Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA: Lübnan’ın güneyindeki saldırıların yoğunlaştığı bir dönemde, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından Beyrut’un güney banliyösü Dahiye’nin hedef alınması yönünde bir askerî emir verildiği aktarılıyor. Gözlemciler, bu hamlenin Tel Aviv’in savaşı sınır hattından Lübnan’ın iç kesimlerine kaydırma ve yeni saha ile siyasi bir gerçeklik yaratma çabası olarak yorumlandığını belirtiyor.
Netanyahu ve Savunma Bakanı Yisrael Katz tarafından yapılan ortak yazılı açıklamada, orduya Dahiye bölgesindeki belirli hedefleri bombalama talimatı verildiği ifade ediliyor. Açıklamada bu kararın, Hizbullah’ın saldırılarına bir yanıt olduğu iddia ediliyor. Oysa Lübnanlı kaynaklar, Hizbullah’ın ateşkes anlaşmasının ardından taahhütlerine bağlı kaldığını ve saldırılarını durdurduğunu hatırlatıyor. Buna karşın İsrail ordusunun aylardır ateşkesi ihlal ettiği, hava saldırıları düzenlediği, Litani Nehri’nin kuzeyine kadar asker çıkardığı ve düzinelerce köyü işgal ettiği dile getiriliyor.
Şakif Kalesi: İşgalin simgesel geri dönüşü
Netanyahu’nun bu kararının, İsrail ordusunun stratejik Şakif Kalesi üzerinde denetim sağladığı iddiasından sadece birkaç saat sonra geldiği kaydediliyor. Lübnan’ın güneyindeki tepelere hakim konumuyla bilinen bu kale, yalnızca askeri bir mevzi olarak değil, aynı zamanda tarihsel ve simgesel bir öneme de sahip olduğu belirtiliyor.
İsrail rejiminin 1982 işgali sırasında kaleyi ele geçirdiği, ancak 2000 yılında Lübnan direnişi karşısında geri çekilmek zorunda kaldığı anımsatılıyor. Netanyahu’nun bu operasyonu duyururken yaptığı konuşmada, “Bugün Şakif’e döndük; her zamankinden daha güçlü ve birlik içindeyiz” dediği aktarılıyor. Analistler, bu söylemin Tel Aviv’in işgali bir propaganda zaferi olarak sunma gayretini yansıttığını ifade ediyor.
Gazze benzeri bir senaryo mu?
Bölge uzmanları, İsrail’in son eylemlerinin Gazze’de izlediği stratejiye benzer bir yol haritasını Lübnan için de uygulamaya çalıştığı görüşünde. Lübnanlı siyasi analist George Alam’ın değerlendirmesine göre, İsrail güney Lübnan’da “kavrulmuş toprak” politikası izliyor. Altyapının sistematik şekilde tahrip edilmesi ve daha fazla bölgenin işgal edilmesiyle Lübnan’a yeni dengeler dayatılmaya çalışıldığı belirtiliyor. Dahiye’nin vurulma ihtimali ise çatışmanın sadece sınır bölgeleriyle sınırlı kalmayıp Beyrut’un kalbine sıçrayabileceği endişesini artırıyor.
Netanyahu neden şimdi gerilimi tırmandırıyor?
Uzmanların bir kısmı, Netanyahu’nun hedeflerinin salt askerî olmadığını öne sürüyor. İç siyasette son savaşların ardından artan eleştirilerle karşı karşıya olduğu hatırlatılıyor. İsrail içindeki bazı siyasi ve güvenlik çevrelerinde, Tel Aviv yönetiminin Gazze, Lübnan ve hatta İran karşısında açıkladığı hedefleri gerçekleştirmekte başarısız olduğu yönünde bir kanaat bulunduğu aktarılıyor. Bu tabloda, Şakif Kalesi gibi simgesel bir noktada askerî ilerleme sergilemek, sağcı kesimlerin desteğini toplamak ve iç baskıyı hafifletmek için bir propaganda aracı olarak değerlendiriliyor.
İkinci hedefin ise bölgesel dinamikler ve İran dosyasıyla bağlantılı olduğu ifade ediliyor. Bazı gözlemcilere göre Tel Aviv, Tahran ile Washington arasında olası bir anlaşma öncesinde Lübnan’da yeni saha gerçeklikleri yaratarak gelecekteki müzakerelerde veya güvenlik düzenlemelerinde elini güçlendirmek istiyor. Netanyahu’nun askeri baskı yoluyla Lübnan için bir “pazarlık kozu” elde etmeye çalıştığı belirtiliyor.
Şakif’in işgali Hizbullah’ı zayıflatır mı?
İsrail medyasında geniş yer bulan propaganda kampanyasına rağmen, rejimin kendi güvenlik kurumlarından bazı eski üst düzey yetkililer bu operasyonların gerçek stratejik kazanımları konusunda şüphelerini dile getiriyor. İsrail askeri istihbarat eski başkanı Tamir Hayman’ın, Şakif Kalesi’nin ele geçirilmesi ve hatta güney Lübnan’da kara operasyonlarının genişletilmesinin taktik ve geçici bir kazanım olduğunu, stratejik bir hedef içermediğini söylediği kaydediliyor.
Hayman’a atfen yapılan aktarımlarda, bir coğrafi bölgeyi kontrol etmenin Hizbullah’ın füze ve insansız hava aracı tehdidini ortadan kaldırmayacağı vurgulanıyor. Örgütün asıl kapasitesinin Beyrut ve Baalbek dahil Lübnan’ın farklı bölgelerine yayıldığı ifade ediliyor. Hatta Litani Nehri’nin kuzeyine kadar olan tüm bölgenin işgal edilmesinin dahi Hizbullah’ın yenilgisi anlamına gelmeyeceği belirtiliyor. Bu durum, açıklanan siyasi hedefler ile sahadaki gerçeklik arasında ciddi bir uçurum olduğu şeklinde yorumlanıyor.
Hizbullah’tan misilleme ve İsrail yerleşimcilerinde endişe
Tehditlere karşılık olarak Hizbullah’ın son günlerde İsrail ordusunun mevzilerine ve askeri altyapısına yönelik bir dizi operasyon düzenlediği ve saldırılarının işgal altındaki toprakların derinliklerine kadar ulaştığı gözlemleniyor. Aynı zamanda İbrani basınında, kuzeydeki yerleşim yerlerinde artan bir tedirginlik olduğu haberleri aktarılıyor. Direnişin roket ve insansız hava aracı saldırılarının sınır bölgelerinde güvensizliği artırdığı ve bazı yerel yetkililer ile sakinleri ciddi endişelere sevk ettiği belirtiliyor.
Bu çerçevede pek çok gözlemci, Netanyahu’nun savaşı Şakif’ten Beyrut’un Dahiye bölgesine yayma tehdidinin stratejik bir zaferden çok, siyasi ve askeri çıkmazları aşma çabası olduğu görüşünde. Gelecekteki bölgesel denklemlerde bir baskı aracı yaratma hedefi taşıdığı ifade edilen bu stratejinin devamı halinde, çatışmanın tüm Lübnan’a ve hatta tüm bölgeye yayılma riskinin artacağı uyarısı yapılıyor.
yorumunuz