19 Temmuz 2015 - 10:30
Suudi Arabistan'ın bölgedeki sayısız komploları 1

"Gerçi Wikileaks sitesinin Arabistan Dışişleri Bakanlığı belgeleri hakkında yaptığı ifşaat, Amerikan medyasında pek yankı bulmadı, fakat bu belgeler Irak, Suriye ve Yemen'de yoğun ilgi ile karşılaştı, çünkü Iraklı, Suriyeli ve Yemenli yetkililerin Arabistan rejiminin bu ülkelerde güvenlik ve demokrasiyi hedef aldığına dair kuşkularını doğruluyordu."

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Gerçi Wikileaks sitesinin Arabistan Dışişleri Bakanlığı belgeleri hakkında yaptığı ifşaat, Amerikan medyasında pek yankı bulmadı, fakat bu belgeler Irak, Suriye ve Yemen'de yoğun ilgi ile karşılandı, çünkü Iraklı, Suriyeli ve Yemenli yetkililerin Arabistan rejiminin bu ülkelerde güvenlik ve demokrasiyi hedef aldığına dair kuşkularını doğruluyordu.

Amerika Deniz Kuvvetleri Yüksek Akademisi Askeri Sivil İlişkiler Merkezi Öğretim Üyesi ve Amerika Interprise müessesesi araştırmacısı Michael Rubin, Wikileaks sitesinde yayınlanan son belgelere istinaden Arabistan'ın Irak'ın içişlerine müdahale çabalarını ifşa etti ve örneğin; Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı'nın bir belgesi Kuzey Irak Yerel Yönetimi lideri Mesut Barzani'nin nasıl İran'ı Irak'ın eski Başbakanı Nuri Maliki'yi Kürtlere daha fazla petrol payı verme konusunda ikna etmek için arabulucu yapmaya çaba harcadığını anlatıyor. Buna karşın ve bu belgeye göre suud rejimi tüm yatırımlarını Mesut Barzani üzerinde yapmak istemiyordu.
 
Bu belgeler Suudi Arabistan rejiminin 2012 yılında Irak Kürdistanı İslami hareketine 500 bin dolar mali yardım yaptığını ifşa ediyor. Bir başka belgeye göre de Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı bu ülkenin kralından Mesut Barzani'yi ağırlamasını ve Nuri Maliki'ye sürekli muhalefet etmeye teşvik etmesini istiyor. Tabi ne zaman Arabistan kralı bölgede bir liderden bir şey talep ederse, ender olarak bu liderin para dolu bir banka hesabı olmaksızın eve dönmesine müsaade eder. Bu belgeler ayrıca Mesut Barzani'nin Türkiye, Arabistan ve Katar'ı temsilen Nuri Maliki aleyhinde medyada bir kampanyanın başını çektiğini ifşa ediyor.
 
Buna karşın Arabistan'ın Irak'ın içişlerine müdahaleleri sadece Kürtlerle sınırlı değildir. İyad Allavi bir süredir Washington'da bazı askeri ve diplomatik çevrelerce sevilen bir şahsiyettir, gerçi Bağdat'ta itibarı her geçen gün daha da azalmaktadır. Allavi'nin itibar kaybının bir sebebi, onun tembellikle ün yapmasıydı ve bir başka sebebi de, demokrasi arenasında başkalarıyla rekabet etmek yerine bölge ülkelerinin içişlerine karışma sürecine müdahil etmek suretiyle kendini Irak lideri gibi göstermeye çalışmasıydı. Irak'ta halk mizah olarak Nuri Maliki Allavi'nin yeşil bölge vizesine el koydu, fakat Allavi yedi ay bunun farkına varmadı, diyor. Bu mizahta aslında Allavi'nin asla Bağdat'a gitmediğine işaret ediliyor. Görünen o ki Allavi de Arabistan'dan maaş alanların listesinde yer alıyormuş.Yeni belgeler Suud rejimi Allavi'ye iki bin kadar Hac vizesi sunduğunu ve o da istediği şekilde bu vizeleri dağıtma yetkisini kullandığını gösteriyor. Eğer Allavi bu vizeleri sattıysa, kuşkusuz yüklü bir vurgun yapmış sayılıyor.
 
Son on yılda Iraklılar oldukça esnek olduklarını ortaya koydular, ki bu da Irak için kap kara bir dönem tahmin eden diplomatları ve uzmanları hepten şaşkına çevirdi. Gerçi Irak'ın şimdiki sorunlarının büyük bir bölümü bu ülkenin iç arenasından kaynaklanıyordu, fakat Arabistan hakkında yapılan ifşaat, Iraklı yetkililerin görüş birliğine varamamalarının önemli bir sebebi suud rejiminin bazı Iraklı yetkililere para demesek de, bir takım seçkin puanlar vermesi ve böylece Irak'ta konsensüs sağlanmasını engellemesinden ibaret olduğunu ortaya koyuyor.
 
İşin saçma tarafı ise bir çok uzmanın Bağdat'ın şimdiki ve önceki yetkililerini Irak'ın sorunlarından sorumlu tutması ve Arabistan ile sağlıksız ve ahlaki olmayan ilişkileri bulunan Iraklı politikacıları çözüm olarak göstermeleriydi.
 
Şimdi ise insaflı konuşmak gerekirse, Arabistan'la ilgili bunca bilginin sahte olduğuna dair hiç bir açıklama gündeme gelmedi ve önemli olan, herkesin, kör bir grup insanın fiili, dokundukları filin her hangi bir organına göre tanımlamalarını hatırlamasıdır.
 
Öte yandan BM genel sekreteri Ban Ki Moon'un Yemen özel temsilcisi Cenevre zirvesi sonuçsuz kaldığı ve Yemen'de barış ufku hala karanlık olduğu bir sırada BMGK'ye en yeni raporunu sundu.
Bilindiği üzere Yemenli grupların Cenevre'de düzenledikleri barış konferansı, Suud rejiminin sabotajları ve Yemen kentlerine hava akınlarını aralıksız sürdürmesi yüzünden çıkmaza girdi.Böylece BM arabuluculuğu ile Yemenli grupların arasında Cenevre'de düzenlenen barış konferansı en önemli amacına, yani Yemen'de savaşı sonlandırma ve Yemen halkının Suud rejimine bağlı güçlerce katledilmesini önleme amacına ulaşamadı.
 
İslam dininde haram aylardan biri olan ve Müslümanların savaştan men edildiği mübarek Ramazan ayı başlamasına rağmen suud rejimi Yemen kentlerine ve köylerine saldırıları devam ediyor ve Yemen halkı kanlı sofraların başında iftar yapıyor ve her ay Suud rejiminin yeni bir hava akınına maruz kalma paniği ile yaşıyor.
 
Öte yandan sıcak hava, su ve gıda maddeleri yetersizliği ve sağlık sorunları Yemenli Müslümanların oruç tutma ibadetini de zorlaştırıyor. Buna karşın Arabistan rejimi geçtiğimiz günlerde sabotajlarını sürdürerek BM ve bazı bölge ülkeleri ve İslam ülkelerinin Yemen'de ateşkes sağlama çabalarını boşa çıkardı ve bu ülkede gerilimin devam etmesini istediğini ortaya koydu.
 
Suud rejiminin Yemen'le ilgili bazı önemli sabotajlarını ise şöyle sıralamak mümkün:
Suudi Arabistan'ın Yemen'in içişlerine karışmasının kökleri bu ülkenin tarihine uzanıyor. Yemen halkı hala sınır bölgesinde bazı yerlerin işgali ile sonuçlanan Riyad ile son savaşı unutamıyor. Öte yandan ne zaman Yemen'de merkezi yönetimle Kuzey veya Güney bölgelerindeki büyük aşiretlerle sorun ve çatışma yaşandıysa, Arabistan rejimi gâh merkezi yönetimin müttefiki gibi davrandı ve gâh Yemenli aşiretlere para ve silah yardımı yaparak merkezi yönetime karşı direnişe teşvik etti. Riyad yönetiminin bu stratejisi bir yandan merkezi yönetimi ve öbür yandan Yemen'in önemli aşiretlerinin zayıflamasına ve aralarında güç dengesinin sağlanmasına sebebiyet veriyordu.
 
 
Suudi siyaseti; firari cumhurbaşkanını elinde tutarken, Ensarullah ile ilişki kurmaya çalışmak
 
Son aylarda da Yemen'in istifa eden Cumhurbaşkanı Mansur Hadi'nin Riyad'a kaçmasının ardındanSuud rejiminin Ensarullah hareketi liderleriyle irtibat kurma doğrultusunda bazı haberler yayınlandı. Bu haberleri Ensarullah lideri Abdulmelik Bedreddin bir süre önce doğruladı.
 
Aynı günlerde Yemen'de güvenilir bir kaynak, suud rejiminden bir heyetin Sade'de Ensarullah lideri ile görüştüğünü ve Arabistan veliaht prensi Muhammed Bin Naif'in özel mektubunu Ensarullah liderine sunduğunu açıkladı.
 
2001 yılından sonra Amerika'nın önceki yönetimi Yemen'i terörist yetiştiren merkezlerden biri olarak ilan etti ve bu ülkeye savaş uçakları ve İHA'ları ile saldırmaya başladı, fakat Yemen'de işbaşına gelen hiç bir yönetim hatta Amerika'nın silah yardımları ve daimi istişarelerine rağmen Yemen'de El-kaide terörü sorununu çözemedi.
 
Yemen'de iç gerginliklerin tırmanmasının ardından başta El-kaide terör örgütü olmak üzere tüm radikal örgütler ülkenin kuzeyinden güneyine, her yere kök salmaya başladı ve bu yörelerde yaşayan aşiretlerin ve köylülerin merkezi yönetimden hoşnutsuzluğundan yararlanarak aralarından güçlü müttefikler bulmaya başladı.
 
Yemen halkının 2010 yılında başlattığı ayaklanma ise ülkede güvenlik krizine sebebiyet verdi ve El-kaide örgütü de bu durumdan yararlanarak faaliyetlerini geliştirdi. Bu şartlarda son aylarda halk güçleri de Ensarullah hareketi adı altında organize olup Yemen ordusunun yanında yer aldı ve böylece tüm silahlarını El-kaide gibi radikal örgütlere doğrulttu ve yaşanan çatışmaların sonucunda teröristlerin ele geçirdiği bir çok kenti kurtardı ve büyük başarılar elde etti. İşte tam o sıralarda Riyad rejimi birden Yemen'e yönelik müdahalelerine yeni bir boyut kazandırdı ve savaş çığırtkanlığı yapmaya başladı. Bugün artık herkes suud rejimi Batı'nın istihbarat desteği ile El-kaide gibi radikal terör örgütlerini kolladığını çok iyi biliyor. Hatta Riyad'dan bazı diplomatlar Yemenli kaçak yetkilileri temsilen Cenevre'de düzenlenen barış konferansına katıldı. Oysa bu diplomatlar aslında El-kaide terör örgütüne üye oldukları için Amerika'nın kara listesinde yer alıyordu.