Uluslararası Ehlibeyt (a.s)Haber Ajansı -ABNA- Masafer Yatta, sadece coğrafi bir bölge değil; İsrail’in Batı Şeria’daki hakimiyetini pekiştirme çabalarının sembolik ve stratejik bir aynası durumunda. Bölgedeki Filistinli köylüler, bir yandan İsrail ordusunun “askeri eğitim alanı” gerekçesiyle uyguladığı kısıtlamalarla mücadele ederken, diğer yandan yerleşimci grupların organize saldırılarıyla karşı karşıya. Ancak son dönemde bu saldırıların karakteri değişti; şiddet, rastgele bir saldırı olmaktan çıkıp, Filistinlilerin hayatını idame ettirmesini imkansız kılan bir “ekonomik abluka” modeline dönüştü.
Analistler, yerleşimcilerin Masafer Yatta’daki taktiklerini “ekonomik terör” olarak nitelendiriyor. Otlatma alanlarının ateşe verilmesi, su kuyularının tahrip edilmesi, hasat döneminde ürünlere zarar verilmesi ve hayvanların gasbedilmesi, bölge halkını hayatta kalma olanaklarından mahrum bırakıyor. Bu stratejinin temel hedefi, Filistinli ailelerin ekonomik olarak “sürdürülemez” bir noktaya getirilmesi. Toprağından gelir elde edemeyen, koyunlarını otlatamayan ve temel altyapıdan (su ve elektrik) mahrum bırakılan köylüler için geri kalan tek seçenek, yaşadıkları bölgeyi terk etmek oluyor.
Masafer Yatta’da yerleşimciler, çoğu zaman “bağımsız aktörler” gibi görünseler de, eylemleri İsrail devletinin resmi politikalarıyla paralellik gösteriyor. Ordu, bölgeyi “askeri bölge” ilan ederek Filistinlilerin hareket alanını kısıtlarken, yerleşimciler bu boşluğu saldırılarla dolduruyor. Bu durum, “devletin yapamadığını yerleşimciye yaptırma” stratejisi olarak okunuyor. Yerleşimciler, Filistinlilerin üzerine salınan birer “paramiliter güç” işlevi görerek, uluslararası hukuk nezdinde İsrail devletini doğrudan sorumlu tutulmaktan kurtarmaya yarayan bir kalkan görevi üstleniyor.
Masafer Yatta’daki tehcir baskısının bir diğer boyutu ise uluslararası sessizlik. Gazze’deki büyük ölçekli yıkım ve çatışmaların gölgesinde, Batı Şeria’daki bu “yavaşlatılmış tehcir” operasyonu, küresel kamuoyunun radarından kaçırılıyor. Filistinli topluluklar, her gün bir parça daha küçülen yaşam alanlarında, varoluşsal bir tehditle karşı karşıya. Yerleşimci şiddeti, sadece bireyleri hedef almıyor; aslında Filistin’in gelecekteki olası bir devlet çatısı altında sahip olması gereken toprak bütünlüğünü parça parça yok ediyor.
Masafer Yatta’da yaşananlar, Batı Şeria’nın tamamı için bir laboratuvar niteliğinde. Eğer bu yöntem burada başarılı olursa, İsrail’in diğer bölgelerde de aynı “yerleşimci şiddeti + askeri kısıtlama” kombinasyonunu uygulaması kaçınılmaz görünüyor. Filistinliler için bu durum, sadece bir mülk meselesi değil; toprağa tutunma, kültürel varlığını koruma ve işgale karşı en temel direniş biçimi haline geldi. Bölge uzmanlarına göre, Masafer Yatta’daki direniş kırılırsa, Batı Şeria’nın güney hattındaki Filistin varlığı ciddi bir şekilde zayıflayacak ve bu durum, bölgedeki jeopolitik dengeleri İsrail lehine radikal bir şekilde değiştirecektir.
yorumunuz