5 Haziran 2015 - 09:30
Kullanılıyorsunuz!..

Sistemin partilerini ayırt etmeksizin tümünden beri olmak halktan kopmak değildir. Aksine sistemi red etmek onun çizdiği sınırların dışında düşünebilmek ve onun tuzağına düşmeden hareket metodu oluşturmaktır ki nebevi metod bunu gerektirmektedir.

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Birikmiş öfkeyi yönetmeyi iyi bilen ve bu iş için küresel bazda yüzlerce yıldır, yerel bazda ise bir iki asırdır sürekli yatırım yapan zalimler, zamanla kendilerinden nefret eder hale gelen halkların o nefretlerini dahi kendi varlıklarının temel direği yapmayı başarabilmiş, tufana dönüşecek tepkiyi belli bir yatakta akan nehre çevirebilmişlerdir ki bu nehirlerin de gideceği yolu yine kendileri çizmişlerdir.İsyan dağlarının doruklarında biriken öfke ve kin, nefret baharında eriyip zulmün üstüne çökecekken ve zulmün yerleşik düzenini tar-u mar edecekken, planlanmış bir patlamayla kontrollü bir şekilde zemheride oluşturulan çığa dönüştürülmekte, böylece ileride aniden gelecek olan bir baskın tehlikesi önlenmektedir. Ses duyup vaktin geldiğini zannederek hızla ve hışımla o dağın doruklarından yere doğru akan çığın parçaları, bir süre sonra zulme hiçbir zarar vermeden hızlarını yitirmekte ve en sonunda tehlike arz etmeyecek şekilde geldikleri yeri kabullenmektedirler.


İşte kendilerini korumak için olası düşmanlarını da kendileri yaratan ve kurdukları rejimi ve onun parçası olan sistemi bu düşmanların varlıkları ile muhafaza eden zalimlerin yukarıda verdiğimiz örneğe en uygun olarak buldukları yöntem her daim seçimler olmuş, her türlü muhalefetin ifa adresi olarak sandığı ön plana çıkarmakla halkları yine kendi çizdikleri sınırların içinde tutmayı amaçlamışlardır. Daha önce defaatle yazdığımız gibi‘seçim’ler asla ve asla hür iradeye dayalı seçimler olmamış, aksine sistemin var olmasına müsaade ettiği partileri, bizlere dayattığı ‘seçin’ler olarak tezahür etmişlerdir. ‘Sandık’lar ise hep umut tacirlerinin, içinde özgürlük, adalet, kalkınma, din, iman vb. hayalleri pazarladıkları ama hiçbir zaman halkın kazanmasına müsaade etmedikleri kumar makinalarına dönüşmüşlerdir. Ama ne hikmetse her devirde illaki bir alıcı bulmuş, illaki o kumara bulaşan bir kaç kumarbaza hitap edebilmişlerdir. Bu kumarbazların bazıları ıslah olmayacak kadar müptela olmuşsa da yanlışa, diğer bazıları bunların sözlerine kananlar olduğundan kendilerinde hala umut barındırmaktadırlar. Bizlerin çabası da işte bu tür düzelme ihtimali olan ve yanlışı, yanlış olduğunu bile bile yapmayanların, doğruyu görmelerine yardımcı olma çabasıdır.

Aslında muhatap olduğumuz sistem kendi başına halkın kinini yönetemeyeceğini çok iyi bildiği için bu işi yapma görevini halktan görünen ‘çalışanlarına’ verdiğinden, yaptığımız izahatlar bazen etkili olmuyor gibi görünse de bu ‘çalışanların’ delil diye sundukları uyuşturucuların etkisinin çabuk geçmesine ve halkın kendisine şeker diye zehir sunanları teşhis etmesine yardımcı olmakta ve sistemin ‘çalışanları’ vasıtasıyla ördüğü çürük ağı artık onarılamayacak şekilde delinmektedir. Bunun en belirgin ispatı kanal kanal dolaşıp ‘seçin’lere ilginin az olduğunu ve eski heyecanı halkta görmediğini açıkça beyan eden süfyaninin yaktığı ağıtlardır. Bir diğer ispatı ise neredeyse bütün partilerin ‘sandık’lara sahip çıkın mesajı ile ‘illaki oy kullanın’ temalı açıklamalarıdır ki artık iş ‘bize oy verin’den çıkmış, ‘ne olur oy verin’e dönüşmüştür. Bu aşamada hemen, her fikrin(!) satılmış kalemleri devreye girmiş, ‘a partisi gitsin de ne olursa olsun’ tarzı yazılarla halkın öfkesini şekillendirmeye çalışmaya başlamışlardır. Bunlar artık parti dahi seçmemekte, rejimi bilinçli olarak sadece bir partiyle bağdaştırmakta ve halkın bu partiye olan kinini rejimin bekası uğruna kullanmaya çalışmaktadırlar.

Öyle bir hava estirmektedirler ki sanki rejim, a partisi iktidardan gittiğinde değişikliğe uğrayacak, bir anda adalet ve özgürlük sokaklara gelecek, halk artık çektiği bütün çilelerden kurtulmuş olacaktır. Tıpkı Yeşilçam’ın filmlerinde kaza geçirdiğinde kör olup yeni bir kaza geçirdiğinde gözleri açılanların konu alındığı sahneler gibi hayali ve muhal senaryolarla halkın umudunu sömürmektedirler.Bunlara göre rejim partinin değil, parti rejimin kaynağıdır. Oysa hiçbir ülkede ve var olan hiçbir sistemde böyle bir tanımlama yoktur. Evladın babasının babası olduğunu iddia etmek masal anlatanların abartılarını dillendirmekten başka bir anlam ifade etmeyecektir ve sadece o masallarda ‘babam dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken’ benzeri cümleler kullanılmaktadır ki gayeleri çocukları eğlendirmektir. Rejimi partinin ürünü olarak lanse edenlerin gayeleri ise halkın bilinciyle oynayıp o halkı oyalamaktır. Bunlardan bazıları ne rejim kelimesinin sınırlarını bilmekte ne de küresel ölçekte ki sistemin ifade ettiği gerçeği idrak etmektedirler. Bazıları ise bunu bilinçli olarak yapmaktadırlar.

Oy ‘kullanarak’ sistemi veya rejimi değiştirebileceği zehabına kapılanların öncelikle anlayamadıkları hakikat şudur ki hiçbir rejim kendini değiştirecek bir oylamaya izin vermeyecektir. İkinci olarak akıllarının alamadığı gerçek ise hiçbir rejimin kendi çizdiği yolda yürümeyecek olan partiye veya herhangi bir resmi kuruma da izin vermeyeceğidir.Bu tipler rejimin ve sistemin üzerinde gidilen yol veya takip edilen rota olduğunu, partilerin veya diğer tüm resmi kurum ve kuruluşların ise bu yol veya rotada seyreden araçlar olduğunu kavrayamamakta, hangi araca binerlerse binsinler aynı menzile ulaşacaklarını farkedememektedirler. Rejimler devrine göre halka kendi araçlarını sunmakta, kimi zaman daha hızlı götürsün diye uçaklarına bindirmekte, kimi zaman otomobile, kimi zaman ise otobüse bindirmektedirler. Bazen saflığından faydalandıklarını yaya yola çıkarmakta ve onların gayretlerinden olabildiğince faydalanıp onları yormaktan başka bir işe ise yaramamaktadırlar.

Hal böyleyken rejimi yıkmak için onun araçlarını ‘kullanmak’ gerektiği gibi tuhaf bir metod geliştirenler, işin özüne baktığımızda rejim tarafından ‘kullanılmakta’, ihtiyaca binaen seslerinin çıkmasına ve yayılmasına müsaade edilmektedir.Bunlar sistemin gönüllü tebliğcileridir.Hatta halka koyun sürüsü gibi davranan sistemin, etrafa dağılan koyunları toplamak için eğittiği çoban köpeklerinden farkları yoktur ki bunların çabaları ile halk sistemin çizdiği sınırların dışına çıkamamaktadır.Sistemin ilkbahar – yaz veya sonbahar – kış dönemlerine ait kıyafetlerinin renklerine aşık olanlar, o kreasyonlardan farklı giyinmeyi modaya aykırı bulup, sapma modasına ayak uyduranlar, küresel zulmün ‘kullandığı’ ve ele geçirdiği zihinlerinin etkisiyle, sistemin her mevsim kendine uygun kıyafetleri giydiğini idrak etmekte zorlanmaktadırlar.Sistem ise ihtiyacı olduğu zaman o ihtiyacı karşılayacak bir partiyi kendi zulmünü örtmesi için kuşanmakta, böylelikle mevsime uygun giyinip sağlığını korumaktadır.

Bunların en büyük günahı ise kendi indirdikleriyle hükmetmeyenleri kafirler, zalimler ve fasıklar olarak tanımlayan Allah’ın (c.c.), ümmeti, gayr-i İslami kanunlarla temeli atılmış olan sistemin partilerine mecbur bıraktığı izlenimini oluşturmaktır. Yarattıkları umutsuzluk havası ile halkın bilincine alternatifsizlik zehrini aşılayanlar, bu alternatifsizlik zehrinin sonucu olan çaresizlik hastalığını yaymakta ve sistemin başındaki a partisinin zulmüne karşı tek alternatifin yine sistemin kendisini benimsemiş olan başka bir parti olduğu hissiyatını oluşturarak halkın fıtratına yönelmesine engel olmaktadırlar.Bu fikre karşı çıkıp bütün partileri ve sistemin kendisini red edenleri ise ‘tekfirci’ düşünceyi öne sürerek dışlamaya çalışanların kendileri aslında kucağında oturdukları sistemin kulaklarına fısıldadıkları ile hareket edip ilahi nizamın kurulmasını muhalmiş göstererek sistemin diğer uşaklarını kucaklamaktadırlar ki böyle bir ‘hoşgörü’nün ulaşacağı son nokta Nemrut’un Firavun’dan, Muaviye’nin Yezid’den veya tecavüzcünün hırsızdan daha evla olduğunu düşünmek olacaktır.

Oysa sistemi red etmek halkı red etmek değildir. Sistemin varlığını gayrı meşru bilmek halkın varlığına tehdit olmak değildir. Sistemin partilerini ayırt etmeksizin tümünden beri olmak halktan kopmak değildir. Aksine sistemi red etmek onun çizdiği sınırların dışında düşünebilmek ve onun tuzağına düşmeden hareket metodu oluşturmaktır ki nebevi metod bunu gerektirmektedir. Tüm partilerden beri olmak demek halkın tümünü kucaklamak ve partilere bağlı olmanın oluşturduğu yapay ayrılıkları ortadan kaldırıp vahdete zemin hazırlamak demektir. Sistemin varlığını gayr-i meşru bilmek ise halkın varlığına tehdit olanlara düşman olmak demektir ki bu da aslında halkın hem dünyevi saadetini hem de uhrevi saadetini oluşturabilmek için elzemdir. Zira halkın düşmanı olan sistemi benimseyerek o sistemden medet ummak halka ve hakka ihanettir. Oy kullanmak sistemi onaylamaktır. Sistemi onaylayıp sistemin partileri ile hedefe ulaşabileceklerini sananlar ve partileri kullandıkları araç zannedenler tam tersine sistem tarafından ‘kullanılanlar’dır.