15 Haziran 2026 - 19:10
İran, ABD ile Anlaşmada Ne Verdi Ne Aldı?

İran ile ABD, aylar süren yoğun müzakerelerin ardından; önce Pakistan’ın, son aşamada ise Katar’ın arabuluculuğuyla kapsamlı bir anlaşmaya giden yolu açacak bir ön mutabakat metni üzerinde uzlaşmaya vardı.

Uluslararası Ehl-i Beyt (a.s) Haber Ajansı – ABNA:  İran ile ABD, aylar süren yoğun müzakerelerin ardından; önce Pakistan’ın, son aşamada ise Katar’ın arabuluculuğuyla kapsamlı bir anlaşmaya giden yolu açacak bir ön mutabakat metni üzerinde uzlaşmaya vardı.

Bu mutabakat, Haziran 2025’teki 12 günlük savaş ile Şubat-Mart 2026 dönemindeki savaşın sonuçlarını da yansıtıyor. Başka bir ifadeyle, diplomasi ancak savaşın ABD’nin hedeflerini gerçekleştiremediğinin ortaya çıkmasından sonra ciddiyet kazandı.

ABD’nin İran’a yönelik askeri saldırısından, siyasi ve askeri yetkililerin öldürülmesinden ve Devrim Lideri’nin şehit edilmesinden önce, ABD Başkanı Donald Trump bu saldırı için bazı hedefler belirlemişti.

Bu hedefler şunlardı:

  • Rejim değişikliği,
  • İran’ın füze programının sınırlandırılması,
  • İran’ın nükleer programının tasfiye edilmesi,
  • İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin kesilmesi.

Rejim değişikliği gerçekleşmedi

Savaşın başlamasından yaklaşık iki hafta sonra bu hedefin gerçekleşmediği ortaya çıktı. Trump, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nde bulunan İranlı Kürt gruplardan şikâyet ederek onların saldırı planlarını desteklemediğini açıkça ifade etti.

Nükleer program konusunda Washington’un hedefleri

ABD ve Trump açısından iki konu özellikle önemliydi:

  • Sıfır uranyum zenginleştirme,
  • Zenginleştirilmiş uranyum stoklarının ele geçirilmesi veya yok edilmesi.

Trump, ilk savaşın ardından İran’ın nükleer programını tamamen yok ettiğini iddia etmişti. Ancak daha sonra yayımlanan Amerikan raporları bunun gerçekleşmediğini ortaya koydu.

Bu nedenle Washington, askeri yollarla elde edemediği sonuçları müzakere yoluyla elde etmeye çalıştı.

İran’ın savaş öncesindeki müzakerelerde direnmesi, ABD’yi yeni bir savaşa yöneltti. Amaç İran meselesini tamamen sonuçlandırmaktı.

Beklentiler, ABD ve İsrail’in ortak saldırılarının ardından sokak ayaklanmaları çıkması ve sistemin çökmesiydi. Habere göre bu planın dönemin Mossad Başkanı David Barnea’ya ait olduğu öne sürülüyor. Ancak İran’ın dağınık savunma modeli, liderlik ağı ve bu yapının çevikliği nedeniyle bu hedef gerçekleşmedi.

Uranyumun İran’dan çıkarılması planı da başarısız oldu

Trump savaş boyunca bu konuda sert açıklamalar yapmasına rağmen, İran’ın uranyum stoklarını ülke dışına çıkarma girişimi de başarısızlığa uğradı.

Trump daha sonra, bunun için Amerikan askerlerinin İran topraklarında bir ila iki hafta kalması gerektiğini söyleyerek planın başarısızlığını dolaylı biçimde kabul etti.

Bu durum, savaşın başlangıcındaki ikinci temel Amerikan hedefinin de başarısız olduğunu gösterdi.

Füze programı sınırlandırılamadı

Trump’ın ilan ettiği bir diğer hedef İran’ın füze programını kısıtlamaktı.

Ancak savaş sırasında füzelerin İran’ın askeri doktrinindeki merkezi rolü ortaya çıktı.

Mutabakat metninde İran’ın füze programına ilişkin hiçbir madde bulunmaması, habere göre Trump’ın üçüncü hedefinin de başarısızlığa uğradığını gösteriyor.

Zenginleştirme hakkı korundu

Trump’ın temel taleplerinden biri “sıfır zenginleştirme”ydi.

Ancak mutabakat sonrasında Trump, nihai anlaşma kapsamında İran’ın yalnızca düşük seviyede uranyum zenginleştirebileceğini ve bunun askeri amaçlarla kullanılamayacağını söyledi.

Habere göre Trump’ın bunu bir başarı olarak sunmaya çalıştığı belirtiliyor.

Buna rağmen metinde İran’ın uranyum zenginleştirme hakkını koruduğu, yalnızca müzakere edilecek belirli bir süre için faaliyetlerin askıya alınmasının öngörüldüğü ifade ediliyor.

Yazıya göre yeni anlaşma, özü itibarıyla şu denklemi koruyor:

İran’ın zenginleştirme hakkının tanınması karşılığında yaptırımların kaldırılması.

Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenlik

Habere göre savaşın doğrudan sonucu olarak görülen en önemli konu, İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğinin korunması oldu.

Trump, mutabakat sonrası boğazın herhangi bir ücret alınmadan açılacağını açıklasa da İran, geçiş ücreti almayacağını ancak sunduğu hizmetler için ücret talep edeceğini bildirdi.

Bu uygulamanın, 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi ve 1958 Cenevre Sözleşmesi ile uyumlu olduğu savunuluyor.

Yazıya göre asıl önemli nokta, son savaş sırasında boğazın kapatılabilmiş olması ve bunun İran’ın bölgesel ve uluslararası konumunu güçlendirmesidir.

Bu durumun yalnızca bir caydırıcılık unsuru değil, aynı zamanda İran’ın bölgesel ilişkilerini şekillendirebilecek bir araç olduğu belirtiliyor.

Bölgesel müttefikler konusu

Trump’ın açıkladığı hedeflerden biri de İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin sona erdirilmesiydi.

Habere göre bu konu mutabakat metninde yer almıyor.

Aksine, savaşın tüm cephelerde durdurulmasına yapılan vurgu; İran’ın bölgesel etkisinin ve İran’ın savunduğu “cephelerin ve mücadele alanlarının birliği” ilkesinin kabul edildiği şeklinde yorumlanıyor.

Sonuç

Habere göre İran ile ABD arasında ortaya çıkan mutabakat, savaşın sonuçlarının ve ABD’nin ilan ettiği hedeflerde başarısız olmasının anlaşmanın ruhuna ne ölçüde yansıdığını gösteriyor.

Yazı, mutabakatın ABD’nin ilan ettiği hedeflerden herhangi birini gerçekleştirdiğine dair açık bir işaret taşımadığını savunuyor.

Ayrıca anlaşmanın ayrıntıları önümüzdeki günlerde ortaya çıktıkça Trump üzerindeki siyasi baskının artabileceği, bunun da kapsamlı bir nihai anlaşmaya ulaşılmasını zorlaştırabileceği değerlendiriliyor.

Ekler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha