18 Kasım 2015 - 07:43
IŞİD Suriye Ordusuna saldırdığında ‘muhalif güç’ olur, Şiileri keserken ‘Sünni devrimci’ olur...

Paris ilk değil son olmayacak!

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Paris ilk değil maalesef son olmayacak. Halkların küresel dayanışmasıyla tekfirci terörü durdurmak için harekete geçilmelidir. Katliamlar bir ‘kader’ değildir. Engellemek bizlerin ellerindedir.

İnsanlık düşmanı tekfirci barbarların katliamları hızından bir şey kaybetmeden devam ediyor. Sadece İslam coğrafyasında değil sınır aşırı muhtevaya bürünerek Avrupa metropollerini de sarsan etkinlik alanına kavuştu. Bu yaygınlıkta gelişim gösterirse yakında Amerika’da bile karşılık bulması sürpriz olmaz. Her şeyden önce İslam’ı terörize eden tekfircilerin yayılım alanlarının zayıflatılması, bunlara çalışan küresel destek kanallarının engellenmesi için konsensüs halinde hareket edilmesi elzemdir.

Batılı siyasetçilerin (emperyal kibirle) pek hoşlanmadıkları Suriye lideri Beşar el-Esad’a ve Suriye direnişinin öznesi güçlere bu süreçten sonra daha fazla kulak vermesi gerekir. Tekfirci terörün panzehiri batılılar kabul etmese bile bölgededir.

‘Görünen köy kılavuz istemez.’ IŞİD ve El Kaide ile pratikte süren savaşın ön cephesi Suriye’dir, direnme savaşının kumandanı ise Beşar el-Esad’tır. Özellikle Avrupa ülkelerinde yaşayan halkların görünür oranda bu gerçeği dillendirip köhne Avrupa burjuvazini adım atmaya zorlamasıyla tekfircilere (NATO mücahitlerine) karşı sonuç alıcı kazanımlar elde edilebilir.

Emperyalistlerin ‘yaratıcı anarşi’ çıkarımının ürünü tekfirci hareketler deneysel gelişme süreçlerinden geçerek her defasında farklı biçimler aldı, kullanıldıkları coğrafyalarda kaotik ortamın yaratılmasına hizmet etti, Afganistan ve Libya örneklerinde olduğu gibi selefi İslam temelli emirlik ilan ettikleri mükâfatlarla ödüllendirildi.

Onları kullanan emperyalistlerin ajandalarına dayalı eylemli gelişim gösterdikleri tartışılmazdır. Güncelde Suriye, Irak ve Yemen’deki varlıkları emperyalistlere rağmen olmadı. Emperyalistlerin teşviki ve desteğiyle gövdeleri büyüdükçe büyüdü. Örnek; ılımlı-özgürlükçü ÖSO çetelerinin kısa süre sonra yerini El Kaide’ye bırakması öğreticidir. ÖSO’cuların El Kaide’ci olması operasyonel gelişmelerin ürünüdür. Etiket değişimini dayatan irade emperyal güç merkezleriydi. Mezhebi bağnazlıkla konuşlanan kesimlerin güçlü desteğiyle hareket ettikleri bir gerçek fakat bu onların bölge halklarının kendisine karşı savaştığı gerçeğini değiştirmez.

Tekfirci hareket İslami kimlikli coğrafyada İslam inancının ‘cihat sosuyla’ terörize edilerek başkalaşıma uğratılmasına yarayan yıkıcı araçtır.

Anlaşılır olsun diye şunların altını çizelim. Tekfirciler ‘kalas’ gibidir. Savaş koşullarında yontmakla (ikna etmek) vakit geçirmek yerine ‘küle’ çevirmek (imha etmek) en sağlıklı ve kestirme yoldur. Bunların zihniyet dünyası değişmez. Anladıkları dilden cevap vermelisiniz. Tekfircilere 'masumiyet karinesi, hümanist değerler, savaş ahlakı vb.' hatırlatanlar sadece kendi kendini kandırır. Yani onlara ‘insanlığı’ öğretemezsiniz. Laboratuar üretim vurgusunu boşuna yapmıyoruz. Ortalama bir insanda oluşan hassasiyetler bunlarda söz konusu değil. Uyduruk bir ideoloji adına (selefist ideoloji) ölür/öldürür. Irkı, rengi, ülkesi fark etmez. Fabrikasyon seri üretimle çokuluslu pazar alanları yaratıldı. Tekfircilerin besledikleri kaynakları kurutacak konsensüs oluşmadan insanlığın başına bela olmaya devam edeceklerdir. Selefist aksiyonun hammaddesi emperyalizm, siyonizm ve monarşik gericiliktir.

Tekfirci hareketin parçası olan öğelerinde kendi hesapları nihayetinde kurguladıkları gelecek tasarımı var. Paris özgülündeki saldırganlığı demode sloganlarla tanımlandıkları haliyle özetlemek gerekirse; ‘haçlı koalisyonuna’ Allah’ın izzetli ve mübarek kıldığı halifeliğin erleri cevap verecektir. Çünkü onlar İslam’ın düşmanıdır. Haçlıların yüreklerine korku salmak hilafet erlerine farz kılınmıştır. Her mücahit bunlara karşı istişhad (intiharcı) gönüllüsü olmalıdır. Korkmasın. Kokuşmuş haçlıların (Hıristiyan kimlikli halklar) her bir ferdi günahkârdır. Hedefini seç ve Allah’ın yolunda sana layık görülen kutsal görevini yerine getir. Yani çarpık şekilde yorumladıkları, en önemlisi sonradan angaje edilen ‘hadislere’ dayandırdıkları fetvalarla ‘yaşa-yaşat’ yerine‘öl-öldürür’ şartını koyuyor. Hadisçilikle örgütlenen ‘Hariciler’ bunlar.  Emperyalistlerin desteğiyle geliştikleri bir gerçek olsa da referans aldıkları ideolojik dayanakları bumerang etkisi yaratabiliyor. Akrep misali onu cebinde taşıyanlara son kertede zarar vermesi gibi.

Paris’te yaşanan durum emperyalist Fransa’nın egemenlerine yönelik gerçekleşen bir saldırı değildir. ‘Mazlumun zalimden’ hesap sorduğu hesaplaşma olarak empoze etmeye çalışan selefi İslamcı çevreler kendi tetikçi rollerini gizlemek için meseleye buradan doğru ajitasyon dili geliştirerek yaklaşıyor. Paris’te alçakça hedef alınanlar halktan insanlardır. Tekfirci hareketin eylemli pratiğine bakıldığında ekseri sivil halkı katlettiğini görürsünüz. Küresel tetikçi rolünün yanına provokasyon şebekesi rolünü de eklemek gerekir.

Fransa devletinin Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da anılan tekfircilerle ortak iş tuttuğu bir sır değildir. ‘Euro sosyalist’ Cumhurbaşkanı François Hollande’nin eski sömürgeleri Suriye’ye yönelik kirli politikalarının karşılık bulması için ‘ılımlı muhalifleri silahlandırıyoruz’ diyerek bunlara verdiği açık destek ortadadır. Yine Libya örneği hafızalarda canlılığını koruyor.

Libya'da ağırlıkla farklı ülkelerden taşınan El Kaide menşeli paramiliter gruplar karadan, Fransa’nın hava kuvvetleri ise havadan vurarak, ülkeyi kısa sürede kaosa sürükledi. Ülkenin meşru devlet başkanı Muammer Kaddafi'nin linç edilerek katledilmesine yol açan emperyalist müdahalenin başını Fransa devleti çekiyordu. Fransa egemenleri 'Libya özgürleşiyor' çığırtkanlığı yaparak o zaman El Kaide'nin sözcülüğüne soyunmuştu. Aynı grupların daha sonra Bingazi-Mersin-Hatay güzergâhları kullanılarak Suriye’ye yönlendirilmesini örgütleyen arka plan güç Fransız istihbaratının kendisiydi. O zaman her türlü desteği verdikleri tekfircilerle işlettikleri projenin kısa sürede sonuç vereceğini düşündüler.

İronik ancak belirtmek lazım. Fransa egemenleri bölge güçler dengesine ‘fransız’ kalma açmazıyla batağa saplandı. Şimdi besledikleri tekfirci teröristler yüzünden Fransa halkını savunmasız durumda bırakanların Paris'teki katliama uzanan gelişmelerde oynadıkları negatif role dikkat çekmek gerçeğe sadık kalmaktır. Paris'i kana bulayan tekfirci barbarlar Fransa egemenlerinin dün Libya bugün Suriye'de kullandığı terör ve insanlık düşmanı tetikçi şebekelerdir. Fransa halkının bu saatten sonra kendine katliam olarak dönen devletin politikasına karşı net bir duruş göstermesi zorunluluk oldu. Yeni katliamlar kapılarını çalabilir.

Dikkatlerden uzak tutulmaması gereken bir noktada şudur. Son dönemde Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine dönük yoğunlaşan sığınmacı akışı en çok tekfirci teröristlerin işine yaradı. Çok sayıda tekfirci terörist ‘savaş mağduru sığınmacı’ görüntüsü altında Avrupa'nın farklı ülkelerine dağıldı. Yarın nerede/nasıl ortaya çıkacakları bilenmez.

Paris katliamını lanetlediğimiz gibi üç gün önce Beyrut’ta ve bir gün önce Bağdat’ta gerçekleşen katliamları aynı bilinç açıklığıyla lanetlemeliyiz. Ama Türkiye’de iktidara ilişik düzen İslamcı çevrelerin ikiyüzlülüğü burada da kendini açığa vuruyor. Beyrut’ta Şii halkın ve Filistinli mültecilerin yoğun olarak yaşadığı semtte İmam Hüseyin Mescidinin bulunduğu alanda patlayan bombaları ‘Hizbullah’a çifte bomba şoku’ başlıklarıyla duyuran havuz medyanın her defasında düzen İslamcı çevrelerin bakış açısına göre acıları ayrıştırdığına şahit oluyoruz. Tekfirci teröristler ‘Şiileri ve Alevileri’ vurunca, havuz medyanın konuya yaklaşımı ‘vuranları’ gözeten bir çizgide oluyor.

Ayrıca IŞİD konulu haber akışı da gelgitli grafik çiziyor. Şöyle ki;

IŞİD Suriye Ordusuna ve direnme güçlerine saldırdığında ‘muhalif güç’ olur.

Hatırlanacağı gibi Irak’ta esir aldığı binlerce Şii ve Ezidi kimlikli insanı keserken ‘Sünni devrimci’ olur.

Yani özcesi, IŞİD terörize olan bir tepki hareketidir. Daha sadeleştirirsek, bu camianın söz dinlemeyen, haylaz, radikal kesimidir.

IŞİD havuz medyanın konjonktür gereği hoşuna gitmediği veya alenen sahiplenemediği durumlarda ‘kokteyl terörist’ yapı, dış mihrakların örgütlediği kontrgerilla ve istikrarı hedef alan karanlık odaktır. Nasıl işlerine geliyorsa öyle kılıf uyduruluyor.

IŞİD havuz medyaya göre ‘usta kişinin’ başlarda ‘DAAŞ’ olmadı ‘DEAŞ’ ve en sonunda diline pelesenk ettiği vurgulu tanımla DAEŞ’tir. Nedense IŞİD değildir.

Paris ilk değil maalesef son olmayacak. Halkların küresel dayanışmasıyla tekfirci terörü durdurmak için harekete geçilmelidir. Katliamlar bir ‘kader’ değildir.

Sovtna Gazetesi'nin 18. sayısından alınmıştır.

Ferhat Aktaş