Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Suriye meselesinin ardında Büyük şeytan’ın ve avanesinin olduğunu, bu yolla yıllardır dişle tırnakla kazanılan nice başarıların köküne kibrit suyu dökülmek istendiğini, Suriye’deki hareketlerin yapay ve basın gücü ile şişirilerek servis edildiğini, Suriye muhalefetinin öyle çok da halka dayanmadığını, ellerine tutuşturulan silahlarla malum odaklara hizmet ettiklerini söyleyen içinde İran ve Hizbullah’ın da olduğu grup ise, böylece mezhepçilik fitnesinin yeniden hortlatıldığını, Büyük Şeytan’ın, ne yazık ki, yıllardır kendi yapamadığını şimdi “İslamcılar” eliyle kotarmak istediğini ve buna alet olanların yıllardır içlerinde bastırdıkları kimi duygularının artık deşifre olduğunu söylüyorlar…
Zaman elbette bir çok gerçeği ayan beyan ortaya çıkaracaktır…
Yıllar önce İslam İnkılâbını boğmak için Irak’ı İran’a saldırtanlar, 8 yıl boyunca İran’a bu vesile ile her yönden vurdular… Toprakları işgal edilen, halkı acımasızca katledilen İran, basın yoluyla yıllar yılı “Müslüman kanı dökmekle” suçlandı… Kendisine karşı “kimyasal silah” kullanıldığını, onca tıbbi rapor, resim, kimyasal silahla şehid olmuş, yaralanmış insan olmasına rağmen kabul ettirememişti… Artık İran’ın ne İsrail ile işbirliği ettiği kalmıştı, ne ABD ile gizli pazarlıkları… Kalem düşman elinde idi ve sözünü de dinletiyordu nasıl olsa… Ama ne zamanki savaş bitti ve artık Saddam’ın tasfiye zamanı geldi, İran’ın o dönemdeki feryatları birer birer itiraf edilmeye başlandı… Evet, Saddam İran’a saldırmıştı, evet, kimyasal silah kullanmıştı, evet, hem de sayısız savaş suçu işlemişti… Ama bu itiraflar neye yarardı ki? Ama o zaman İran’ı vurmaya yarayan bu silahlar, şimdi Saddam’ın tasfiyesi için “gerekçe” oluşturuyordu… Ve Saddam, o kadar hizmet ettiği efendilerinin pençeleri ile tarihin çöplüğüne atılıyordu…
Saddam için, o Arap deyişi aynen gerçek olmuştu: Men Dakka Dukka… Yani “Eden bulur…”
1982’de Suriye’nin Hama şehrinde, büyük bir katliam olmuştu… Kimse o katliamın nedenlerini araştırmadı… Evet, zalim zalimliğini yapmıştı, ama olayın fitilini ateşleyen ve Hama şehrini zamansız, hazırlıksız rejimin pençelerine teslim eden ve bunu da “kirli ellerin yönlendirmesiyle” yapanlar sorgulanmamıştı… Olaydan sonra isyanı destekleyen liderlerden Said Havva’nın, Saddam Hüseyin’i ve Irak Baas partisini öve öve bitirememesi, Saddam’ın “İslam’ın geleceği için büyük bir ümit” olduğunu söylemesi nedense göz ardı edilmiş, Hama olayını kotaran ellerin Saddam’ın Irak’ı ve Suudi Arabistan olduğu ortaya çıkmış, ama çok da dile getirilmemişti… Neden Hama katliamı yaşanmıştı, isyan için şartlar yeterli miydi?... Bunları sorgulamayanlar, en kolay yola başvuruyor ve o günlerde dünyadan tecrit edilerek, tıpkı Resulullah ve ashabının “Ebu Talip Mahallesine” hapsedilmesi gibi ambargolarla hapsedilmek istenen İslami İran’ın çıkış kapısını kapatmak demek olan bu zamansız ve yersiz hareketin faturasını İran’a kesiyorlardı…
Şimdilerde İran için yine benzer senaryolar revaçta… Yine hedefe konmuş, yine “Sünni Müslümanlara” hedef gösteriliyor… O zaman Saddam’ın “Sünniliği” ile İran’ın Şiiliği” vurulmaya çalışılıyordu. Sünni Müslümanların gönlünden “Şii yayılmacılığı” tehlikesi ön plana çıkarılarak İran silinmeye çalışılıyordu, ama başarılı olunamamıştı… İslam İnkılabı dimdik ayakta idi… ve şimdi yine mezhebi argümanlarla vurulmaya çalışılıyor… Şimdiki saldırı daha profesyonel… O dönem Saddam gibi bir zalim diktatörün “Sünniliği” çok da etkili olamamıştı… Ama şimdi saldırı okları “İslamcı”ların elinde… Yıllar yılı bölgede ABD oyunlarına dikkat çeken ve bu cümleden olarak İran’ı arkalayan, Filistin davasını sahiplenen İslamcılar, şimdi “ılımlı İslam” adlı yeni versiyonun büyüsüne kapılmış, mezhebi duyguları kabarmış, “Ortadoğu’nun hakimi Osmanlı” rüyaları görmeye başlamışlar… Türkiye’de iktidarda olan bu yeni “Osmanlı” ruhu ile fetihlere çıkmaya hazırlanıyorlar… Bu arada yeni “Çaldıranlar” içinde baltalarını bilemeyi unutmuyorlar tabi… Ve o kadar gözleri dönmüş ki, kendileri için de oldukça saygın bir yere sahip Meşhur Sünni alim Ramazan el-Buti’nin, Suriyeli isyancılara karşı çağrılarını da duymaz olmuşlar…
“Çağdaş Osmanlı padişahı” Erdoğan ile seferlere hazırlanan bu akıncıların duyguları o kadar kabarık ki, daha dün “sıfır sorun” ilkesinin ilk başlangıç noktasına, Suriye’ye nasıl olup da vurmaya hazırlandıklarını sorgulayamıyorlar bile… Şimdi de “vezir-i azam” Arınç’ın sesi ile coşuyorlar… Ne diyor Arınç:
"Suriye'deki bu otokritik rejim, bu halkını öldürme noktasında gözünü kan bürümüş olan insanlar zalimlerdir. Türkiye bunun acısını hissediyor. Sözümün ikinci yarısını da hissetmeyen komşu ülkelerdeki birilerinin duyması içindir. Size de yazıklar olsun. Bu zulme destek olan bu zulmü görmezden gelen, bu zulüm ve haksızlıklara karşı ya etnik köken veya mezhepsel yaklaşımla oh ne iyi oldu diye sevinenler varsa onlara da yazıklar olsun."
Evet, hem Suriye’ye hem de “bu acıyı hissetmeyen komşu ülke” İran’a gözdağı idi bu… İyi de bu “zulme karşı çıkış” neden başka zulümler için de geçerli değil? Sayın Arınç’ın Bahreyn’deki, Yemen’deki zulümlerle ilgili çıkışını duyan var mı? Hatta tescilli zalim İsrail’in, hem de kendi vatandaşlarımızı şehit etmesi karşısında “kimse bizim İsrail’e savaş falan açmamızı istemesin” diye çıkışmamış mıydı? Şehitlerin kanını yok sayarcasına Okyanus ötesinden yankılanan “İsrail’den izin alınmalıydı” açıklamasına, yüz seksen derece dönerek “el-hak doğrudur” uysallığı da Arınç’a ait değil miydi?
Suudi Arabistan’ın Bahreyn’de yaptığı katliamlar karşısında sesi soluğu çıkmayan Arınç’ı bu kadar celallendiren şey nedir acaba? Arkasında ABD’nin gücünü mü hissediyor dersiniz?
Ya son Osmanlı sultanı Erdoğan’ın açıklamaları?... Ne demiş Başbakan? Şu habere bir göz atalım:
…Arapların bir sözü var 'Men dakka dukka'. Şimdi böyle bir süreci dünya yaşıyor. Ama ibret alana ne kadar güzel, ama ibret almayana bu süreç çok zarar verir. Etrafımızda olup bitenler bize bir şey ifade etmek durumunda." diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, Suriye'de yaşanan şiddet olaylarına da değinerek, şunları söyledi:
"Halkınızın üzerine kurşun yağdırarak kimi sevindiriyorsunuz? Evet, bunları söylemek, bu soruları sormak zorundayım. Bugüne kadar birçok şeyi acaba halledebilir miyiz söylenenler yerini bulur mu diye çok sabrettik. Artık burada da sabrın son anlarına geldik. Bunun için de bu süreç içinde salı günü Dışişleri Bakanımı Suriye'ye gönderiyorum. Kendileriyle gerekli olan görüşmeleri yapacaklar, mesajlarımız kendilerine kararlı bir şekilde iletilecek. Bundan sonraki süreç verilecek cevap ve uygulamaya göre şekillenecek ( 07.08.2011)
Bu açıklamadan anlaşılan, Dışişleri bakanının görüşmeleri sonunda “Suriye’ye müdahale” dahi gündeme gelebilir… Zaten baştan beridir planlanan şey de bu değil midir? Suriye’ye bir dış müdahale, ama öncülüğünü Türkiye’nin yaptığı bir dış müdahale… Böylece hem bu müdahalenin “meşruiyeti”, Ortadoğu halkları nezdinde sağlanmış olacak, hem İran-Hizbullah ekseni, Türkiye ile karşı karşıya getirilmiş olacak, hem de İran yeniden “yalnızlaştırılacak!”…
Hamas- El Fetih barışının ardından Davutoğlu’nun açıklamaları bir çok şey anlatıyordu… İsrail’in varlığını tanıyan, onunla “dost” bir Filistin devlet(çiğ)i temenni ediyordu sayın dışişleri bakanı:
Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Ortadoğu barış sürecinin, uzlaşmadan olumlu etkileneceğini ifade ederek, İsrail'e barış masasına dönme çağrısında bulundu.
İsrail yönetiminin yerleşimci politikasını gözden geçirmesini isteyen Davutoğlu, "Bundan önce İsrail, barış sürecinin tıkanmasına Filistin tarafında muhatap bulamama argümanını öne sürüyordu. Şu anda Filistin'de birlik var ve muhatap da var. Bu durumda İsrail'in muhatabı var, barış görüşmelerine dönebilir" diye konuştu.
Dışişleri Bakanı Davutoğlu ayrıca, Roma'da yapılacak Libya toplantısında Filistinli gruplar arasındaki gelişmeleri, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ve Avrupalı mevkidaşlarıyla paylaşacağını söyledi.
Ortadoğu’da istenen budur. İsrail’e dost, “ehlileştirilmiş” bir Filistin devletçiği… Tabi ona “devletçik” dahi denirse… Ehlileştirilmiş bir Hamas ve tasfiye edilmiş bir Hizbullah ile bu başarılamaz mı? Bu argümanın önündeki en büyük engel de İran’dır… İran’ın tasfiyesi için Suriye’nin düşmesi ve Türkiye’nin bu operasyonda aktif rol alması gerekir… Osmanlı hayalleri kuranlar, Büyük Ortadoğu Projesinin maşası olduklarını göremiyorlar demek ki…
Velfecr’de Nureddin Şirin’in BOP’u özetleyen nefis tespitleri var… Onu paylaşmak istiyorum:
-BOP’un amacı: bölgede Amerikan emperyalizmi ve siyonizm karşıtı tüm direnç odakları tasfiye etmek.
-BOP’un amacı: dünya istikbarı ve siyonist yapı karşısında, emperyalizmin ideolojik ve kültürel komplolarına karşı İslam ümmetinin bağımsızlığını, özgürlüğünü, birlik ve dayanışmasını, bunun için de işgallere, sömürge ve sulta politikalarına karşı direniş ve cihadı öngören İslami kimliği aradan kaldırıp yerine, emperyalist hegemonya ve bölgenin Amerikanlaştırılması planlarına itiraz etmeyen, aksine bu planlara payanda ve destek olan bir “ılımlı İslam” projesini hayata geçirmek.
-BOP’un amacı: İslam dünyasının kalbine bir kanser mikrobu olarak yerleştirilen siyonist rejimin varlığını güvence altına alacak askeri, siyasi ve kültürel bir zemin oluşturmak.
-BOP’un amacı: İslam dünyasının yer altı ve yerüstü zenginliklerini talan eden ihanet ve sömürge politikalarını güçlendirip başta Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri gibi körfez ülkelerinin petrol kaynakları üzerindeki yağmasını sürdürmek.
-BOP’un amacı: İslam dünyasında sözde demokrasi ve insan hakları adı altında yeni dizaynlar yaparak, Amerikan kontrollü yeni "model" rejimler ve hükümetler üretmek.
-BOP’un amacı: ABD penceresinden “Haydut devlet” olarak tanımlanan İran İslam Cumhuriyeti’nin bölgedeki İslami direniş hareketlerine, özelde de Lübnan ve Gazze’deki İslami direnişe sağladığı stratejik ve lojistik desteği keserek, siyonizme karşı direniş cephesinin belini kırmak.
-BOP’un amacı: Bölge ülkeleri ve Müslüman halkları arasında bir “İranfobia” oluşturarak, İran’a karşı ABD yandaşı ülkeleri silahlandırmak ve onlarla İran karşıtı stratejik ve askeri ittifaklar kurmak.
-BOP’un amacı: İslam dünyasında mezhepçi ve kavmiyetçi ihtilaf ve çatışmaları tutuşturarak İslam birliğini kırmak, İslam coğrafyasını parçalamak, emperyalizmin politikalarına adapte olmuş yapay ve uydu devletler kurmak, bunun için İslam dünyasında yeni sınırlar çizmek.
-BOP’un amacı: İslam dünyasındaki bağımsızlıkçı ve özgürlükçü hareketleri “terörize” ederek onları terör örgütü, aşırı, fundamentalist ve zararlı örgütler şeklinde sunup Müslümanlar arasında izole etmek.
-BOP’un amacı: uluslar arası statükonun politikalarına uyumlu emperyalist ABD ile stratejik ortak yeni hükümetler, liderler hatta saygın hocalar üretmek.
-BOP’un amacı: Müslümanların kültüründen ve pratiğinden cihadı, direnişi, şehadeti silmek.
Bu minval üzere sıralamamızı sürdürebiliriz.
Şimdi BOP Eş başkanı sayın Erdoğan’ın ne yapmak istediği ve buna nasıl kılıflar giydirdiği açıkça görülmüyor mu?...
Ve son söz olarak sayın Erdoğan’a ve onun destekçilerine kendi sözlerini hatırlatmakta yarar var:
MEN DAKKA DUKKA!… Eden bulur sayın Erdoğan, eden bulur!
MUHSİN KÜÇÜKER