Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA - Allah’ın adıyla
Birinci Körfez Savaşı’ndan itibaren bölgede yürütülen vahşi emperyal saldırı özü itibariyle BİP (Büyük İsrail Projesi)’ni inşa içindir. Bu proje öncelikle İsrail’in şu andaki mevcut siyasi, askeri, ekonomik ve kültürel pozisyonunu garanti altına almayı amaçlamaktadır. Proje nihai olarak ise “Nil’den Fırat’a” diye tabir edilen ancak esası itibariyle Hint Yarımadası’ndan Atlas Okyanusu’na kadar uzanan İslam coğrafyasını sınırları, rejimleri, hükümetleri ve özellikle de dünya görüşleri itibariyle yeniden dizayn etme plan ve programıdır.
Büyük Şeytan Amerika ve paydaşları BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) olarak adlandırdıkları bu projeye iki binli yılların hemen başında “Arap Baharı” ile start verdiler. BOP Suriye’ye ulaştığında ise önce bölgesel ardından küresel örtülü bir vekalet savaşına dönüştü. Suriye Vekalet Savaşı’nın gerek domino etkisi ve gerekse artçı dalgaları bölgeyi küresel bir savaş arenasına çevirdi.
Dünyayı ateşe atma pahasına sahneye konulan bu proje ile Büyük Şeytan Amerika acaba hangi özel hedefleri amaçlamıştı? Nelere/nerelere ulaşmak istiyordu? Kim nasıl evrilsin ve kim nasıl dönüşsün istiyordu? Eğer bu soruların cevabını doğru tespit edebilirsek son tahlilde de BOP’un başarıya ulaşıp ulaşamadığı ve ne durumda olduğunu analiz edebiliriz.
Biz biliyoruz ki, karakteri gereği Büyük Şeytan Amerika tek kuşa taş atmaz. O her zaman bir taşla kuş katliamı yapmanın peşindedir. Onun için Amerika, gerek birbiriyle bağlantılı ve örüntülü ve gerekse birbirinden bağımsız bin bir hile ve desise içeren girift şeytani planların sahibidir. Bunların bir bölümünün dökümü şöyledir.
1- İsrail’in güvenliğini temin edebilmek için özellikle “Lübnan Hizbullah’ı, HAMAS, İslami Cihad ve FHKC (Filistin Halk Kurtuluş Cephesi)” direniş örgütlerini bertaraf etmek. Bu yapıların İslam İnkılabı ile her türden lojistik ve iletişim yollarını kesmek ya da kontrol altına alabilmek. Bahsi geçen örgütlerin gerek kendi aralarında ve gerekse İslam İnkılabı ile olan ilişkilerinde kopukluk, soğukluk ve karşıtlık oluşturabilmek. (Bu nokta da özellikle HAMAS üzerine ciddi yatırımlar yapıldı.)
2- İslam İnkılabı’ndan başlayıp Gazze’ye kadar uzanan “direniş hattı”nda en zayıf halka olarak gördükleri Suriye’de anti-emperyalist, anti-siyonist yönetimi devirerek yerine “dinsel görünümlü Amerikancı” yandaş ve uydu bir hükümet tesis etmek. Bu mümkün olmazsa Suriye’de etnik ve mezhep kökenli parçalanmanın önünü aralamak. Böylece ardı arkası kesilmeyecek savaşların tohumunu atmak ve böylece İsrail’in en zayıf karnı olan kuzey sınırlarını güvenceye almak.
3- Bölgede fikirsel olarak Selefilik ve Vahhabiliğin yaygınlaştırmak. Tekfirci örgütler eliyle bölgede her türden zulüm, cinayet ve vahşeti yaygınlaştırmak. Mezhepçi akımları kışkırtmak. Ve böylece tüm bölgeyi cehenneme çevirecek mezhep savaşlarının kapısını aralamak.
4- İslam İnkılabı’nı yalnızlaştırmak ve kuşatmak, O’nu gerek bölgesel ve gerekse küresel bir aktör olmanın dışına itmek. Şeytanlaştırmak ve bölgedeki tüm musibetlerin müsebbibi algısını oluşturmak. Tüm bunların sonunda O’na diz çöktürerek küresel emperyal sistemi alternatifsiz hale getirmek.
5- Özgür ruhlu anti-emperyalistlerin denetimine geçmiş olan Irak yönetimini yeniden şiddet ve terör ile terbiye etmek için Irak iç savaşını başlatmak. (Bunun için en vahşi tekfirci yapılar Irak üzerine salındı.) Eğer Irak merkezi hükümeti diz çökmez ve özellikle İslam İnkılabı ile hareket etmeye devam ederse Irak’ı üçe bölme planını sahneye koymak.
6- Tamamen emperyalizm ve siyonizmin kontrolünde olacak ve bölgede ikinci bir İsrail görevi görecek öncelikle Irak ve Suriye’den ve ardından Türkiye ve İran’dan toprak ve nüfus koparacak bağımlı yandaş ve uşak bir Kürdistan kurmak. Coğrafi şartlar dolayısıyla yaşam şansı sınırlı olan bu projeye hayat vermek için Suriye’nin kuzeyinden Akdeniz’e ulaşan bir hatla nefes borusu inşa etmek.
7- Bölgedeki tüm kirli işlerin gerek fikirsel ve gerekse maddi sponsoru en önemli yandaş ve uydu hükümet olan Suud rejiminin geleceğini teminat altına almak ve onu bölgesel bir etki merkezine dönüştürerek onun eli ile “Sünni Koalisyon” adıyla Amerika adına bölgesel tüm savaşları vekâleten yürütecek bir ordu kurmak.
8- Dünya ticaretinin ve doğal olarak ekonomisinin ana atardamarlarından biri olan Kızıldeniz girişi (Bab’ül Mendep Boğazı)’nın “Allahu Ekber! Kahrolsun Amerika! Kahrolsun İsrail! Kahrolsun Suud! Zafer İslam’ın!” şiar ve sloganları ile Yemen’de halk devrimi gerçekleştiren Ensarullah Hareketi’nin eline geçmesini engellemek. Yemen’de halk devrimini bastırmak ve burada Suud eliyle yandaş ve uydu bir hükümet tesis edebilmek.
9- Modern çağın belki de en sivil insan hakları arayışı ve inkılap girişimi olan “Bahreyn Devrimi”ne kayıtsız, habersiz ve duyarsız kalarak devrimin zamanla kendiliğinden sönmesi ve bastırılmasını temin etmek.
10- Bölge halkları arasında İslam Devrimi’nin gerçekleştiği bin dokuz yüz yetmiş dokuz yılından bu yana katlanarak yayılmakta olan anti-emperyalist, anti-siyonist düşünceleri bastırmak ya da en azından kontrol altına alabilmek. Bunun yerine sadece ritüellerle ifade edilen ve özellikle yeryüzünde hiçbir siyasi talebin sahibi olmayan, dünyadaki egemen sulta düzeni ile entegre olmuş “ılımlı İslam” adıyla yeni bir anlayış bina etmek. Bunu başarmak içinde “Amerikan Sünniliği ve İngiliz Şiiliği” şeklinde iki farklı ayaktan oluşan bir proje yürütmek.
11- İslam halklarında birikmiş olan “inkılapçı dalga”nın emperyalizm ve siyonizme yönelmeden yerel hükümet ve diktatörlere yöneltilerek eritilmesi. Bu devrimci dalgaların “İslami” bir renk edinmemesi ve özellikle İslam İnkılabı ile paydaş hale gelmemesini temin etmek.
12- Tüm bu hedeflere yürüyorken hükümet ve yönetimleri “imkan, iktidar ve çıkar”, halkları ise “mezhep, kavim ve ulus” argümanları ile harekete geçirmek ve yönlendirmek…
Şimdi son tahlile geçip şu soruları cevaplandırmaya çalışalım. Büyük şeytan Amerika öncülüğündeki emperyal cephe inşa etmek istediği küresel sulta düzeni için koyduğu hedeflere ulaşabilmiş midir? Ya da bu hedeflerin neresindedir?
Eğer parçacı bir yaklaşımla meseleyi analiz edersek samimiyetle itiraf etmeliyiz ki Büyük şeytan Amerika, İslam ümmetinin ve hatta tüm mustazafların geleceğine ipotek koyacak bu hedeflerin bir bölümüne ulaşmayı başarmıştır. Ancak meseleye cephe cephe değil de bütüncül olarak bakarsak ve Ortadoğu coğrafyasının her yanındaki gelişmeleri birbirleri ile ilintili olarak ele alırsak Amerika ve yandaşlarının kısmi, cephesel ve kısa vadeli başarılarına rağmen BOP çökmüştür!
Yüz beş ülkenin desteklediği vahşi saldırılara rağmen Suriye’de anti-emperyalist yönetim devrilmedi ve ülke parçalanmadı. Irak merkezi hükümeti de öyle. Hatta Irak merkezi hükümeti tekfirci terörizmi ülkeden süpürmenin eşiğinde. Yemen’de ülkenin nüfus ve stratejik açıdan hayati önem taşıyan alanları Ensarullah’ın kontrolünde. Ve hatta Suud bazı sınır kasabalarını Ensarullah’a terk etmek zorunda kaldı. Bahreyn halkı ayakta ve devrim isteği ilk günkü kadar taze. Amerika ve İsrail’in oyuncağı olacak bir Kürdistan şimdilik ötelenmiş durumda.
İslam ümmeti kısmi ve bölgesel sapmalara rağmen “mezhep savaşı”na pirim vermedi. Ortadoğu’daki ve özellikle de Suriye’de ki savaşın bir “Sünni-Şii” savaşı olmayıp bir “İslam-Emperyalizm” savaşı olduğu her geçen gün bir daha belirginleşiyor.
Tekfirci cihadistlerin gerçek yüzleri faş oluyor. Toplumlar kendine geliyor. Suud hanedanı skandallar ve iktidar mücadelesi ile kaynıyor.
İslam İnkılabını kuşatmak ve yalnızlaştırmak mümkün olmadı. Hatta İslam İnkılabı, mutlak bir bölgesel güce ve küresel oyun kurucu pozisyonuna ulaştı.
İsrail ile mücadele eden örgütler ayakta ve İslam İnkılabı ile beraberler. Son beş yılın bazı evrelerini “şakın ördek” misali geçiren HAMAS bile “İslam İnkılabı olmadan asla!” noktasına geldi ve bunu deklare etti.
Evet, BOP çökmüştür! Yaşasın DOP! Peki, DOP nedir? DOP, “Direnişçi Ortadoğu Projesi”dir! Direnişçi Ortadoğu Projesi, tüm mazlum ve mustazaf halkların emperyalizm, siyonizm ve onların uzantılarına karşı başkaldırısı ve kaderlerini kendi ellerine alma mücadelesinin adıdır.
İslam İnkılabı’nın yüce Rehberi Seyyid Ali Hamaney, iki bin dört yılında yaptığı bir konuşmada şöyle buyurmuşlardı: “Allah Teâla’nın takdir ettiği hakikatler esası gereği yeni bir Ortadoğu’nun şekilleneceğinde kuşku yoktur. Bu Ortadoğu, İslam’ın Ortadoğu’su olacaktır..!”
Muntazar Musavi