51- Şeyh Saduk İlelu'ş-Şerai kitabında Emir’ül-Müminin’in şöyle buyurduğunu rivayet eder: Resulullah (s.a.a) iyiliklerinin kadir kıymeti bilinmeyen insanlardan idi. Hazret devamlı Kureyş’e, aceme, araba iyilik ederdi. Acaba Resulullah (s.a.a)’den millete daha çok iyilik yapan birini bulmak mümkün mü? Biz Ehl-i Beyti’nde iyiliklerinin kadir kıymeti bilinmedi. Aynı şekilde seçkin müminlerin iyiliklerinin de kadir ve kıymeti bilinmez.[69]
52- Deylemi İrşadu'l-Kulup kitabında rivayet eder: Resulullah (s.a.a) kendi elbisesini kendisi yamardı. Ayakkabılarını dikerdi. Koyunlarını sağardı. Köleleri ile yemek yerdi. Yere otururdu. Eşeğe binerdi. Başkasını da terkine alırdı. Bundan da hiç utanmazdı. İhtiyaçlarını pazardan kendisi gidip alıp taşırdı. Fakir ve zengin ile bir şekilde görüşürdü. Karşıdaki elini çekmeyinceye kadar elini çekmezdi. Zengin olsun fakir olsun, küçük olsun büyük olsun kimi görse selam verirdi. Yemeğe davet edildiği zaman çürük hurma dahi olsa küçümsemezdi. Masraf ve harcamaları az ama büyük bir ruha sahip idi. Muâşereti çok hoş ve kendisi güler yüzlü idi. Her zaman çehresinde bir tebessüm vardı. Yüzünü ekşitmeden ve zillet altına girmeden hüzünlü olduğu anlaşılırdı. Aşırıya kaçmadan her zaman mütevazı idi, cömert bir insandı, nazik bir kalbi vardı ve bütün Müslümanlara karşı şefkatli idi, hiçbir zaman tokluğundan dolayı geğirmedi. Hiçbir şeye tamahından dolayı el uzatmadı.[70]
53- Tabersi Mekarimu'l-Ahlak kitabında şöyle naklediyor: Resulullah (s.a.a) aynaya bakar saçını düzeltip tarardı. Bazen de bu işi suyun karşısında yapardı, kendi ailesi için süslendiği gibi ashabı içinde süslenir şöyle buyururdu: "Allah kardeşleri ile görüşmek için evden çıkacak kulun hazırlanıp süslenmesini sever."[71]
54- Ş. Saduk İmam Sadık (a.s)’tan Resulullah (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu nakleder: "Beş şeyi ömrümün sonuna kadar yapacağım, yerde oturup köleler ile yemek yemeği, palansız eşeğe binmeği, "keçiyi" kendi ellerimle sağmağı, yünlü elbise giymeği, çocuklara selam vermeği, böylelikle bunların benden sonra sünnet olarak kalmasını istiyorum.[72
Müellif: Saduk bu hadisi Mecalis kitabında da getirmiştir.
55- Kutb-u Ravendi Lubbu'l-Lebab kitabında Resulullah (s.a.a)’in büyük küçük herkese selam verdiğini rivayet eder.[73]
56- Ş. Saduk el-Fakih kitabında Emirü'l Müminin (a.s)’dan şöyle rivayet eder: Ben-î Said’den birine sana kendim ve Fatıma (a.s) hakkında bir hadis nakledeyim mi? dedi … sonra şöyle buyurdu: Bir sabah Resulullah (s.a.a) bizim evin kapısına kadar geldi, biz henüz yatakta idik, Esselam-u Aleykum dedi, yatakta olduğumuzdan dolayı utanıp cevap vermedik, yine Esselam-u Aleykum dedi, yine cevap vermeye utandık, üçüncü defa da Esselam-ü Aleykum dedi, biz cevap vermediğimiz takdirde hazretin dönüp gideceğinden korktuk. Zira hazretin adeti her zaman üç defa selam verip cevap verildiğinde eve girip verilmediği takdirde dönüp gitmesi idi. Bunun için bizde Aleykum Selam Ey Resulullah, buyurun dedik, hazret içeri girdiler…[74]
57- Kuleyni el-Kâfî kitabında İmam Sadık (a.s)’tan şöyle rivayet ediyor: Resulullah (s.a.a) kadınlara selam verirdi. Onlarda selamının karşılığını verirlerdi, Emirü'l Müminin (a.s)’da kadınlara selam verirdi. Ama genç bayanlara selam vermekten kaçınırdı ve onların sesinin kalbimde eser etmesinden ve bu işin zararının mükafatından daha fazla olmasından korkarım. Diye buyururlardı.[75]
Müellif: Bu rivayeti Ş. Saduk senetsiz olarak zikretmiştir. Aynı şekilde Tabersi’nin torunu Mişkat kitabında, Mehasin kitabından nakleder.
58- Kuleyni el-Kâfî kitabında hazreti Abdul Azim (r.a)’den senetsiz olarak zikreder: Resulullah (s.a.a)’in üç çeşit oturma şekli vardı; "Gerfesa"; Ayak baldırlarını kaldırıp ellerini önden birleştirirdi. Bazen de iki diz üstü otururdu. Bazen de bir ayağını kalçasının altına bırakıp diğer ayağını da onun üzerine uzatırdı. Hiçbir zaman tekebbürlü insanlar gibi bağdaş kurarak oturmazdı.[76]
59- Mekarim kitabında Ali (a.s)’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: Hiçbir zaman Resulullah (s.a.a)’in görüştüğü kimsenin elini çekmeden önce elini çektiği görülmedi. Hiçbir zaman birisinin ihtiyacını gidermede yardımda bulunduğu zaman karşıdaki vazgeçmeden hazretin vazgeçip yarıda bıraktığı görülmedi, birisi hazretle sohbete başladığı zaman karşıdakinden önce susup sohbeti bitirdiği görülmedi, hiç kimsenin karşısında ayağını uzatmadı. İki zor iş arasında kaldığında en zor olanı seçti. İlahi hudutlar çiğnenmediği takdirde hazrete (şahsi) zülüm edildiğinde intikam peşinde olmadı. İlahi hudutlar çiğnendiğinde öfkelenirdi ve bu öfkesi de Allah için idi, yaşadığı sürece hiçbir zaman yaslanarak yemek yemedi.[77]
Hazretten bir şey istendiği takdirde "hayır" dediği görülmedi, hiç kimsenin isteğini reddetmezdi. Elinden geldiği kadarıyla ihtiyacını gidermeye çalışırdı. Bunu da yapamasaydı şirin dille onu razı ederdi. Namazı en güzel[78] şekilde kıldığı gibi bütün namazlardan hafif idi. Hutbeleri bütün hutbelerden kısa idi. Boş konuşmaktan kaçınırdı. İnsanlar hazreti güzel kokusu ile tanırlardı. İnsanlar ile bir sofranın başına oturduklarında herkesten önce yemeğe başlayıp en son yemeğin başından çekilen kimse idi. Kendi önünden yemek yerdi.[79] Sadece taze hurma olduğu zaman başka taraflara da el uzatırdı.
İçecekleri üç nefeste yutmadan,[80] emerek içerdi, sağ elini yemek, içmek, almak ve vermek için kullanırdı. Sağ eli dışında bir şey verip almazdı, sol elini başka işler için kullanırdı. Bütün işlerinde; elbise, ayakkabı giyerken, saçları tararken. "teyamun'u" severdi (bütün işlerde sağı kullanmak, sağ ile başlamak...), Birisini seslediği zaman üç defa çağırırdı. Kelamında tekrar olmazdı. İzin aldığı zaman üç defa tekrar ederdi. Kelamı apaçık idi. Öyle ki her dinleyen anlardı. Konuştuğu zaman dişlerinin beyazlığı ışıldardı. Ön dişleri çok cazip bir şekilde birbirinden ayrı ama fasılalı değildi.
Kısa bakışları vardı. Kimsenin üzerine hayretle bakmazdı. Hiç kimse ile hoşlanmadığı şey hakkında sohbet etmezdi. Yolda yürürken yokuş aşağı iner gibi adımlarını atardı. Şöyle buyururdu: "İçinizde en hayırlınız en güzel ahlaklı olanınızdır." Hiçbir yiyeceği küçümsemediği gibi de övmezdi, ashabı hazretin huzurunda tartışıp kavga etmezlerdi. Kimlere hazretin huzuruna ulaşmak nasip olmuşsa; "Biz hazret (s.a.a) gibi ne geçmişte birisini gördük. Nede gelecekte göreceğiz" demişlerdir.[81]
60- Kuleyni el-Kâfi kitabında İmam Sadık (a.s)’tan rivayet eder : Resulullah (s.a.a) ashabı arasında bakışlarını eşit şekilde dağıtır, herkese eşit şekilde bakardı. Hiçbir zaman ayaklarını ashabı içinde uzatmazdı. Birisi hazretle görüştüğü zaman karşıdaki elini çekmeyene kadar hazret çekmezdi. Halk bunu bildikleri için görüştükleri zaman hemen ellerini hazretten önce çekerlerdi.[82]
Müellif: Kuleyni bu rivayeti iki şekilde rivayet etmiştir: onlardan birisinde ise şöyle gelmiştir: "Resulullah (s.a.a) hiçbir dilenciyi geri çevirmezdi. Bir şeyi olsa ona verirdi olmazsa Allah ulaştırsın." buyururdu.
61- Ayyâşi tefsirinde İmam Sadık (a.s)’dan Resulullah (s.a.a)’in Şemâili hakkındaki bir hadis-i şerifte şöyle buyurduğunu nakleder: "Hazret birisi ile birlikte oturduğu zaman hiçbir zaman onun yanında elbisesini ve ziynetini üzerinden çıkarmazdı."[83]
62- Mekarim’de Resulullah (s.a.a)’in konuştukları zaman tebessüm ettiği nakledilmiştir.[84]
63- Yine Mekarim kitabında Yunus Şeybani İmam Sadık (a.s)’ın kendisine şöyle buyurduğunu nakleder:" Birbiriniz ile şaka yapar mısınız? Az şaka yaparız dedim. Niçin birbiriniz ile şaka yapmıyorsunuz? Şaka ile din kardeşinizi mesrur edebilirsiniz. Zira Resulullah (s.a.a) millet ile şaka yapardı ve niyeti onları sevindirmek mesrur etmek idi."[85]
64- Ahlak kitabında Ebul Kasım İmam Sadık (a.s)’tan nakleder ki hazret şöyle buyurdular: "Hiçbir mümin yoktur ki şakadan bir kazancı olmamış olsun, Resulullah (s.a.a) şaka yapardı ve hak dışında bir şey söylemezdi."[86]
65- el-Kâfî’de Muammer b. Hilad’dan rivayet edilmiştir: Hazreti İmam Rıza (a.s)’tan sordum ki; kurban olduğum bazen bir topluluk kendi aralarında söz gelişi şaka yapıp gülüyorlar! Dedim, İmam (a.s) "Sakıncası yok eğer olmazsa" buyurdu, râvi "Ben hazretin küfür ve çirkin sözler olmamasını kastettiğini zannettim" diyor, sonra hazret buyurdular ki: "Bir arap Resulul-lah (s.a.a)’in huzuruna gelip hediye getiriyordu. Orada da hediyenin parasını ver diyordu, Resulullah (s.a.a) ise gülüyordu. Resulullah (s.a.a) hüzünlendiği zaman o arap nerede keşke burada olsaydı, buyururlardı.[87]
Müellif: Bu manada hadis gerçekten haddinden fazladır.
66- el-Kâfî'de İmam Sadık (a.s)’dan Resulullah (s.a.a)’in genellikle kıbleye doğru oturduğu rivayet edilmiştir.[88]
67- Mekarim'de şöyle gelmiştir: "Dua okuması veya isim bırakması için[89] bazen küçük çocuğu Peygamber-i Ekrem’in huzuruna getirirlerdi. Hazret çocuk sahiplerine ihtiram için çocuğu kucağına alırdı. Bazen çocuk Peygamber (s.a.a)’in üzerine idrar ederdi. Olayı görenler çocuğa kızarlardı, Nebi Ekrem buyururlardı ki: "Hiddet ile çocuğun idrar yapmasına engel olmayın. Çocuğu rahat bırakın idrarını yapsın. Dua ve isim bırakma işi bittikten sonra çocuk sahipleri sevinçli bir şekilde çocuklarını alıp giderlerdi, Peygamber (s.a.a)’in incimiş ve öfkelenmiş olduğunu hissetmezlerdi. Onlar gittikten sonra hazret elbisesini temizlerdi.[90]
68- Yine aynı kitapta Resulullah (s.a.a) bir şeye binmiş olduğu zaman kimsenin yanında yaya-yürüyerek gelmesine izin vermezdi. Onu da terkine alırdı. Şahıs kabul etmeseydi. Öyley-se benden önce git ve filan yerde beni bekle." diye buyururdu.[91]
69- Ahlak kitabında Ebul Kasım Kufi’den şöyle nakledilmiştir: "Resulullah (s.a.a)’in kimseden intikam almadığı, eziyet edenleri bağışlayıp kendi hakkından geçtiği çeşitli kitap ve hadislerde nakledilmiştir.[92]
70- Mekarim kitabında nakledilmiştir: Birisi hazretin huzuruna gelip otursaydı, hazret şahıs kalkıp gitmeden meclisi terk etmezdi.[93]
71- Yine Mekarim kitabında nakledilmiştir: Resulullah (s.a.a) üç gün arka arkaya ashabından birini görmeseydi, onu sorup soruştururdu. Yolculukta olsaydı onun için dua ederdi. Eğer evinde olsaydı yanına, hasta olsaydı, ziyaretine giderdi.[94]
72- Yine aynı kitapta Enes b. Malik’ten nakledilmiştir: "Dokuz yıl Resulullah (s.a.a)’e hizmet ettim ve bu süre içinde bana niçin filan işi yapmadın? dediğini hatırlamıyorum. Hiç bir zaman işlerimde beni kınayıp eleştirmedi."[95]
74- Yine aynı kitapta Gazali’den şöyle nakledilmiştir: "Resulullah (s.a.a)’i ashabından birisi veya yabancı birisi seslediği zaman hazret "Lebbeyk" diye cevap verirdi."[96]
75- Yine aynı kitapta nakledilmiştir: "Hazret ashabına ihtiram ve kalplerini kazanmak için onları künyeleri ile çağırırdı. Künyesi olmayanlara kendisi künye takardı ve millette onları bu yeni künyeleri ile çağırırlardı. Hatta çocuğu olan ve olmayan kadınlara künye takardı.[97] Böylelikle herkesin sevgisini kazanırdı."[98]
76- Yine aynı kitapta nakledilmiştir: "Birisi hazretin huzuruna geldiği zaman minderini ona verirdi. Kabul etmeseydi ısrar ederdi."[99]
77- Yine aynı kitapta Resulullah (s.a.a)’in Ramazan ayında sert, hızlı rüzgar gibi elinde neyi varsa infak ettiği nakledilmiştir.[100]
78- el-Kâfî’de Ecelan’ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: "İmam Sadık (a.s)’ın huzurundaydım bir dilenci geldi, içinde hurma olan sepete elini daldırarak bir avuç dolusu hurma verdi, biraz sonra ikinci dilenci geldi. Hazret kalkıp ona da aynı şekilde hurma verdi. Aynı şekilde üçüncü dilenci geldi yine ona da bir avuç dolusu hurma verdi. Dördüncü defa yine başka bir dilenci geldi. Bu sefer ona "Allah bize ve size rızk versin" diye buyurdu. Sonra bana dönerek şöyle buyurdu: "Resulullah (s.a.a) kim bir şey isteseydi ona bağışta bulunurdu. Bir gün bir kadın çocuğunu hazretin huzuruna gönderdi ve ona Resulullah (s.a.a)’in huzuruna git ve bir şey iste eğer bizim elimizde şu an bir şey yok diye buyurursa kendi gömleğini vermesini söyle, dedi. Re-sulullah (s.a.a) kendi gömleğini çıkarıp çocuğun önüne attı, Allah-u Taâlâ Resulullah (s.a.a)’e mutedil-orta yollu olmasını emretti, şu ayet nazil oldu: "Elini boynuna bağlama (cimri olma) onu büsbütün de açıp saçma (israf etme). Sonra kınanmış pişman olmuş bir halde eli boş açıkta kalırsın."[101]
79- Yine aynı kitapta Resulullah (s.a.a)’in hediye yi kabul edip yediğini fakat sadaka verildiği zaman reddedip yemediği nakledilmiştir.[102]
80- el-Kâfî’de Musa b. Bezi’den rivayet edilmiştir, İmam Rıza (a.s)’a şöyle arz ettim: "Kurban olduğum bize gelen haberlere göre Resulullah (s.a.a)’in bir yere gittiğinde döndüğü zaman aynı yoldan dönmediğini söylüyorlar. Bu doğrumudur? İmam evet doğrudur buyurdular. Ben de bir çok zaman böyle yapıyorum. Sizde aynısını yapın, sonra bu iş rızka insanı daha çabuk ulaştırır buyurdular.[103]
81- Seyyid b. Tavus İkbal kitabında İmam Sadık (a.s)’dan rivayet eder: "Resulullah (s.a.a) güneş doğduktan sonra evden çıkardı."[104]
82- Kuleyni el-Kâfî kitabında İmam Sadık (a.s)’tan şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Resulullah (s.a.a) bir meclise girdiği zaman kendisine en yakın yere otururdu."
Müellif: Bu hadisi Tabersinin torunu Mişkat kitabında Mehasin ve diğerlerinde nakletmiştir.[105]
83- Gevaliu'l-Leali kitabında nakledilmiştir: "Resulullah (s.a.a) birisinin kendisi için ayağa kalkmasından hoşlanmazdı. Bundan dolayı millet hazret geldiğinde ayağına kalkmazlardı. Ama hazret kalkıp gideceği zaman herkes hazret ile birlikte ayağa kalkıp evinin kapısına kadar uğurlarlardı."[106]
84- el-Kâfî’de İshak b. Ammar’dan rivayet edilmiştir: Resu-lullah savaş etmek istediği zaman kendi hanımları ile meşveret edip, onların görüşlerinin tersine amel ederdi.[107]
85- Menakib kitabında nakledilmiştir: Peygamber (s.a.a) Ümm-ü Seleme’nin otağında "Geylule" uykusuna daldığı zaman, Ümm-ü Seleme hazretin terini toplayıp esansın içine katardı.[108]
Müellif: Bu rivayet başka kitaplarda da gelmiştir.
ABNA. İR
[69]- el-İlel, c.2, s.247
[70]- el-İrşad, Bab.32, s.155, Beyrut, Elemi,
[71]- Mekarimu'l-Ahlak, c.1, s.34
[72]- İlelu'ş-Şerai, c.1, s.124; Uyun c.2, s.81, Hisâl Bab-ı Hamis (beşinci bab), Mecalis-is Saduk, s.72; Mekarim, c.1, s.131; Mecmuatu'l-Veram, c.3, s.156
[73]- el-Müstedrek, c.2, s.69
[74]- s.88, el-İlel, c.2, s.55; el-Müstedrek, c.2, s.69
[75]- c.2, s.64, ve c.5, s.535; el-Fakih, s.433; el-Müstedrek, c.2, s.70 ve 558
[76]- c.2, s.661; el-Mekarim, c.1, s.25; el-Müstedrek, c.2, s.75
[77]- el-Mekarim, c.1, s.23
[78]- Feyzü'l-Kadir, c.5, s.85
[79]- Feyzü'l-Kadir, c.5, s.233
[80]- Feyzü'l-Kadir, c.5, s.145
[81]- c.1, s.22
[82]- el-Kâfî, c.2, s.671; Mecmau'l-Beyan, c.8, s.164; el-Maani ve el-Mekarim kitaplarında buna yakın hadislerde zikredilmiştir, ayrıca el-Müstedrek, c.1, s.538 ve c.2, s.81 müracaat ediniz
[83]- el-Ayyâşi c.1, s.203
[84]- el-Mekarim, c.1, s.20, Çap, 6.1972, Müessese-i Elemi, Beyrut-Lübnan
[85]- c.1, s.21; el-Kâfî, c.2, s.663
[86]- el-Müstedrek, c.2, s.76; Keşfu'l-Gumme, c.1, s.9 ve s.20; el-Menakib ve Evarifu'l-Maarif, s.256
[87]- el-Kâfî, c.2, s.663; el-Menakib, c.1, s.101 ve el-Bihar’a müracaat ediniz.
[88]- el-Kâfî, c.2, s.661, bu manada hadis el-Mekarim, c.1, s.25; el-Müstedrek’te el-Mişkat’tan rivayet edilmiştir.
[89]- Feyzü'l-Kadir, c.5, s. 76
[90]- el-Mekarim, c.1, s.25; Buhari, c.8, s.10
[91]- el-Mekarim, c.1, s.23
[92]- el-Müstedrek, c.2, s.87; buna yakın bir hadiste el-İhya, c.2, s.361 kitabında gelmiştir.
[93]- el-Mekarim, c.1, s.15
[94]- el-Mekarim,c.1, s.18; Feyzü'l-Kadir, c.5, s.152
[95]- el-Mekarim, c.1, s.16; İbni Firas Mecmuasında rivayet etmiştir, Evarifu'l-Maarif kitabında da on yıl olarak gelmiştir.
[96]- el-İhya, c.2, S381; Macmeu'z-Zavaid, c.9, s. 20
[97]- el-Hakim, c.4, s.63
[98]- el-İhya, c.2, s. 366; Teyalisi Müsned'inde, s.270, Rakam. 2088; Buhari, c.8, s. 37 ve 55
[99]- el-İhya, c.2, s.366
[100]- el-İhya, c.2, s.379, ve Beyrut, Daru'l- Marifet, s.366; Buhari, c.4, s.229; Müslim, c.7, s.73
[101]- c.4, s.55-56; Tefsir-i Ayyâşi, c.2, s.289 buna benzer bir hadiste Tuhefu'l-Ukul, s.351’de gelmiştir. Ayet; İsra, 29
[102]- el-Kâfî, c.5, s.143; İkmalu'd-Din, c.1, s.165 Salman'dan rivayet eder; el-Hisâl, Emâli, Tefsir-i Ayyâşi, Beşaretu'l-Mustafa, Daaim kitaplarında farklı senetler ile nakledilmiştir. el-Müstedrek, c.1, s.524 kitabına da müracaat ediniz. Feyzü'l-Kadir, c.5, s.195
[103]- el-Kâfî, c.5, s.314 ve c.4, s.147 ve c.4, s.248; İkbal, s.503
[104]- el-İkbal, s.499
[105]- el-Kâfî, c.2, s.662; el-Mekarim, c.1, s.25; el-Mişkat; el-Müstedrek, c.2, s.75’e müracaat ediniz.
[106]- el-Müstedrek, c.2, s.113; el-Mekarim, c.1, s.14; Tirmizi Sünen'inde, c.10, s.212
[107]- c.5, s.518; el-Mekarim, c.1, s.264; el-Fakih, s.432
[108]- Gevaliu'l-Leali, c.1, s.124