8 Haziran 2015 - 12:21
Ne Oldu? Ne Olacak?..

“Rakamların efendisi” olan sistemin çok önceden belirleyip halkı kabullenmeye hazırladığı rakamlarla, zulmün meclisine süfyani sistemin bir partisi olarak girmeye hak kazandırılan süfyaninin yeni gayr-i meşru çocuğu, kimlere ve hangi mahfillere hizmet edeceğini geçen yıl uşaklarına attırdığı “biji obama” sloganı ile belli etmiş, İsrail’in varlığından rahatsız olmak bir yana, İsrail gibi bütün halkların düşmanlarından medet umarak ve o gasıp rejimle işbirliğinden çekinmeyerek siyonist bir hareket olduğunu da ifşa etmiştir. Bu gün bahsi geçen sistemin uşağının sözcüsü gibi davrananlara İsrail’in kendilerine verdiği destekle ilgili görüşlerini sorduğumuzda “ne olmuş, Kürdistan yazsın tabelada yeter” diyerek satılmışlıklarını ifade etmekten çekinmedikleri için, bunların ne kürt halkı ne de Kürdistan gibi bir dertlerinin olmadığı, farklı isimle yeni bir İsrail’in kurulması için çaba gösterdikleri de anlaşılmıştır

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Dün yine bir kaç aydır sahneye konan tiyatronun son perdesini hep beraber izledik ve artık yeni bir oyunun sahnelenme vakti girdiğini görmüş olduk. Bütün yenilgisine rağmen ısrarla siyonizme hizmet etmek için BOP’u hayata geçirmeye çalışan süfyaninin şahsında müşahhaslaşan sistemin, yeni bir taktikle bu hedefine ulaşmak için tertiplediği oyunun son kısmında, bu toprakların halkları ile bağları olmayanları, bu halkların temsilcisi gibi sunmaya gayret ettiğini, kendilerinden görünenlerin eliyle halkın haklarının elinden alınacağını ve siyonizme kucak açacak yeni bir beldenin oluşturulacağını da tam olarak anlamış olduk. Zira en azından niyetlerini “seçin”le ifşa etmiş olan süfyaninin uşaklarının ulaşmak istedikleri hedeflerden birinin bu olduğu artık izahtan varestedir. Çünkü sistemin desteği ile kurulduğu günden bugüne hep haklarını savunmak istediğini beyan ettiği halkın çocuklarını katleden ve kendileri gibi düşünmeyenlere ve sistemden bağımsız hareket etme ihtimali bulunanlara saldırarak sisteme olan borcunu ifa eden süfyani sistemin has çocuğu, yaklaşık 25 yıllık meşrulaştırma çabalarının da dönüm noktasına ulaşmış bulunmaktadır.

“Rakamların efendisi” olan sistemin çok önceden belirleyip halkı kabullenmeye hazırladığı rakamlarla, zulmün meclisine süfyani sistemin bir partisi olarak girmeye hak kazandırılan süfyaninin yeni gayr-i meşru çocuğu, kimlere ve hangi mahfillere hizmet edeceğini geçen yıl uşaklarına attırdığı “biji obama” sloganı ile belli etmiş, İsrail’in varlığından rahatsız olmak bir yana, İsrail gibi bütün halkların düşmanlarından medet umarak ve o gasıp rejimle işbirliğinden çekinmeyerek siyonist bir hareket olduğunu da ifşa etmiştir. Bu gün bahsi geçen sistemin uşağının sözcüsü gibi davrananlara İsrail’in kendilerine verdiği destekle ilgili görüşlerini sorduğumuzda “ne olmuş, Kürdistan yazsın tabelada yeter” diyerek satılmışlıklarını ifade etmekten çekinmedikleri için, bunların ne kürt halkı ne de Kürdistan gibi bir dertlerinin olmadığı, farklı isimle yeni bir İsrail’in kurulması için çaba gösterdikleri de anlaşılmıştır. Sistemin yeni gözdesi olarak allanıp pullanan ve halka sunulan bu hareketin tüm halkları kuşatıcı olacağına dair söylemleri ise tüm halkların katliamına ortak olacakları gerçeğinin dışa vurumudur ki zaten tarihleri bu gerçeğin şahididir. Zira Kürd’ünden, Türk’üne, Laz’ından, Çerkez’ine, Arab’ından Acem’ine bu yöredeki tüm halkların kanı bahsi geçen ilhadi örgütün süfyani sistemle danışıklı döğüşünden dolayı yıllardır akıtılmaktadır. Ve en başından itibaren yöre halkı bu danışıklı döğüşün mağduru olmuştur.

“Seçin” sürecinin başından beri tüm kanallarda ve sosyal medyada habire reklamı yapılan ve halka “seçin”lerde zafer kazanarak çıkacağı kabullendirilen, daha sonra da önceden hazırlanmış rakamlarla sunulan süfyaninin bu can yeleği, Suriye ve Irak başta olmak üzere direniş cephesi ile girdiği savaşlarda istediği sonucu bir türlü alamayan süfyaninin, yeni oluşan siyasi durumu bahane ederek belki de geri çekilmesine ve “yenildik ama ezilmedik” moduna girmesine neden olacak, kendi için asıl düşman telakki ettiği halkı ezdikten sonra tekrar o cephelere dönmek için planlar yapmasını sağlayacaktır. Zira bu halk, süfyaninin ümmete karşı takındığı durumdan ve siyonizme hizmet etmek için gösterdiği çabadan rahatsız olduğunu defalarca belli etmiş, onun istediği kıvama gelmeyerek ve Müslüman kardeşlerine yönelik savaşı desteklemeyerek ondan beri olduğunu ortaya koymuştur. İşte bu noktada süfyani, “seçin”leri bahane edip, halka kendisinin alternatifi olarak stepnesini sunmuş, sistemin tökezleyen gidişatına bir kaç yıllığına da olsa kendince çare bulmuştur. Böylece süfyaniden bıkan halk, onun yan ürünlerine meyledecek ve sistemden bağımsız bir halk hareketi oluşamayacaktır.

Ayrıca siyonizme yıllardır uşaklık eden ve siyonizm uğruna bölge halkına kan kusturan ama plan gereği halkın gözünden ırak bir şekilde yaşaması kararlaştırılan “ada sahibinin” de artık gün yüzüne çıkma ve aleni olarak sistemde söz sahibi olma devri gelmiştir. Nitekim son on yıldır habire pir-i fani gibi halka takdim edilişinden, itibarından bahsedilişinden, Kürt halkının (haşa) önderi diye sunuluşundan da belliydi ki bir zamanlar idam edilmesini halkın dört gözle beklediği binlerce masumun katilinin, kendisini var eden zulmün vekili olarak hizmet etme dönemine girilmiştir. İstisnasız sistemin bütün partilerinin kendi tabanlarına ve halka kabullendirmeye çalıştığı bir hakikattir bu. Kimi meydanlarda vurup kırsa da gerçekte asla ve asla halkın isteğini dikkate almayıp bu “ada sahibinin” aleyhinde olacak tek bir harekette bulunmamış, yarın “ada sahibi” meclise girdiğinde de halkın öfkesini sistem adına kontrol edip yönlendirme görevini üstlenmiştir. Kimi de zaten “ha orda durup emir veriyor ha buraya gelmiş ne olacak” mantığı ile hırsızların ve gaspçıların yanına katillerin gelmesini halka meşru göstermektedir.

Bunun dışında bazı kardeşlerimizin gözünden kaçan bir durum vardır ki o da şudur; süfyani “seçin”lerden çok önce kendini kendi uydurduğu yasalarca da garantiye almış, partiler üstü bir zalim olduğunu ispatlarcasına sistemin en tepesine konmuştur. Zaten bu sayfalarda defaatle açıklamaya çalıştığımız gibi süfyani sadece bu sistemin değil, küresel zulmün ve siyonizmin en gözde lideridir ve ona, hakkın hakim olmadığı coğrafyalarda hiç kimsenin eli uzanamayacaktır. Bulunduğu makamdan belli bir partiyi işaret edip belli bir miktar milletvekili(!) istiyor gibi görünse de onun buna ihtiyacı yoktur. Daha önce de yazdığımız gibi sadece kendisinden uzaklaşanların başka bir ağa yakalanması için ve kendisini yetiştirmiş olan sistemin ayakta kalması için görevini ifa etmektedir. Bu anlamda ne bu “seçin”ler ne de başka “seçin”ler süfyaninin elini kolunu bağlayamaz, sadece elini bir yerlerden çekecekse veya yeni planlar devreye sokacaksa bahane teşkil ederler. Zaman bu söylediklerimizde ne kadar haklı olduğumuzu yine gösterecektir. Bu tür zalimlerin anladıkları tek dil direniştir ve direniş direnilmesi gereken sistemden izin alınarak yapılabilecek bir iş değildir. Direniş, dirilişi gerektirir, diriliş uyanmayı, uyanma basireti, basiret ise dostu düşmanı tanımayı gerektirir.

Bu seçimlerin bizce bir diğer sonucu ise İslami bir hayatı istedikleri halde İslam’ı tanımadıkları için süfyani gibilerini samimi müslümanlar zanneden halkın bir kısmının (ki bunların bazıları ile konuştuğumuzda süfyaninin amacının şeriati getirmek olduğunu ama buna fırsat bulamadığını dahi söylüyorlardı) iradelerinin kırılması ve ümitsizlik kuyusuna düşmelerini sağlamaktır. Çünkü bu halk İslama hasret olduğu için müslüman görünümlü zalimlerin peşinden bunca yıl koşmuştur. Ve bu halkın sesine en güçlü olarak verilen cevap(!) süfyaninin yıllardır nifağı ile vermiş olduğu cevaptır. Bu kadar güçlü bir ses bile bu memlekette İslam adına bir şey yapamıyorsa o halde artık İslami herhangi bir hareketin başarılı olma şansı yoktur, İslami devlet ideali hayalden başka bir şey değildir. Sistem nasıl ki daha önce kendi kurduğu ve beslediği cemaatlerin gayr-i İslami hallerini deşifre ederek cemaat halinde yaşama bilincine darbe vurduysa, bugün de İslam’ın siyasi hakimiyetinin imkansızlığı bilincini halkın zihnine zerk etmeye uğraşmaktadır.

Velhasıl her neyi hedeflemiş olursa olsun, sistemin ve süfyaninin hedefinde illaki hem bu halk hem de ümmet vardır. Sonuçlarını kendi tasarladıkları ve halktan sadece onay aldıkları”seçin”ler ile planlarını hayata geçirme yolunda bir adım daha atmış olmaktadırlar. Ne a partisi ne de b partisi sistemin alternatifi değildir. Tüm bu partiler sistemin ayakta kalmasını sağlayan sütunlardır. Hiçbirinin hedefinde sistemi kökten değiştirme ve halkın gönlünde olan İslam’ı hakim kılma derdi yoktur. İslam’ı hakim kılma gibi derdi olmayan hiçbir hareketin de bizim nazarımızda değeri yoktur. Sistem kendi çalıp kendi oynayabilir. Biz direniş cephesinin hedeflerine odaklanmak ve o hedeflere ulaşmaya nasıl yardımcı olacağımızı düşünmekle mükellefiz. “Vesselam” …