Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: Peygamber (saa) ve Ehl-i Beyt’in (as) sünnetinde ahlaki eğitimin nihai
hedefi, kendi ahlaki vazifesini çeşitli şekillerde, müstakil olarak veya
muteber mercilere başvurarak teşhis edebilecek, iç ve dış etkilerin
tesiri altında kalmadan kendi görevleriyle amel edebilecek öğrencilerin
eğitilmesidir.
Peygamber (saa) ve Ehl-i Beyt’in (as) sünnetine dikkat edilecek ve bazı
beşeri ahlaki eğitim ekolleriyle kıyaslanacak olursa Peygamber’in (saa)
ve Ehl-i Beyt’in (as) sünnetinde ahlaki eğitim hedefi, ne aklı ve
düşünceyi tamamen kenara atmakta, ne de gereğinden fazla büyütmektedir.
Aksine beşeri aklı gerçek haddi ve ölçüsünde olduğu gibi görmektedir.
Diğer taraftan onların sünnetinde vahyin yüce bir yeri olmasına rağmen
hiçbir zaman beşeri aklın ve anlayışın yerine geçmemiştir. Diğer bir
deyişle Peygamber (saa) ve Ehl-i Beyt’in (as) sünnetinde ahlaki eğitimin
hedefi gerçekçi bir bakış açısıyla hem aklın hakkını vermekte hem de
vahyin. Yani hiçbiri bir diğeri bahane edilerek uzaklaştırılmamaktadır.
Ahlaki Eğitimin Önemi
Müslüman âlimlerin görüşüne göre ahlak ilmi en yüce ilimdir. İbn-i Miskeveyh bu hususta şöyle söylemektedir:
“Bu ilim diğer tüm ilimlerden daha iyidir. İnsanın davranışını, insan olduğu için iyileştirmeye çalışmaktadır.”[1]
Bu yüzden İslam âlimleri Müslüman talebelere bütün ilimlerden önce ahlak
ilmini öğrenmeyi ve nefis tezkiyesi yapmayı tavsiye ederler.
Ahlak ve ahlak eğitiminin öneminin sırrı, insan ruhunun da bedeni gibi
sağlıklı ve hastalıklı olabilmesinde gizlidir. Bu yüzden Allah Teâla
münafıkların ruhunu hasta olarak nitelendirmekte ve haklarında şöyle
buyurmaktadır:
“Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını arttırmıştır.”[2]
Ruhi hastalıkların en önemlisi insanda rezil ahlaki sıfatların
varlığıdır. Bu hastalığın varlığı kötü etkiler bırakır. Öncelikle bu
hastalığa sahip olanların iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, hakkı
batıldan ayırma kudreti zayıflamaktadır. Meşhur atasözünde sağlam kafa
sağlam vücutta bulunur denmektedir. Bu atasözü bedenin sağlığı için
aklın salim olması gerektiğine dair önemli bir gerçeğe işaret
etmektedir. Yani hakkın derk edilebilmesi ve iyinin kötüden, hakkın
batıldan ayırt edilebilmesi için akıl sağlığı şarttır. Ama Kuran’ın
bakış açısına göre insanın hakkı derk edebilmesi, iyiyi kötüden, güzeli
çirkinden, hakkı batıldan ayırt etme gücüne sahip olması için beden
sağlığının yerinde olmasının yanı sıra ruh sağlığına da sahip olması
gerekmektedir. Mutaffifin suresinde şöyle okumaktayız:
“Ona ayetlerimiz okunduğu zaman eskilerin masalları der. Hayır, doğrusu onların işleyip kazandıkları şeyler kalplerinin üzerine pas olmuştur. Hayır, doğrusu onlar o gün rablerinden perdelenmişlerdir.”[3]
Ruhi hastalıklara müptela olanlar, huzurdan da mahrumdurlar. Kıskançlık,
kendini büyük görme, kin tutma, öfke gibi hastalıklar insan ruhunda
huzur ve sükûnet bırakmamakta, yaşantıyı çekilmez hale getirmektedir.
Aynı mide rahatsızlıkları, ayak ağrısı, elin kırılması gibi bedensel
hastalıkların insanın huzurunu kaçırması ve yaşamını altüst etmesi gibi…
Ruhi hastalıkların, bedensel hastalıkların dışa vurmasına sebep olması
da mümkündür. Günümüzde psikologlar insanın bazı bedensel
hastalıklarının, ruhsal hastalıklarıyla bağlantılı olduğunu ispat
etmişlerdir. Örnek olarak; ruhsal bir hastalık olan depresyon, sindirim
sisteminde sorun yaratarak bazı özel sindirim hastalıklarına sebep
olabilmektedir. Elbette ruhi hastalıklar, şahıs üzerindeki hoş olmayan
etkilerinin yanı sıra, toplumu da etkilemekte ve toplumun neşe, huzur ve
emniyetini yok etmektedir. Netice olarak böyle bir toplum, değişik
alanlarda istediği hedeflere ulaşamayacaktır.
Diğer taraftan bedenin sağlığını korumak için, sağlıklı bedenin
özelliklerini, bedensel hastalıkları, hastalıkların sebeplerini ve
tedavi yollarını bilmenin bir zaruret olması gibi, ruh sağlığını
koruyabilmek için de sağlıklı ruhun özelliklerini, ruhi hastalıkları,
hastalıkların sebeplerini ve tedavi yollarını bilmek bir zarurettir.
Beğenilen ve beğenilmeyen davranışların özelliklerini bilen,
beğenilmeyen özelliklerden kurtulmanın yolunu gösteren ilim, ahlak ilmi
ve ahlak eğitimidir.
Bununla beraber insanın kişisel ve toplumsal saadeti, nefsin kirlerden
arınıp temizlenmesine ve ahlaki faziletlerle süslenmesine bağlıdır.
Allah Kuran-ı Kerim’de sonuncusu insanın nefsine edilen on yeminin
ardından ve yapılması- yapılmaması, doğru olanı olmayanı insanın nefsine
ilham ettikten sonra şöyle buyuruyor:
“(Allah’tan başkasına tapmayarak) Nefsini yücelten kazanmış, (yaratıklara taparak) onu alçaltan da ziyana uğramıştır.”[4]
Belki de bu yüzden Allah Teâla, İslam Peygamberinin (s.a.a) risaletinin
temel hedeflerinden birinin insanların nefislerinin tezkiyesi ve
arındırılması olduğunu beyan ederek şöyle buyurmuştur:
“O’dur ki ümmiler içinde, kendilerinden olan ve onlara Allah’ın ayetlerini okuyan, onları yücelten, onlara Kitabı ve hikmeti öğreten bir elçi gönderdi. Oysa onlar önceden açık bir sapıklık içindeydiler.”[5]
Peygamberimiz de (s.a.a) risaletinin hedefi güzel ahlaki özellikleri kemale ulaştırmak olarak açıklamış ve şöyle buyurmuştur:
“Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.”[6]
Ahlak ve ahlak eğitiminin önemi, İslam ve İslam toplumlarına mahsus
değildir. Edinilen tecrübeler insanın, dindar olsun olmasın her zaman,
hatta modern dönemde ya da modern dönem öncesinde, ahlak ve ahlak
eğitimine muhtaç olduğunu göstermektedir. Çağımızda batılı ülkeler
deneysel bilim alanında ilerlemeler kaydettikçe ahlaki usullere,
fazilete, ahlaki eğitime ilgiyi azalttılar ve bazı durumlarda ahlak ve
ahlaki faziletlere karşı savaş açtılar. Ama yenilerde bu yönden kişi ve
toplumun sağlığı ciddi zararlara uğradığı için, ahlak ve ahlaki
faziletlere ve ardından ahlaki eğitime yöneliş, şaşırtıcı derecede artış
göstermiştir.
Lickona[7] bu konuda şöyle söylüyor:
“Gerçekten bize ne oluyor? Yeni doğanlar çöplüklerde, her yıl bir buçuk milyon ceninin kürtajı, çocuk istismarının her yıl daha da artması, çocukların dörtte birinin fakirlik içinde yaşaması. Gelecek nesiller, elli ya da yüz yıl sonra bu durumu nasıl görecekler? Birbiri ardına yapılan anketler, Amerika halkının büyük çoğunluğunun, ülkenin manevi ve ahlaki çöküş içerisinde olduğunu düşündüklerini göstermektedir. Okulların, ailelerin, kiliselerin, encümenlerin ve gurupların ki tarih boyunca gençlere ahlaki mirasın aktarılmasından sorumluydular bir araya gelip elbirliğiyle çocukların ahlaki yapılarını ve bilahare kültürümüzü düzeltmeleri gerektiği düşüncesi rüşt etmiştir. Okullar iyi huyların eğitilmesi alanında kendi paylarına düşen, yapabilecekleri şeyler olduğunun farkına vardılar. Onlar, huyları eğitmenin önceliğini kabul etmekle işe başlamalıdırlar. Zira bu hedef, okulun diğer işlerinin temelidir.”[8]
Sünnette Ahlaki Eğitimin Hedefi
Sünnette ahlaki eğitimin hedeflerini sıralamadan önce hedefin tanımını
yaparak, hedef belirlemenin gerekliliği ve zarureti hakkında kısa bilgi
verelim:
Hedefin Anlamı
Hedef lügatte yüksek olan şeyler (bina, kum tepesi vb.), isabet tahtası,
insanın ulaşmak için çabaladığı şeyler (makam, mal mülk gibi) türünden
amaç ve gayeler olarak tanımlanmıştır.[9] Ancak eğitim ve öğretimde
hedef, faydalı olduğu belli olan, ulaşılmak istenen son durum
anlamındadır ve buna ulaşmak için uygun eğitim faaliyetlerinde
bulunulması şarttır.[10]
Hedef Belirleme Zarureti
Eğitim ve öğretimin bir parçası olan eğitim hedeflerinin dört temel rolü vardır:
1- Eğitim hedefleri, eğitim faaliyetlerine rehberlik
ederek yol gösterir. Bu yüzden belirli bir hedef olmazsa, eğitim
faaliyetleri yolu da belirsiz olacaktır.
2- Eğitim hedefleri, özellikle de orta düzeyli hedefler, eğitim öğretim çalışanlarına amaç sunarak hedefe ulaşmak için harekete geçmelerini sağlamaktadır.
3- Eğitim faaliyetleri ve başarı başarısızlık seviyeleri, eğer bir hedef belirlenmişse tespit edilebilir. Hedef belirlemek suretiyle eğitim faaliyetlerini değerlendirebilir, kuvvetli ve zayıf noktalarını tanıyabilir ve nihayetinde ıslah edebiliriz.
4- Eğitim hedeflerinin belirlenmesi, muhtelif eğitim ve öğretim alanlarında çalışanların birbirleriyle uyumlu olmalarını sağlar, aynı ya da zıt işlerin yapılmasını engeller.[11] Söylediklerimizden ahlaki eğitimde eğitim hedeflerini belirlemenin zaruri olduğu, hedef olmadan bu alanda başarıya ulaşmayı beklememek gerektiği açıkça anlaşılmaktadır.
________________________________________
[1] İbni Miskeveyh, Tehzibu’l-Ahlak ve Tathiru’l-A’rak, s. 55.
[2] Bakara suresi, 10. ayet.
[3] Mutaffifin Suresi, 13-15. ayetler.
[4] Şems Suresi, 9- 10. ayetler.
[5] Cuma Suresi, 2. Ayet.
[6] Tabersî, Mekarimu’l-Ahlak, s. 8.
[7] Lickona, Thomas.
[8] Lickona, “Teacher’s Role in Character Education” in Journal of Education, vol.179, issue 2, p.1.
[9] Muin, Ferheng-i Farsî, “Hedef “maddesi.
[10] İslâm’a Göre Eğitimin Hedefleri, Havza ve Üniversite İşbirliği Kurumu, s. 5.