15 Mayıs 2026 - 08:58
Çin-ABD zirvesinin gölgesinde İran gerçeği: Trump ne istedi?

Trump’ın Çin ziyareti, Washington-Pekin rekabetinden çok İran savaşının ardından oluşan yeni jeopolitik dengelerin gölgesinde gerçekleşti. Analizlere göre ABD’nin İran karşısında yaşadığı stratejik yıpranma, Çin’in elini güçlendirirken Tahran’ın bölgesel ve küresel etkisini artırdı.

Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin ziyareti, küresel kamuoyunda Washington-Pekin rekabeti açısından kritik bir diplomatik hamle olarak değerlendirilse de, uluslararası analizlerde görüşmenin esas gölgesini İran’a karşı yürütülen ve başarısızlıkla sonuçlandığı öne sürülen savaşın oluşturduğu yorumları öne çıkıyor.

Siyasi değerlendirmelere göre Washington yönetimi, uzun yıllardır Çin üzerinde baskı unsuru olarak kullandığı ticaret savaşları, Tayvan dosyası ve ekonomik yaptırım kartlarını artık önceki kadar güçlü biçimde kullanamıyor. Bunun temel nedenlerinden biri olarak ise ABD’nin İran karşısında istediği stratejik sonuçları elde edememesi gösteriliyor.

Analistler, Trump’ın Pekin ziyaretinin zamanlamasının tesadüf olmadığına dikkat çekerken, İran’a karşı yürütülen savaş sonrası oluşan jeopolitik atmosferin ABD’nin müzakere gücünü ciddi şekilde zayıflattığını savunuyor. Uluslararası basında yer alan yorumlarda, Washington’un artık küresel sistemde “şart dikte eden güç” görüntüsünden uzaklaştığı değerlendirmeleri yapılıyor.

Bu çerçevede Çin’in görüşmelere daha güçlü bir pozisyonda girdiği belirtiliyor. Özellikle Tayvan, ticaret anlaşmaları ve teknoloji alanındaki müzakerelerde Pekin’in elinin önceki dönemlere kıyasla daha güçlü olduğu ifade edilirken, bazı Amerikan çevrelerinde Trump yönetiminin iç siyasi baskıları azaltmak amacıyla Çin’e taviz verebileceği yönünde tartışmaların başladığı aktarılıyor.

ABD kamuoyunda öne çıkan tartışmalardan biri de Washington’un Tayvan’a yönelik askeri desteğini azaltabileceği ihtimali oldu. Her ne kadar böyle bir adım resmen doğrulanmasa da, bu tür senaryoların Amerikan düşünce kuruluşlarında tartışılmasının bile Washington’ın zayıflayan küresel konumuna işaret ettiği yorumları yapılıyor.

Çin yönetiminin ise bu tabloyu dikkatle analiz ettiği belirtiliyor. Pekin’in, ABD iç siyasetindeki kutuplaşmanın yanı sıra Washington’ın İran karşısında yaşadığı stratejik yıpranmanın küresel güç dengelerini değiştirdiği görüşünde olduğu değerlendiriliyor. Bu nedenle Çin’in artık yalnızca ekonomik taleplerle yetinmeyip, daha geniş stratejik hedeflerle hareket ettiği ifade ediliyor.

Buna karşılık İran cephesinde ise Washington-Pekin görüşmelerinin belirleyici bir unsur olarak görülmediği aktarılıyor. Tahran yönetiminin güvenlik ve siyasi stratejisini büyük güçler arasındaki pazarlıklara değil, kendi askeri, siyasi ve toplumsal kapasitesine dayandırdığı vurgulanıyor.

İranlı yetkililer ve siyasi yorumcular, İran’ın ABD ve işgalci İsrail rejimine karşı gösterdiği direnişin artık uluslararası dengeleri etkileyen “bağımsız bir değişken” haline geldiğini savunuyor. Bu değerlendirmelere göre Tahran’ın savaş sürecindeki performansı yalnızca rakiplerini değil, Çin ve Rusya gibi müttefiklerini de şaşırttı.

Bu süreçte İran Dışişleri Bakanı Abbas Araghchi’nin BRICS Dışişleri Bakanları Zirvesi’nde verdiği mesajlar da dikkat çekti. Arakçi konuşmasında İran’ın baskılar karşısında geri adım atmayacağını, ulusal haklarından taviz vermeyeceğini ve gerektiğinde yeniden mücadele etmeye hazır olduğunu söyledi.

Uzmanlara göre ortaya çıkan tablo, yalnızca İran-ABD geriliminin değil, aynı zamanda küresel güç dengelerinde yaşanan dönüşümün de göstergesi olarak değerlendiriliyor. Çin’in yükselişi, ABD’nin bölgesel savaşlardaki maliyetleri ve Batı merkezli sistemin yaşadığı krizler, çok kutuplu yeni bir uluslararası düzen tartışmasını yeniden gündeme taşıyor.

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha