7 Ocak 2016 - 11:59
DEVLET KANALI TRT NE YAPMAK İSTİYOR!

Dün yayınlanan TRT 1 'deki Pelin Çift ile “Gündem Ötesi” adlı programda Şia mektebi ve Şialar hakkında gerçeklerle asla bağdaşmayan, tamamen mezhep bağnazlığı ve taassuba dayalı sorular soruldu ve bu doğrultuda cevaplar verildi. Programda yazılan “Şii-Sünni mezhep kavgası nasıl başladı” alt yazı bile EHLİSÜNNET İLE ŞİA ARASINDA SAVAŞ ÇIKMASINA ADETA ÇANAK TUTARCASINA YAZILAN BİR YAZI. Devlet kanalında Sünni Şii mezhep kavgası söylemi olmayan kavgayı körüklemektir provokatörlüktür ve suçtur. Müslüman dediğin bir inancı konuşurken tek taraflı olmaz Şianında ilim adamlarına söz hakkı verir. Programda Pelin hanım 500 program yaptığını söyledi. Allah aşkına 500 programda kaç defa Şii alimlerden konuk aldı! Bu açıktan bir haksızlık, adaletsizlik değil midir!

Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Dün yayınlanan TRT 1 'deki Pelin Çift ile “Gündem Ötesi” adlı programda Şia mektebi ve Şialar hakkında gerçeklerle asla bağdaşmayan, tamamen mezhep bağnazlığı ve taassuba dayalı sorular soruldu ve bu doğrultuda cevaplar verildi. Programda yazılan “Şii-Sünni mezhep kavgası nasıl başladı” alt yazı bile EHLİSÜNNET İLE ŞİA ARASINDA SAVAŞ ÇIKMASINA ADETA ÇANAK TUTARCASINA YAZILAN BİR YAZI. Devlet kanalında Sünni Şii mezhep kavgası söylemi olmayan kavgayı körüklemektir provokatörlüktür ve suçtur. Müslüman dediğin bir inancı konuşurken tek taraflı olmaz Şianında ilim adamlarına söz hakkı verir. Programda Pelin hanım 500 program yaptığını söyledi. Allah aşkına 500 programda kaç defa Şii alimlerden konuk aldı! Bu açıktan bir haksızlık, adaletsizlik değil midir!

Fitnenin her çeşidi kötü ve tehlikelidir. Fitneler içerisinde en tehlikeli fitne, mezhepçilik taassubundan kaynaklanan mezhepçilik fitnesidir. Bazı İnsanlar durduğu yere, baktığı mekâna ve bulunduğu konuma göre olaylara bakar ve olaylara bu şekilde baktığı zaman da, olayları dilediği gibi görür ve analiz eder. Oysa olması gereken insanın takım tutma mantığına sahip olmadan, tarafgirlik mantığından uzak durarak olaylara iman, akıl ve insaf terazisinde bakmasıdır. Ehlisünneti ve Şiasıyla tüm İslam âleminin çok zor dönemlerden geçtiği bu günlerde ve yine İslam coğrafyasının ve İslam'ın kutsallarının haçlı+siyin zihniyetinin tamamen hedefi haline geldiği bu günlerde haçlı ve siyon zihniyetine hizmet türünden ve onları sevindirecek tarzda sözde ilim adamları tarafından yazılan ve söylenen talihsiz ve gerçeklerle asla bağdaşmayan söylemler dile getirilmekte ve kaleme alınmaktadır. Gerçeklerle asla bağdaşmayan, iftira ve hakaret niteliğinde olan bu çirkinlikler aklıselim, insaflı ve Müslümanların vahdetini şiar edinen Ehlisünnetten olan kardeşlerimiz ile Ehlibeyt mektebine mensup olan Şiaları derinden üzmekte ve bir o kadar da düşündürmektedir. Zira bu gün Ehlisünneti ve Şiası ile İslam dünyasının çok daha önemli sorunları ve meseleleri vardır. İslam dünyası vahdete bu gün, dünden çok daha muhtaç olduğu bu günlerde gerçek dışı iftira ve hakaret nitelikli yazıların yazılması Müslümanların birlik dokusuna zarar verir.

Şunu asla unutmamak gerekir ki, sünnetullah ve Hz. Peygamber efendimizin sünneti, insanın kendisi gibi inanmayanların, kendisi gibi düşünmeyenlerin önde gelenlerine, mezhep büyüklerine, inançlarına hakaret etme hakkını hiçbir Müslüman'a tanımamaktadır. Bundan dolayı kaleme alınan bu satırların muhatabı sadece ve sadece iftira ve hakaret zihniyetine sahip olanlardır.  

Mezhepçi zihniyetin inanç kavramlarına şekil kazandıran ve bin yılı aşkın bir zamandır sahih diye kucaklayarak, bağırlarına bastıkları ve Hz. Peygamber efendimiz ve Enbiya hakkında israiliyyat ile dopdolu olan Buhari'nin düzmecelerine sahih unvanında sahip çıktıkları ve yine İslam'a karşı babası ile birlikte yirmi bir yıl savaşan, savaşmakla kalmayıp şirk ordusunun komutanlığını yapan ve Mekke fethinde "Müellefet-ül Kulub" sınıfına giren kişi ve kişileri mümin kabul ettikleri sürece durum pek değişmeyecektir.

Bütün Müslümanlar olarak "kardeşlerinizin arasını bulun" ayetindeki ilkeye göre hareket edilmediği için Ehlibeyt’e ve Şia mektebine mensup olanlara bir özür borcunuz var. Oysa tarih boyunca ve günümüzde bütün Şia mercileri ve söz sahipleri Müslümanların kardeşlik ve birliğine her fırsatta vurgu yapmışlardır. Ayetullah Sistani'nin, Ehlisünnet kardeşlerimiz hakkında söylediği bir sözü hatırlatmak faydalı olacaktır. Şii Müslümanlara buyuruyor ki; "Sünniler sizin kardeşinizden de öteye canınızdır, özünüzdür." Bu sözü Irak Samarra'daki Askeriye Türbesi'ne yapılan bombalı saldırıdan hemen sonra söylemiş ve böylelikle Müslümanlar arası birliğin zedelenmemesini sağlamış, Müslümanlar arası mezhep çatışması çıkarmak isteyenlerin planlarını alt üst etmiştir. 

Bizde; Ehli Sünnet kardeşlerimizden olan âlimleri, aydınları, yazarları, sanatçıları, siyasileri, kanaat önderlerini, medya kuruluşlarını aynı hassasiyeti göstermeye, yakılmak istenen "mezhep savaşları" fitnesine beraber karşı koymaya davet ediyoruz ve İmam Malik'in şu sözünü asla unutmamalarını, bu söze göre düşünmelerini temenni ediyoruz. Şeyh Abdullah bin Cibrin "Mecmu Feteva c.6" kitabında şöyle yazmaktadır: İmam Malik şöyle demektedir: "Eğer birisinin kâfirliğine % 99 ve imanına sadece % 1 ihtimal versem, Müslüman’a hüsnü zandan dolayı onun amelini müminliğe yormak gerekir."

            Bugün birileri bebek katili korsan İsrail'e ve İsrail kaynaklarına yaranmak, onlardan nemalanmak için konuşmalar ve programlar yapıyor. Biz bu zümrenin ve zihniyetin Filistin'in mazlum Müslüman halkına zulmeden İsrail'e, Irak'da bir buçuk milyon Müslüman'ı katleden ve Afganistan Müslümanlarına zulmederek onları sömürenlere karşı seslerinin çıktığını her ne hikmetse duymadık!  İslam ümmeti, "la ilahe illallah, Muhammed Resulullah" şehadetini ikrar edenleri cehennemlik ilan eden ve öte taraftan da dinler arası diyalog diyerek Müslüman olmayanları cennet ehli ilan eden sözde din adamlarını az görmüş değildir. Dolayısıyla Müslümanlar bu ve benzeri oyunlara gelmezler artık. Onun için kimse boşuna uğraşmasın.

            Kuran'ın dinine inanan her Müslüman Allah'dan başkasına tapınmanın tevhide aykırı olup şirk olduğunu bilir. Ehlisünnetten olsun veya Şia'dan olsun; Müslüman olan bir insan gerçekten Müslüman ise "la ilahe illallah"dan başka bir şeyi söylemesi ve kabul etmesi mümkün değildir.

            Tarih boyunca bu zihniyet var olmuş ve daima farklı konu ve konumlarda taassup dolu çirkef düşüncelerini dışa vurmuşlar ve içlerinde sakladıklarını yavaş yavaş dışa yansıtarak kendileri gibi düşünmeyen ve inanmayan Müslümanları ağır bir şekilde eleştirerek şöyle söylemleri ve benzerlerini hep gündem etmişlerdir.

Malum zihniyet bölgesel olaylarda ve ülkeler arası siyasetlerde yer yer İran üzerinden Şiaya sözlü olarak saldırarak, hakaret etmektedirler. İran üzerinden Şiaya iftira atıldığından şunu belirtmeden geçemeyeceğim: Irak da, Afganistan da, Libya da emperyalizm tarafından Müslümanlar öldürülürken, Müslüman kadınların namusları kirletilirken, Camiler yıkılıp yerle bir edilirken, tarihi miraslar yağmalanırken; bunları yapanlara destek olan veya bunları yapanların yanında yer alan Arabistan, katar, Kuveyt neden bu zihniyete sahip olanlar tarafından kınanmamıştır. Sizce bu manidar değil midir? 

             İran İslam cumhuriyetinde Ehlisünnet kardeşlerimizin cami yapamadıklarını, kendi medreselerinin tesis edemediklerini söyleyerek zihin bulandırmak hangi akla hizmettir. Nüfusunun kahır çoğunluğu Şia olan İran da Ehlisünnet kardeşlerimizin ibadet ettikleri camilerin sayısı ve yine Şia inançları ve Şiaların Ehlisünnet kardeşlerine, kardeşçe bakışları malum zihniyeti ve hizmet ettikleri odakları doğrulamamaktadır.

            On sekiz dilde yayın yapan dünya Ehlibeyt Kurultayı’na bağlı Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA 20.09.2012 tarihinde İran da bulunan Ehlisünnet kardeşlerimize ait olan camilerin sayılarını vermişlerdir. Birilerinin yanlı yanlış söylediği ve yazdığı gibi Şiaların çoğunlukta olduğu İran da Ehlisünnet kardeşlerimize ve hatta Müslüman olmayan milletlere bile her hangi bir baskı söz konusu değildir. Zira Bu Ehlibeyt mektebi kriterleri ve kavramları ile bağdaşmaz.

Yapılan inceleme ve araştırmanın özeti şundan ibarettir: "…İran İslam devriminden önce Tahran’da Sünnilere ait cami bulunmamaktaydı. Tahran’da Sünni camilerinin yapılması için Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Şiilere ait caminin açılmasına izin verilme şartı koşulmaktaydı. Ama görüldüğü gibi İran İslam Cumhuriyeti kurulduktan sonra bu şarttan vazgeçilmiş ve bugüne kadar sayıları oldukça az olmasına rağmen Tahran’da Ehlisünnet kardeşlerimize ait olan dokuz cami inşa edilmiştir.

            Bazıları, Ehlisünnet kardeşlerimizin İran’da devlet dairelerinde görevlendirilmediklerini iddia etmektedirler. Hâlbuki İran Parlamentosunda Ehlisünnet kardeşlerimizden olan milletvekilleri bulunmaktadır. Belediye meclislerinde, valiliklerde, belediye başkanlıklarında, emniyet ve orduda Ehlisünnet kardeşlerimiz görev yapmaktadır. Ehlisünnet kardeşlerimize ait okullar ve medreselerin dışında (Ehlisünnet kardeşlerimizin yaşadığı) İran’ın her bölgesinde Ehlisünnet kardeşlerimize ait camiler bulunmaktadır.

İran İslam Cumhuriyeti genelinde 70 bin dolayında cami bulunmaktadır. Bu camilerden 60 bini Şiilere 10 bini Sünnilere aittir. Hâlbuki İran İslam Cumhuriyeti nüfus sayımına göre (beş yıl önceki sayım) İran’da 72 milyon insan yaşamaktadır. Bunun % 99’u Müslümanlardan oluşmaktadır. Bunun da % 7’sini Sünniler teşkil etmektedir. Bu sayıma göre ülke genelinde 5 milyon kadar Sünni yaşamaktadır. Ve ülkede bulunan Ehlisünnet kardeşlerimizin camii sayısı 10 bin dolayındadır. Bu istatistiğe göre her 500 Sünni’ye bir cami düşmektedir. (Türkiye'de her 900 kişiye bir cami düşmektedir.)

            Eğer ülkedeki % 7 olan Sünni nüfusu Şiilerden çıkarırsak geriye 66 milyon Şii Müslüman kalmaktadır. (bir milyon kadar öteki dinler) 66 Milyon Şii nüfusa göre camii sayısını hesapladığımız zaman her 1100 Şii Müslüman’a bir camii düşmektedir.

            Gayri resmi rakamlara göre ise ülkede bulunan Şii camilerin % 40’ı cami imamından yoksun bulunmaktadır. Yani her yüz camiden 40’ının imamı bulunmamaktadır. Ve bu camilerin büyük bir kısmı tamire ihtiyaç duymaktadır.

            İran İslam Cumhuriyetinde yaşayan Ermeni Hıristiyan sayısı ise 150 bin dolayındadır. Ülkede Ermenilere ait kilise sayısı ise 300’dür. Buna göre her 500 Ermeni’ye bir kilise düşmektedir.

            Dikkat edildiği gibi İran İslam Cumhuriyeti bir İslam ülkesi olmasına ve Şii mezhebi fıkhına göre yönetilmesine rağmen öteki din ve mezhepler Şiilerden çok daha fazla imkâna ve ibadethaneye sahiptirler.

İran İslam Cumhuriyeti şehirlerine göre Ehlisünnet kardeşlerimize ait olan cami Sayısı:

Batı Azerbaycan Eyaleti (Urumiye bölgesi): Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı 1465

Buşehr:  Ehlisünnet kardeşlerimize camii Sayısı 106

Tahran: Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı 9 (ve sayısı bilinmeyen bir çok mescit)

Horasan: Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı 746.

Sistan – Beluçistan: Ehlisünnet kardeşlerimize ait cami sayısı 3546. Sistan – Beluçistan eyaletinde yaşayan Sünni sayısı: 824.395 kişi olmasına rağmen cami sayısı 3546. Burada yaşayan Şii sayısı ise 898.184. Şiilerin cami sayısı ise sadece 322. Resmi rakamlara göre Sünni Şii sayısı neredeyse aynı olmasına rağmen Sünnilerin cami sayısı Şiilerin cami sayısından kat be kat daha fazladır!

Fars: Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı 212.

Kürdistan: Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı 1768.

Kerman: Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı 21.

Kermanşah: Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı 341.

Gulistan: Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı 1017.

Gilan: Ehlisünnet kardeşlerimize ait camii sayısı 89.

Hurmuzgan: Sünnilere ait cami sayısı 1032.

İran Genelindeki Ehlisünnet kardeşlerimizeait camii sayısı toplam: 10344.

İran Parlamentosundaki Ehlisünnet kardeşlerimizden olan Milletvekillerinin Listesi:

İran parlamentosunda görev yapan toplam milletvekili sayısı 290’dır. Bu milletvekillerinin 19’u Ehlisünnete, 12’side öteki dini azınlıklara aittir.

            Görüldüğü gibi Şiaları cami yıkan, azınlıkları haklarından mahrum eden olarak tanıtmak gerçeklerle bağdaşmamaktadır.

            Bizler; Ehli Sünnet kardeşlerimizden olan âlimleri, aydınları, yazarları, sanatçıları, siyasileri, kanaat önderlerini medya kuruluşlarını konulara hassasiyet ile yaklaşmaya, yakılmak istenen "mezhep savaşları" fitnesine beraber karşı koymaya davet ediyoruz ve İmam Malik'in şu sözünü hatırlatmanın da faydasının olacağını umuyoruz: Şeyh Abdullah bin Cibrin "Mecmu Feteva c.6" kitabında şöyle yazmaktadır: İmam Malik şöyle demektedir: "Eğer birisinin kâfirliğine % 99 ve imanına sadece % 1 ihtimal versem, Müslüman’a hüsnü zandan dolayı onun amelini müminliğe yormak gerekir."

            Hz. İmam Ali (aleyhisselam) şöyle buyurmuşlardır: "Bir fitne sizi kaplayıp çocuğu yaşlandırıp, yaşlıları yıpratınca, haliniz ne olacak?! O zaman insanlar bidatleri sünnet sanıp onlara amel eder ve onlardan biri değiştirildi­ğinde, "Resûlullah'ın sünneti değiştirildi" diyerek rahatsız olurlar, oysa insanlar kötü ve çirkin işler yapmaktalar. Ardından bela ve musibetler şiddetlenir, çocuklar esir düşer, ateşin odunu ve değirmen taşının taneyi ezdiği gibi fitneler onları ezer. İşte böyle bir du­rumda Allah'tan başkası için fıkıh (bilgi) edinirler ve ilim öğrenirler; fakat amel etmek için değil; ahiret amellerini vesile ederek dünyayı elde etmeye çalışırlar!" (Usul-u Kâfi, Önsöz bölümü)

Selam ve Dua ile

Mehdi AKSU