mağlup edip “daha iyi bir siyasi gerçekliğe” ulaşabilir miyiz? Yoksa nihai zaferin yolu savaşı emperyalizmin sınırlarına taşımaktan mı geçiyor?

Bölgemizde, emperyalizmin operasyonlarını sürdürürken kullandığı en önemli, siyasi, askeri ve lojistik güç İsrail devletidir. Suriye’deki çetelerden tutun, Irak’ı bölmeye çalışan Barzani Aşireti’ne kadar, emperyalizmin bölgedeki piyonlarının arkasındaki en büyük itici güç İsrail olmuştur. Dolayısı ile emperyalizmi bölgeden def etmenin yolu, bölgede İsrail’i zayıflatmaktan geçmektedir. Filistin ise İsrail’in yumuşak karnıdır.

EL FETİH VE HAMAS MUTABAKATI

Filistin’de geçtiğimiz günlerde olumlu gelişmeler yaşandı. Kahire’de düzenlenen görüşmeler sonucunda, Filistin siyasetinin önemli iki hareketi El Fetih ve Hamas aralarında 2006 seçimlerinden bu yana süren ve bir iç savaşa dönüşen çatışmaları sonlandırdıklarını ilân ettiler.
Varılan mutabakat, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın 10 sene sonra Hamas kontrolündeki Gazze’ye ziyareti, El Fetih’in Hamas’a karşı aldığı ekonomik ambargonun sonlandırılması, Gazze’nin Mısır’a açılan kapısı olan Rafah’a, El Fetih’e bağlı 3 bin güvenlik görevlisinin yerleştirilmesinin yanı sıra, iki hareket öncülüğünde bir milli birlik hükümetinin kurulmasını öngörüyor.

İsrail’in, El Fetih ve Hamas arasında varılan mutabakata tepkisini ise İstihbarat Bakanı Yisrael Katz şu sözlerle ifade etti: “Anlaşma, Hamas’ın Gazze’deki varlığı ve terörist faaliyetleri için ikna edici bir örtü oluşturacak.”

Hemen arkasından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, anlaşmayı ancak “İsrail’in tanınması ve Hamas’ın silahsızlandırılması” halinde tanıyacaklarını belirtti.

Bu süreçte Filistin meselesinin baş aktörlerinden Mısır’ın yanı sıra, Türkiye, İran ve Suriye’nin de önemli roller oynadığına dair görüşler bölgede paylaşılıyor. Filistin’in Ankara Büyükelçisi Faed Mustafa, mutabakat konusunda Türkiye’nin oynadığı olumlu rolü şu ifadelerle değerlendiriyor: “Türkiye, Filistin’deki tüm güçler, partiler ve gruplar ile iyi ilişkilere sahip. Filistin’deki ayrılığın sonlandırılması için sürekli çaba sarf etti.”

Faed Mustafa’nın ifadeleri, Türkiye’nin Filistin konusunda sadece Hamas’ı destekleyen bir tavırdan uzaklaşıp El Fetih’le tekrardan iyi ilişkiler kurduğunun bir kanıtı.

Öte yandan Hamas yetkililerinin geçtiğimiz Ağutos ayında, Tahran’da, başta dini lider Hamaney’in Başdanışmanı Ali Ekber Velayeti ve Meclis Başkanı Ali Laricani olmak üzere İranlı yetkililerle görüştüğü, Suriye ve Hizbullah’la bozulan ilişkilerin tekrar kurulması yönünde adımlar atıldığı basına yansıdı. Hamas’ın Gazze Şeridi’ndeki yeni lideri Yahya Sinwar’da bölge ülkeleri ile “sıfır sorun” siyaseti izleyeceklerine yönelik bir açıklamada bulundu.

SAVUNMADAN TAARRUZA

Son gelişmeler, emperyalizmin bölgedeki temsilcisi İsrail’in, Filistin’de kurulması planlanan milli mutabakat hükümetinden rahatsızlığını açık bir biçimde ortaya koyuyor.

İsrail iç istihbarat örgütü Shin Bet’in eski Başkanı Amy Ayalon’un da ifade ettiği gibi “her cepheyi kazandığımız ama savaşı neden kaybettiğimizi anlayamadığımız sinir bozucu bir durumla” karşı karşıyalar.

Bölge ülkelerine düşen, emperyalizmin sinirlerini felç etme yolunda, mezhepçilik tuzağına düşmeden, Filistin hareketini desteklemek ve savaşı düşmanın sınırlarına taşımak yönünde somut adımları hızlandırmak olmalı.

Av. Onur Sinan Güzeltan

Ekler