Analizde, son yıllarda Çin’de yükselen milliyetçi söylemin iç politikada belirleyici hale geldiği ve bunun dış politikaya da doğrudan yansıdığı ifade edildi. Pekin’in artık Washington ile ilişkilerde daha temkinli ancak daha iddialı bir yaklaşım benimsediği belirtilirken, Çin kamuoyunda ABD’ye yönelik algının da önemli ölçüde değiştiği kaydedildi.
Gazete, 2017’de Trump’ın Pekin’de büyük diplomatik törenlerle karşılandığını ve Çin’in ABD ile ekonomik iş birliğini önceleyen bir çizgi izlediğini hatırlattı. Ancak bugün iki ülke arasındaki ilişkilerin ticaret savaşları, teknoloji rekabeti, Tayvan gerilimi ve küresel nüfuz mücadelesi nedeniyle çok daha sert bir zeminde ilerlediği vurgulandı.
Analizde ayrıca Çin’in ekonomik yavaşlamaya rağmen uluslararası sistemde kendisini alternatif bir güç merkezi olarak konumlandırmaya çalıştığı ifade edildi. Pekin yönetiminin özellikle Asya, Afrika ve Orta Doğu’daki diplomatik etkisini artırmasının, Washington’un küresel liderlik kapasitesine ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdiği belirtildi.
Uzman görüşlerine de yer verilen değerlendirmede, Amerikan kültürel ve siyasi etkisinin Çin toplumundaki eski çekim gücünü kısmen kaybettiği savunuldu. Buna karşılık Çin’de ulusal teknoloji şirketleri, yerli üretim politikaları ve “stratejik bağımsızlık” söyleminin daha güçlü destek bulduğu aktarıldı.
The Guardian’a göre Trump’ın ziyareti yalnızca iki lider arasındaki diplomatik temas anlamı taşımıyor; aynı zamanda değişen küresel güç dengelerinin de sembolik bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Özellikle Washington ile Pekin arasındaki rekabetin önümüzdeki yıllarda uluslararası siyasetin temel belirleyicilerinden biri olmayı sürdüreceği ifade ediliyor.
yorumunuz