Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Kur’an-ı Kerim, bütün bu sorulara, kısa, öz ama derin ve kamil cevaplar vermiştir.
Nübüvvetin Felsefesi: İnsanın iç ve dış duyguları ve bunlardan daha üstün olan bilgisi, ona saadet yolunu göstermeye yeterli değildir. Bu yüzden, aklının yol göstericiliğinden daha iyi bir kılavuza ihtiyaç duyar. İşte bu kılavuz “vahiy”dir. Başka bir tabirle, insanı yaratan, onun eksiklerini, dertlerini, ihtiyaçlarını ve bütün bunların çözümünü bilen Allah(c. c), tarafından gönderilen bir kılavuza, vahye muhtaçtır insan. Bütün ilahi dinlerin savunduğu mantık ve nübüvvetin felsefesi, bundan ibarettir.
Peygamberler, bu ihtiyacı karşılamak için gönderilmiş ve bu ihtiyaçları karşılayan programları uygulamakla görevlendirilmişlerdir. Zikredilen noktalar, Kur’an-ı Kerim-in şu ayetlerinde çok açık bir şekilde görülebilir:
“İnsanlar bir tek ümmetti. Allah Peygamberleri müjdeciler ve uyarıcılar olarak gönderdi; insanların ayrılığa düşecekleri hususlarda aralarında hüküm vermek için onlarla birlikte, hak kitaplar indirdi. Ancak kitap verilenler, kendilerine belgeler geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden, onda ayrılığa düştüler. Allah, inananları, ayrılığa düştükleri gerçeğe kendi izniyle hidayet etti. Allah dilediğini doğru yola hidayet eder. (Bakara/213)
“Göklerde olanlar ve yerde bulunanlar, hükümran, çok kutsal, güçlü ve hakim olan Allah’ı tespih ederler. Ümmi kimseler arasından, kendilerine ayetlerini okuyan, onları arıtan, onlara kitabı ve hikmeti öğreten bir Peygamber gönderen O’dur. Onlar daha önce, şüphesiz apaçık bir sapıklık içindeydiler. Onlardan başkalarına da -ki henüz onlara katılmamışlardır- (kitap ve hikmeti öğretmek üzere, peygamberi gönderen Allah’tır. ) O, güçlüdür, hakim’dir. Bu, Allah’ın dilediğine verdiği lutuftur. Allah, büyük lütuf sahibidir. (Cuma/1-4)
Nübüvvet ve Bi’set
Nübüvvet bir kıyam ve bi’settir. Bir suskunluk ve durgunluk döneminden sonra ortaya çıkan bir yeniden diriliş ve atılım hareketidir. Bu inkılapçı kıyam, önce peygamberin kendi içinde, daha sonra çevresinde ve dış dünyada gerçekleşir.
Peygamberler, normal insandan daha üstün özelliklere sahip olduklarından, o denli büyük ve ağır bir mesuliyeti yüklenebiliyorlar. Ne var ki, bu üstün yetenekler, bi’setten önceye kadar üstü kapalı kalır ve bir süre içerisinde, peygamberler de toplumun diğer fertleri gibi hayatlarını normal olarak sürdürürler. İlahi vahyin gelişiyle birlikte peygamberin ruhunda yeni bir diriliş, değişme ve inkılap meydana gelmekte ve O’da kıyam etmektedir. “Duha” suresinin ayetleri, Peygamber(S)’in ruhunda oluşan bu inkılabı hatırlatıyor:
“Kuşluk vaktine andolsun; sükuna erdiği zaman geceye andolsun ki; /Ey Muhammed!) Rabbin seni ne bıraktı ve ne de sana darıldı. Doğrusu ahiret, senin için dünyadan daha hayırlıdır. Rabbin şüphesiz sana verecek ve sen de razı olacaksın. Seni öksüz bulup ta barındırmadı mı? Seni şaşırmış bulup, doğru yola eriştirmedi mi? Seni fakir bulup zenginleştirmedi mi?” (Duha/1-8)
Bu ruhi inkilap, Rasulüllah’ta vahyin ilk nameleriyle, yani “alak” suresinin nuzulüyle başladı:
“Yaratan Rabbinin adı ile oku. O, insanı kan pıhtısından yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir. O, (insana) kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmediğini öğretti. Hayır (Rabbinin bu kadar iyiliğine rağmen yine de) insan azar. Kendini zengin(kendini yeterli) gördüğünde. Dönüş ise Rabbbinedir. ”(Alak/1-8)
Necm suresini kafiyeli ve ahenkli ayetleri de peygamberdeki bu ruhi değişmeye işaret etmektedir:
“Batmakta olan yıldıza andolsunki; arkadaşınız (Peygamber) sapmamış ve azmamıştır. O, hevadan (kendi istek ve arzularına göre) konuşmamaktadır. Onun konuşması ancak, bildirilen bir vahiy iledir. O’na, (bu Kur’an-ı) çetin kuvvetlere sahip ve güçlü olan (Cebrail) öğretmiştir; görünümüyle çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. En yüksek ufukta iken doğruluvermiş, sonra yaklaşmış ve inmiştir. Araları iki yay aralığı kadar belki daha da yakın oldu. Allah, o anda kuluna vahyedeceğini etti. Muhammed’in gözünün gördüğünü, gönlü yalanlamadı. Ey inkarcılar! O’nun gördüğü şey hakkında kendisi ile tartışır mısınız?” (Necm/1-12)
İşte bu ruhi değişme ve inkılaptan sonra, Peygamber(S)’in hayatında ve çabalarında tam bir değişiklik görülüyor ve toplumun yaşantısında köklü bir inkılap meydana getirmeye çalışıyor. Bu aslında resulluk mesuliyetinden ibarettir.
Peygamberlerin Toplumsal Kıyamı
Peygamberler, sapıklığa uğramış toplum düzeni içerisinde, insan fıtratına uygun olan ve insanı her yönüyle geliştiren toplum düzenini kurmak, yani batılı ortadan kaldırığ, hakkı hakim kılmak için kıyam ederler.
Kainatın yaratılışıyla uygunluk içerisinde olan insan, yüceliğe ve olgunluğa doğru ilerlemesini sağlayan tabii bir yapıya sahiptir. Insandaki bu fıtri gelişme, ancak, insanın ruhi ve cismi yapısına uygun, kainatın yaratılış felsefesinden kaynaklana kuralların hakim olduğu bir çevrede kendini gösterebilir.
Tarih boyunca ortaya çıkan cehalet ve sapmalar sonucu, insanlığın fıtri yaratılışına uygun düzenler ortadan kaldırılmış ve insanlık dışı sistemler, insanlara empoze edilmiştir.
Peygamberler, insanı bu batıl çizgiden çıkarıp hak yola davet etmek için gönderilmişlerdir. Bu açıklamadan anlaşıldığı gibi cahiliyet ve sapıklığa batmış toplumda, köklü ve çok yönlü bir değişme gerçekleştirmek, toplumun batıl düzenini yıkıp yerine hak nizamını kurmakla görevlidirler. Peygamberin, toplumdaki bi’set ve kıyamının manası da budur zaten. Bu muhteşem kıyamla, cahiliyet düzenlerinde geçerli olan bütün gelenekler, değerler ve kanunlar yıkılmakta ve Allah’ın dini olan, doğru nizam ve kanun onun yerine konulmakta.
Kasas suresinin ilk ayetlerinde, Firavun’un kurduğu insanlık dışı düzenin temel çizgileriyle yıkılıp, onun yerine Musa(A)’ın ilahi ve fıtri düzenin kurulması ve Allah’ın bu husustaki değişmez sünneti açıklanmaktadır.
“Bunlar, apaçık Kitab’ın ayetleridir. İnanan bir kavim için, Musa ile Firavun’un haberinden bir kıssayı doğru olarak sana okuyacağız. Hakikat, Firavun yeryüzünde ululandı ve halkını fırkalara ayırdı. Onlardan bir zümreyi, (İsrailoğullarını) zayıflatıyor, oğullarını kesiyor, yakınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardan idi. Biz yeryüzünde, güçsüz bırakılanlara iyilikte bulunmak onları önderler kılmak, onları varis yapmak ve (iktidara eriştirmek) yeryüzünde yerleştirmek; Firavun, Haman ve her ikisinin askerlerine, çekinmekte olduklerı şeyleri göstermek istiyoruz. ” Kasas/2-6)
Diğer ayeti kerimelerde de buna benzer bir üslupla, Allah’ın gönderdiği hak dinin, bütün din ve düzenlere galip gelip cahiliyet düzeni yerine ilahi nazamın yerleşmesi gereği tekrar tekrar açıklanmıştır. Bu gibi ayetler için, Tevbe, Feth ve Saf surelerine müracaat edilebilir. Şimdilik Saf suresinden birkaç ayetle yetinelim:
"İslam’a davet olunduğu halde gelmeyip, Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir? Allah, zalim olan milleti doğru yola eriştirmez. Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek isterler. Halbuki, kafirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır. Peygamberlerini, hidayet ve hak din üzere gönderen O’dur. Öyleki onu(hak dini) bütün dinlere karşı üstün kılacaktır. Müşrikler hoş görmeseler bile. (Saf/7-9)
Nübüvvetin Hedefleri
Peygamberin görevinin, toplumda bir inkılap yapmak ve bütün cahiliyet temellerini söküp atmak olduğunu öğrendik. Ama bu işle amaçlanan hedef nedir?
Doğal olarak peygamberlerin en başta gelen hedefi, insanları fesad ve bataklıklardan kurtarmak ve onların yeteneklerini devreye sokarak, insanlığın en yüksek olgunluk mertebelerine ulaştırmaktır.
Insan, fazilet ve iyilik yeteneklerinin zengin birikintileriyle doludur. Doğru, sistemli bir eğitim görerek bu yeteneklerini ortaya koyup, üstün bir kemale ulaşabilir. Peygamberlerin gönderilmelerinden gaye de bu eğitim ve terbiyenin gerçekleştirilmesidir. Kur’an-ı Kerim, bu eğitimden “tezkiye” ve “talim” terbiyeleriyle sözetmektedir. Peygamberlerin doğru terbiyeleriyle insan bu merhalelere ulaşır ve yaratılışın son gayesi temin olur.
Ancak "insan sahib olduğu yeteneklerinden yararlanıp yükselebilmesi içn hangi yolu takip etmelidir" sorusuna peygamberlerin cevabı, insanın tabii yapısına uygun, müsait bir çevrenin oluşmasıdır. İşte bu çevre, tevhidi ve ilahi adilane olan bir toplum nizamıdır . Ancak böyle bir toplum düzeninde bulunmakla insanın hedefe doğru ilerleyişi kolaylaşıp süratleşir ve insanın kemale doğru ilerlemesi sağlanır.
Demek oluyor ki vahyi, insanlara nakletmekle görevli peygamberlerin asıl gayeye ulaşmak için güttükleri yakın bir hedefleri daha vardır. O da bir islami ve tevhidi bir toplum düzeni kurmaktır. Öyle bir toplum düzeni ki, tevhid ve adalet temelleri üzerine oturtulmuş ve her türlü zulüm, şirk hurafe, cahiliyet ve insani değerleri aşağılayan kötülülüklerden uzaktır.
Kur’an’ı Kerimin şu ayetleri üzerinde düşünmek bizleri yukarıda zikredilen hakikatlere götürür:
“Biz elçilerimizi açık delillerle gönderdik. Ve onlarla beraber kitabı ve(adalet) ölçü(sü)nü indirdi ki insanlar adaleti yerine getirsinler. Ve kendisinde büyük bir kuvvet ve bir çok faydalar bulunan demiri indirdik ki, Allah, kimin (ondan istifade ederek) gaybda(görmediği halde)Allah’a ve resulüne yardım edeceğini bilsin, (ortaya çıkarsın). Şüphesiz Allah kuvvetlidir, daima üstündür. (yardıma muhtac değildir)”(Hadis/25)
“Bize dünyada da iyilik ver ahirette de. Biz sana yöneldik. (Allah)buyurdu ki: azabıma dilediği mi uğratırım, rahmetim ise herşeyi kaplamıştır. Onu, korunanlara, zekatı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağız. Onlar ki yanlarında Tevrat ve İncilde yazılı buldukları elçiye, o ümmi peygambere uyarlar. O(peygamber)ki, kendilerine iyiliği emreder, kendilerini kötülükten men eder. Onlara temiz şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar, üzerlerindeki ağır yüklerini, sırtlarındaki zincirleri kaldırıp atar. O’na inanarak, destekleyerek ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla beraber indirilen nura uyanlar, işte felaha erenler onlarıdır. ”(A’raf/156-157)
Davetin İlk Sesleri
Peygamberlerin davetinde ilk şiar, onların getirdikleri mektebin(ekolün) en hassas noktasını, daha doğrusu temel prensibini oluşturan tevhid çağrısıdır. Diğer dünya görüşleri hatta inkılabçı metodları savunanlar tedrici olarak yani adım adım hedefe ulaşmayı tercih eder. Ve ilk ortaya attıkları şiarlarla sadece ortam hazırlamak gayesini güderler. Ama peygamberlerin metodu bunun tam tersidir. Peygamberlerin programında asıl anlatılmak istenen tevhid, ilk baştan söylenir. Peygamberlere iman edenler, daha ilk baştan bu bağlanışın yönünün ve doğuracağı sonuçların ne olacağını idrak ederek peygamberlere bağlanırlar.
Davet’in tevhid esasına göre yapıldığını görerek, ona bağlananlar da, ona karşı çıkanlarda bu yeni sistemin her türlü beşeri tahakküme, sınıfsal farklılıklara, sömürüye ve zülme karşı çıkacağını anlıyor ve yine öğreniyorlar ki bu ilahi sistemde hürriyet, sosyal adalet ve insana değer vermeye davet edilmektedir.
Peygamberlerin, hedeflerini böyle belirgin çizgileriyle ortaya koymaları, düşmanlarının hangi biçim ve kıyafetle olursa olsun hemen ortaya çıkmalarına ve onlara karşı cephe almalarına sebep olmuştur.
Öte yandan, bu hedef belirginliği, sonraki dönemlerde de onlara iman edenlerin yönünü tesbit etme ve fikri sapmaları önleme açısından önemli bir rol oynamaktadır.
Kuranı Kerim, bir çok ayette, nübüvvetin ilk şiarı olan tevhidi yani Allah’a ibadet etmeyi ve tağutlardan kaçınmayı açık bir şekilde ortaya koyulmuştur.
“Biz, her ümmet içinde: Allaha kulluk edin, tağuttan kaçının diye bir elçi gönderdik. Onlardan kimine Allah hidayet etti, onlardan kimine de sapıklık hak oldu. İşte yeryüzünde gezinde bakın, yalanlayanların sonu nasıl olmuştur. ” (Nahl/36)
“Gerçekten Nuh’u da kavmine gönderdik: ‘Ey kavmim! Dedi; Allaha kulluk edin, sizin O’ndan başka tanrınız yoktur. Doğrusu ben, size gelecek şiddetli bir günün azabından korkuyorum. ” (A’raf/59)
“Ad (kavmi)ne kardeşleri Hud’u gönderdik: ‘Ey kavmim! Allaha kulluk edin, sizin ondan başka tanrınız yoktur. (Ona karşı gelmekten sakınmaz mısınız?) Dedi. Kavminden ileri gelen inkarcıları dediler ki: Biz seni bir beyinsizlik içinde görüyoruz. Ve biz seni yalancılardan sanıyoruz. ‘Ey Kavmim! Bende beyinsizlik yok, ben alemlerin Rabbı tarafından gönderilmiş bir elçiyim dedi. Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyuruyorum ve ben sizin için güvenilir bir nasihat ediciyim. ’ Sizi uyarması için içinizden bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikir gelmesine şaştınız mı? Düşünün ki (Allah) sizi, Nuh kavminden sonra, onların yerine halifeler yaptı. Ve yaratılışta sizi onlardan üstün kıldı. Allahın nimetlerini hatırlayın ki kurtuluşa eresiniz. Dediler ki: ‘sen bize tek Allah’a kulluk edelim ve atalarımızın taptıklarını bırakalım diye mi geldin? Eğer doğrulardan isen bizi tehdidi ettiğin (o azab)ı getir. ’(Hud) dedi ki: ‘Artık size Rabbinizden bir azab ve gazab inmiştir. Allahın kendileri için hiçbir delil indirmediği (ve hiç bir güç vermediği) sadece sizin ve atalarınızın taptığı kuru isimler hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Bekleyin öyleyse, bende sizinle beraber bekleyenlerdenim. ”(A’raf/64-74)
Bi’setin, egemen sınıflara karşı mazlum ve mustaz’af kitleleri savunmak için toplumda yapılan köklü, temel bir değişim ve inkilaptan ibaret olduğunu gördük. Bu ise, nübüvvetin en önemli konularından olan çatışmalar ve cepheleşmeler meselesini ele almamızı gerektirdi.
Şurası açıktır ki; sınıfsal imtiyazlara karşı, ortaya çıkan bütün kıyamlar, hiçbir zaman ve hiçbir yerde kolay olmamıştır. Bu mücadelede hakkı elinden alınmış mahrum tabakalarla, topluma egemen, varlıklı tabakayı temsil eden taraflar cepheleşmişlerdir. Bu cepheleşmeler, bir dizi çatışmaların ortaya çıkmasına sebep olmuşlardır.
Bu cepheleşmeler ve çatışmalar incelendiğinde, nübüvvet ile ilgili konular çoğalır. Burada bu konulardan sadece bir kısmına değineceğiz.
Muhalif Gruplar: Peygamberlerin karşısında yeralan grupları tanımak için Kuranı Kerime dönelim. Kuran, bu gruplardan genel olarak bahsettiği gibi, bazı yerlerde isimleri ile de zikretmektedir. Bir yerde üç sınıfı temsil eden Firavun (hakim tabaka), Haman(nüfuzlu kişiler) ve Karun(servetliler)’den sözederken, başka bir yerde de bu üç sınıfa, ruhban ve ahbarı(sapık din adamlarını)da ekleyerek dört muhalif gruptan bahsetmektedir. Kuranı Kerim, peygamberlere karşı savaşanlar arasında bu dört grup-tağut, mele, müfrit, ahbar ve ruhban- üzerine durmuştur. Bu konuyla ilgili olarak Kuran'da yeralan bir çok ayetten yalnız birkaçını zikrediyoruz.
“Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman yaptık. (Bunlar) aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldadılar. Rabbin dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları uydukları şeylerle başbaşa bırak. Ahirete inanamayanların kalpleri o(yaldızlı sözleri)ne kansın, ondan hoşlansınlar ve işledikleri suçları onlar da işlesinler diye öyle yaparlar. ” Enam/112-113)
“Andolsu biz Musa’yı ayetlerimizle ve apaçık delillerle, Firavun, Haman ve Karun’a gönderdik. Dediler ki, (bu) yalancı bir büyücüdür. (Musa) onlara katımızdan hakkı getirince; onunla beraber inananların oğullarını öldürün kadınlarını sağ bırakın!’ dediler. Fakat kafirlerin tuzağı hep boşa çıkar. ” (Mümin/23-25)
“Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın varlıkla şımarmış kimseleri; “biz, sizin gönderildiğiniz şeyi inkar ediyoruz" dediler. Ve dediler ki, ‘biz malca ve evlatça daha çoğuz, biz azaba uğratılacak değiliz. ”(Sebe/34-35)
“Ey inananlar, yahudi bilginlerin ve rahiplerin birçoğu, insanların mallarını haksızlıkla yerler ve (insanları) Allah yolundan çevirirler. Altın ve gümüş yığıp da onları Allah yolunda sarfetmeyenler var ya, işte onlara acı bir azabı müjdele. ” Tevbe/34)
Nübüvvetin Sonu
Peygamberlerin davet ettiği yol, insanların fıtri ve tabii yaratılışlarına uygundur. Halkın o yolda hareket etmesi, tabii yollarıyla çelişmediği için azami sür’at ve kolaylıkla gerçekleşebilir. Oysa ki, tağuti düzenler, insanları bu tabii yoldan çıkarıp yaratılışına ters düşen bir yolda yürütmeğe çalıştığı için yıkılmaya mahkumdurlar. İşte bu temele dayanarak peygamberlerin çabalarının sonucunu kestirmek mümkündür.
Dar ve sathi görüşlerin aksine, peygamberlerin çaba ve hareketleri başarısız kalmış hareketler değildir. “Batıl”, tarih boyunca insanlık üzerine egemenlik kuramamıştır. Tarihin akşına peygamberler yön vermiştir. Bundan sonra da bu çizgi devam edecektir. Bu gerçek yolun habercileri, insanlık tarihinin her merhalesinde insanlığı ileriye, yani onun yaratılış olan gayesi yüceliğe ve kemale doğru götürmüş, bu yolda her türlü meşakkat ve eziyetlere katlanarak mücadele etmiş ve bu hidayet meş’alelerini Allah’ın emriyle bir sonrakine intikal ettirerek muhafa etmişlerdir. Günümüz insanı da her zamankinden daha fazla kendisini hidayet olmaya muhtaç görmektedir.
Bu tabii akım, insanlığın tekamülü yolundan bütün engelleri kaldırılarak, evrensel ilahi nizamın kurulacağı ve insanların doğru yolda ilerlemelerinin sağlanacağı güne ulaşıncaya kadar böylece sürüp gidecektir. Peygamberliğin izlediği yolun neticesi budur işte. . .
Önemli bir nokta da şu ki; her merhalede engeller olup, başarı iki faktöre bağlıdır: İman ve sabır. Bu akım içerisinde eğer başarısızlık görülmüşse, mutlaka bu faktörlerden uzaklaşmaktan ve zaferler de bu iki faktöre bağlılıktan kaynaklanmıştır. Allah’ın değişmez kanunlarını (sünnetlerini) haber veren ümit verici ayetlerden bir kısmını aşağıda aktarıyoruz:
“. . . De ki: ‘ Her şeyin yaratanı Allah’tır. ’O, tektir kahreden(herşeye üstün gelen)dir. Gökten bir su indirdi de dereler kendi ölçüsünce ( o su ile) çağlayıp aktı. Sel, üste çıkan köpüğe yüklen (ip götür)dü. Süs, yahut eşya yapmak için ateşte yak(ip erit)tikleri madenlerde de bunun gibi köpük(posa) vardır. Allah, hakk ile batılı böyle bir benzetme ile anlatır. Köpük yok olup gider. İnsanlara yararlı olan ise yeryüzünde kalır. İşte Allah (kapalı meseleleleri anlatmak için) böyle misaller verir. Rablerinin çağrısına uyanlara, en güzel karşılık vardır. O’na uymayanlar ise, yeryüzünde bulunan her şey ve bunun bir misli daha kendilerinin olsa(Allah’ın azabından kurtulmak için) onu fidye verirlerdi. Hesabın en kötüsü onlarındır. Varacakları yerde cehennemdir, ne kötü bir yerdir. ”(Ra’d/16-18)
“ Biz gönderilen peygamber kullarımıza söz vermişizdir. Mutlaka onlara yardım edilecektir. Ve galib gelecek olanlar mutlaka bizim ordumuzdur. Bir süreye kadar onlardan yüz çevir (onların sözlerine aldırış etme). Ve (azab indiği zaman) onlar(ın halini) gör. Onlar da yakında azabı göreceklerdir. Azabımızın acele gelmesini mi istiyorlar? Fakat azabımız yurtlarına gelip çökünce, uyarıldıkları halde yola gelmeyenlerin sabahı ne kötüdür! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir. Inecek azabı gözetle, onlarda göreceklerdir. Kudret ve şeref sahibi rabbin onların taktıkları sıfatlardan (münezzehtir) yücedir. ” (Saffat/171-180)
Nübüvvetlerin sonucu hakkında sözün kısası şudur: Tarihin hangi döneminde olursa olsun peygamberlerle birlikte onlara inananların tam bir iman ve sabırla yürüttükleri dava tamamen zafere ulaşmış olup, cahiliyet nizamı yıkılarak, ilahi nizam hakim kılınmıştır.
Bütün peygamberler, hatta bazı dönemlerde zahiren yenilgiye uğrayanlar bile, insanların düşünce ufuklarını genişletmek ve onların ruhlarını etkileyerek daha ileri bir merhaleye ulaşmalarını sağlamak için, kendi hedefleri olan noktaya varmakta muvaffak olmuşlardır.
Kuranı Kerim; Hz. Muhammed (S)’den ve müslümanları peygamberlerin yolunda ilerlemeye teşvik ederken diğer peygamberlerin hayatlarından bahsedip bu gerçeği açıkça beyan etmektedir:
“Elbette biz elçilerimize ve inananlara hem dünya hayatında, hem de şahitlerin (şahidliğe) duracakları günde yardım ederiz. O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Onlar için lanet ve yurtların en kötüsü vardır. Gerçekten biz Musa’ya hidayet verdik ve İsrailoğullarına o kitabı miras kıldık. (O), akl-i selim sahiplerine, yol gösterici bir öğüttür. (Ey Muhammed) sen sabret, Allahın (yardım ve zaferi) vaadi mutlaka gelecektir. Günahına da istiğfar et ve akşam, sabah rabbini hamd ile tesbih et(O’nun şanının yüceliğini an). (Mümin/51-55)
Enbiya suresi peygamberlerin zaferlerini ve kafirlerin yenilgisini terennüm eden en iyi bir misaldir.
“(Halkı) zalim olan nice şehri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka bir topluluk getirdik. (Zalimler)azabımızı hissttikleri zaman, oradan büyük bir hızla uzaklaşıp kaçıyorlardı. (Boşuna) kaçmayın (bol bol verilip) içinde şımartıldığınız (nimetler)e ve yurtlarınıza dönün. Çünkü sorguya çekileceksiniz. ” (Enbiya/11-13)
“Biz dedik ki: ‘Ey ateş İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol! Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat biz onları daha çok kayba uğrayanlar kıldık. Onu ve Lut’u kurtarıp alemlere bereketli kıldığımız bir yere getirdik. Ona İshak’ı hediye ettik, üstelik(torunu) Yakub’u da (verdik). Hepsini de salih (insanlar) yaptık. Onları emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden (İnsan)lardır. ”(Enbiya/69-73)
ABNA24.COM