Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Allah’ın adıyla
İran ile 5+1 ülkeleri arasında İran’ın nükleer programıyla ilgili olarak Viyana’da varılan mutabakat metni tercüme edilip incelendikçe tartışmaların boyutu da büyüyor.
Anlaşma metni açıklanmadan ve daha varılan anlaşmanın yasal merciilere sunulup tasvip edilmesinden önce halkı sevinç gösterileri yapmaya çağıran Cumhurbaşkanı Ruhani şimdi kamuoyunun eleştirileri ve soruları karşısında sıkışmış durumda.
Mutabakatın içeriğine yönelik eleştiriler yönelten çevrelere göre; İran varılan anlaşmayla hafifletilmesi kararlaştırılan yaptırımlardan daha kritik şartları kabul etmiş bulunuyor ve ülkenin bağımsızlığı ilkesini tehlikeye atmıştır.
İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei hala mutabakat metnini onaylamış değil ve yapmış olduğu açıklamalarda mutabakat metninin yasal merciilerde incelenmesini vurgulamaktadır. İran anayasasına göre uluslararası anlaşmalar İran Meclisi’nin tasvibinden geçmesi gerekir. Konusuna göre İran Yüksek Güvenlik Kurulu tarafından da onaylanması gerekir. Bu tasvip ve onaydan önce hiç bir anlaşma İran tarafından kabul edilmiş sayılmaz.
Ancak mutabakat metni daha İran’ın yasal merciilerinde incelenmeden varılan mutabakata göre Pazartesi gününden itibaren BMGK’inde incelenecek ve hazırlanan bir karar taslağı uluslararası bir sözleşme olarak tasvip edilecektir.
Hasan Ruhani hükümeti ısrarla varılan mutabakatı diplomatik bir zafer olarak niteleyip bütünüyle savunurken mutabakatı eleştirenler mutabakattaki zaaflara değinmekte ve BMGK tarafından kabul edilecek sözü geçen kararla ilgili olarak aşağıdaki hususlara dikkat çekmekteler:
1-BMGK kararı Viyana Mutabakatına göre İran için geçerli ve uyulması mecburi bir uluslararası kanun niteliği taşıyor. Bu durumda konunun İran’daki yasal merciilerde incelenmesinin veya tasvip edilip edilmemesinin bir anlamı kalmayacaktır. Bu karar taslağının hazırlandığı şekilde kabul edilmesi bir an önce önlenmelidir.
2- Bu karara göre İran aleyhinde daha önce yayınlanmış BMGK kararları BM Antlaşmasının 7.Bölümü, 41. Maddesi altında toplanacaktır. Yedinci bölüm kanun maddeleri ise dünya barışını ve güvenliğini tehdit eden konularla ilgili olup hakkında karar yayınlanan ülke tarafından itiraz edilemez ve bu ülke hakkında her türlü yaptırıma izin vermektedir. İran hakkında daha önce 7.bölüm kanun maddelerine aykırı davranmaktan dolayı 6 karar yayınlanmıştı ama hiç biri İran tarafından kabul edilmemişti. İranlı yöneticiler bu ülke nükleer programının hiç bir şekilde dünya barış ve güvenliğini tehdit etmediğini ve bu iddiaların şimdiye kadar ispat edilmediğini ısrarla savunuyorlardı. Halbuki şimdi varılan mutabakat gereği İran hükümeti resmen dünya barış ve güvenliğini tehdit ettiğini kabul etmiş oluyor ve alınan kararlara uymadığı veya uymadığı iddia edildiği takdirde cezalandırılmayı kabul etmiş oluyor. Buna göre İran böylece kendi kuyusunu kendisi kazmış olacak.
3- Alınacak karar taslağındaki başka bir konu da yaptırımların 10 yıl boyunca “snap back” yani geri dönüşlü, eski haline dönebilecek olmasıdır. Yani İran’ın varılan anlaşmaya uymadığı ileri sürülürse eski yaptırımlar yeniden uygulanabilecek. İran’ın gerçekten anlaşmaya uyup uymadığına karar noktasında da hukuk kurallarına aykırı bir yöntem öngörülmektedir. Şöyle ki; BMGK kararları Konseyin 15 üyesinden en az dokuzu tarafından tasvip edildiğinde daimi üyelerden birinin veto etmesiyle tasvip edilmemiş sayılır. Halbuki İran hakkında alınacak karar taslağına göre istisnai bir hukuk tesis edilecek ve daimi üyelerden sadece birisinin itirazı ve ikna olmaması durumunda İran’a yönelik yaptırımlar eski haline dönecek ve daimi üyelerden hiç biri veto edemeyecektir.
4-Bu karar taslağının BMGK’inde kabulü halinde İran’ın en az on yıllık geleceği birkaç ülkenin insafına bırakılmış olacaktır. UAEK tarafından, NPT üyesi İrana tanınmış olan hakları tanımayarak 12 yıldan beri İran üzerinde baskıları artıran ABD ve müttefiği batılı ülkelerin bu kararın verdiği yetkilerle yeni bahaneler uydurarak İran’ı kıskaç altında tutmayacaklarını kim garanti edebilir? Yani İran’ın anlaşmadan saptığını veya bazı maddelere uymadığını iddia edecek(savcı) da bu iddianın doğru olup olmadığına karar verecek(yargıç) da 5+1 ülkeleridir. Bunlardan birinin itirazı veya iddiasında ısrar etmesiyle yaptırımlar geri dönebilecek. Mutabakat metninde Snap Back (eski haline dönmesi”) ibaresi on yıl boyunca İran’ın başı üzerinde demoklesin kılıcı gibi sallanıp duracak.
5- İran’ın bölgesel ve hatta ülke içi duruş, davranış ve tavırlarından rahatsız olan bu güçler Viyana mutabakatına göre savcı rolünde İran aleyhinde iddialar ileri sürebilirler. Geçmişte İran’ın iç işlerine müdahale eden, İran’ın direniş cephesi güçleri başta olmak üzere işgallere, terörizme ve dış müdahalelere karşı direnen ülke ve gruplara yardımlarına tahammül edemeyen ABD ve AB, çok doğal olarak bundan sonra nükleer anlaşmaya uymadığını ileri sürerek İran’ın da kabul ettiği bu mutabakat aracılığıyla İran’ın önünü kesmek isteyecek, yaptırımların geri dönüşü silahını tehdit unsuru olarak kullanmak suretiyle İran’ı İslam İnkılabının ilkelerinden ve inkılapçı duruş ve davranışlarından vazgeçirmeye zorlayacaklardır.
Hatırlatmak gerekir ki BMGK’lunun bu karar taslağı varılan 159 sayfalık mutabakatın birçok önemli başlığından sadece birini oluşturuyor ve bunun gibi birkaç hassas konu daha tartışmaların odağında. Askeri tesislerin denetime tabi tutulması, füze sanayisine yönelik sınırlandırmalar, Fordo yeraltı tesislerinin tamamen kapatılması, ar-ge faaliyetlerinin laboratuar düzeyine indirgenmesi vb konulardaki tartışmaları da sırası geldikçe aktaracağız.
Peki tecrübeli diplomatları ve uluslararası hukukçulara sahip olan İran tarafı bunu bildiği halde niçin bu anlaşmayı kabul etti sorusu karşımıza çıkıyor?
Bu soruya tek ve kestirme bir cevap vermek yerine daha ayrıntılı incelemeler yapılması gerekir. Bu konuyu incelemeyi yine çeşitli akımların görüşlerini aktarmak suretiyle ayrı bir yazı konusu yapacağız inşallah.
Mutabakat karşıtlarının Hasan Ruhani hükümetine yönelik ağır eleştirileri ve bazen hıyanet suçlamaları karşısında dün İmam Hamanei’nin bürosuna bağlı khamanei.ir sitesinden yapılan açıklamayı aktarmayı gerkli gördük. Bu açıklamanın başlığında şu cümle yer alıyordu:
“Viyana mutabakatı metninin hazırlanmasında (ülkeye) hiyanet edilmediği gibi müzakereci heyete çabalarından dolayı teşekkür edilmesi de görüşmelerin sonucunu onaylamak anlamı taşımamaktadır.”
Bu açıklamayı İmam Hamanei’nin mutabakat metnini onaylamamasına rağmen tartışmaların şiddetini azaltmaya yönelik bir tedbiri olarak değerlendirmek gerekir.
Ziya Türkyılmaz