15 Mayıs 2015 - 20:03
Acaba Suud rejimi burasını da düşünmüş müydü!?

Bazı haber kaynakları Arabistan ordusunun bugünden itibaren Yemen milletine dayattıkları savaşta ateşkese uyma kararı aldığını duyurdu. Bu karar geçen hafta Amerika Dışişleri Bakanı John Kerry'nin FKİK Dışişleri Bakanları ile görüşmesinde alındı.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Ancak Arabistan rejimi ve hamileri ateşkes kararını bir hafta geciktirmek ve zaman kazanmakla başta Sade eyaletine yönelik saldırıları olmak üzere, Yemen'de Husilerin yaşadığı şii bölgelere karşı askeri operasyonlarını şiddetlendirerek baskılarını arttırmaya ve böylece Yemen milletini teslim olmaya zorlamaya çalıştı.

Ensarullah hareketi ve halk güçleri ise bir bildiri yayınlayarak her türlü ateşkesin Yemen'in karadan, havadan ve denizden kuşatmasının sonlandırılmasına bağlı olduğunu açıkladı. Fakat görünen o ki Suud rejimi savaş suçu işlemekten el çekmek ve Yemen'e dayattığı askeri operasyon ve şeytanı planlarında hezimete uğradığını kabul etmek istemiyor.

Bundan önce Arabistan'ın yeni iktidarın başına geçen kralı Salman tek taraflı bir ateşkes ilan etti. Fakat hemen ardından cinayetlerine yeniden başladı ve saldırılarını ve askeri operasyonlarını, yaşanan yıkım ve kayıp, ateşkesten önceki döneme nazaran bir kaç kat artacak kadar şiddetlendirdi.

Şimdi Suud rejiminin geçmişteki bu ateşkesinde yaptıklarına bakıldığında yeni ateşkesin de pek kalıcı olmadığı ve Suud rejiminin bu ateşkesi de umursamayacağı anlaşılıyor.

Peki ama neden Riyad rejimi bu zihniyeti ve bunca kinci tutumu ile ateşkes ilan ediyor ve bunu yaparken hangi amaçları güdüyor ve hangi komploları uygulamak istiyor?

Bu sorunun cevabına bir kaç neden bulmak mümkün.

Birincisi, gerçi dünyadaki tüm şeytani güçler Suud rejiminin savaş suçunu ve cinayetlerini desteklemeye başladı. Batı medyası da Batılı devletler gibi Suudi rejiminin beşeriyete karşı suç ve cinayetleri karşısında susmayı yeğledi. Fakat dünya kamuoyu elde ettiği kısıtlı doğru bilgi ve haberlerle Suudi rejimi ve hamilerine baskı uygulamaya başladı ki bu da bu zümreyi rahatsız ediyor ve bu yüzden sözde ateşkes ilan ederek meselenin son bulduğunu telkin etmeye çalışıyor. Bu yöntem aslında Suudi rejiminin Amerika ve korsan İsrail tarafından eğitim aldığı ve uyguladığı bir yöntemdir.

İkincisi, son günlerde Arabistan'ın yeni veliaht prensi Muhammed Bin Naif'in siyonistlerle koordinasyonunu Riyad'ın askeri ve istihbarat ihtiyaçlarına göre sağlamaya ve organize etmeye çalıştı. Gerçekte Suudi rejimi şimdiye kadar savaş deneyimi olmayan bir rejimdir ve bu yüzden amaçlarına ulaşmak ve daha fazla hezimete uğramayı engellemek için kendini Washington ve Tel Aviv'in askeri istişarelerine muhtaç görüyor. Buna göre açıktır ki siyonistler Gazze şeridinde ne yaptıysa ve ne gibi cinayetler işlediyse, bugün Suudi rejimi aynısını Yemen'de yapıyor. Ateşkes ilan edilmesi ise Suudi rejimine yeniden güç toplama ve yeni silah ve askeri teçhizat temin etme fırsatı sağlıyor.

Üçüncüsü, bugün Gazze şeridinde altyapıların yıkılması, camilere ve hastanelere saldırılması, sivil yerleşim merkezlerinin bombardıman edilmesi, ilaç ve gıda maddeleri depolarının tahrip edilmesi, su kaynaklarının yok edilmesi ve en önemlisi tam kuşatma politikası aynı şekilde Suudi rejimi tarafından Yemen'de uygulanıyor. İnsani yardım getiren uçakların ineceği havaalanlarının bombardımanı, uçakların vurulması, fosforlu ve misket bombalarının kullanılması, siyonistlerin Gazze şeridinde uyguladığı cinayetlerdi. Şimdi Suudi rejimi kara karnesine bu cinayetleri Yemen halkına yönelik işleyerek eklemiş oldu. Nitekim insan hakları gözetleme örgütü de açıkça Suudi rejiminin Yemen milletine karşı kimyasal silah kullandığını ilan etti. Bunun anlamı, Suudi rejiminin utanmazlığı, kin beslemeyi hatta siyonistlerin ve Saddam gibi çağdaş canilerin yüzünü aklayacak kadar ilerlettiğidir.

Dördüncüsü, bugün yaklaşık bir aydır Arabistan kara kuvvetleri ve kraliyet muhafız alayı Yemen topraklarına kara operasyonu yapmakla görevlendirildi. Fakat bu kuvvetler hiç bir başarı sağlayamadığı gibi Yemenli cesur aşiret güçleri Arabistan topraklarının derinlerine sızarak Suud rejiminin stratejik noktalarını ele geçirmeye başardı. Buna göre Suud rejimi ateşkes ilan ederek Yemenli aşiret güçlerinin Arabistan topraklarına daha fazla nüfuz etmelerini engellemeyi ve bu arada hezimete uğrayan savaş stratejisinin gözden geçirme fırsatını yakalamayı umuyor.

Ve son olarak gerçi Arabistan Yemen topraklarına saldırmaya başladığı anda on ülkenin ittifakından ve batının desteğinden söz edildi. Ancak buna rağmen Riyad'ın Yemen'de işlenen tüm bu cinayetlerin sorumluluğunu tek başına üstlenmek zorunda kaldığı gözleniyor. Nitekim Suud rejiminin sözünü ettiği müttefiklerinden hiç biri bu cinayetlere ciddi anlamda ortaklık etmedi.

Evet, son iki ateşkes ilanı aslında Suud rejiminin inzivada kaldığının işaretidir. Çünkü bir yandan beklediği ülkelerden hiç biri bu rejime yardım etmedi, öte yandan Yemen'e yönelik hiç bir amacına da ulaşamadı. Suud rejiminin saldırısı bilakis Yemen'de halk güçlerini birleştirdi ve Yemen tarihinde ilk kez aşiret güçleri Arabistan topraklarının derinlerine nüfuz etmeye ve bazı Suud üst düzey komutanları esir almayı başardı.

Kuşkusuz Yemenli halk güçleri saldırganları takip ederek haksız yere akan Yemen milletinin kanının intikamını alacaktır. Acaba Suud rejimi burasını da düşünmüş müydü!?