19 Ağustos 2011 - 07:48

Bismillah... “Suriye konusunda İslam alemi iki kutba ayrıldı. Bir tarafta İran ve müttefikleri diğer tarafta ise Sünni dünya var.”

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Yukarıdaki cümleler mezhep savaşı çıkması arzusuyla yanıp tutuşan, yıllardır kalemini bu yönde oynatan ve son sıralarda bu amaca yaklaşıldığını sandığı için zevkten dört köşe olan yazara aittir.

Benzeri yorumlara son sıralarda muhafazakar çevrelere ait bazı medya kuruluşlarındaki kalemşörler ve konuşmacıların ifadelerinde sıkça rastlanmaktadır maalesef.

Suriye konusunda iki kutubun oluştuğu doğrudur ama bu iki kutup kesinlikle Şii ve Sünni dünyalar değildir. Çünkü Suriye etrafında yayılan haberleri yüzeysel olarak bile takip eden herkes bilir ki bu cephelerden birinin liderliğini ABD’nin başını çektiği Batı müstekbirliği üstlenmiş bulunuyor. Hatırlatma babından olması için söz konusu yazarın yazısının yayınlandığı YENİ AKİT’te yayınlanan aşağıdaki habere dikkatiniz çekmek istiyorum:

“Obama, Suriye'nin geleceğinin Suriyeliler tarafından belirlenmesi gerektiğini , Esad ‘ın Suriye halkının yararı için artık çekilme zamanı geldi" ifadesini kullandı.

Obama, ABD olarak sadece tüm Suriyeliler için demokrasi getirilmesi çabalarını desteklediklerini, bu sonuca ulaşılmasını da değişimin önünden çekilmesi için Esad'a baskı uygulayarak ve uluslararası toplumla birlikte Suriye halkının evrensel haklarının yanında durarak destekleyeceklerini belirtti.

ABD Başkanı, açıklamasına şöyle devam etti:

"Bu çabaların bir parçası olarak, yönetimim, Esad rejiminin mali izolasyonunu derinleştirmek ve dahası Suriye halkına karşı şiddet kampanyasını finans etmesine engel olmak için görülmemiş bir yaptırım açıklıyor.

Suriye yönetiminin, ABD'nin yetki sınırına giren tüm varlıklarının acilen dondurulmasını içeren ve Amerikalıların Suriye hükümetinin dahil olduğunu herhangi bir ticari işleme katılmasını yasaklayan yeni bir Başkanlık Emri imzaladım. Bu emir ayrıca, Suriye orijinli ham petrol ve petrol ürünlerinin ABD'ye ithalatını yasaklıyor. ABD vatandaşlarına Suriye ile bağlantılı ham petrol ve petrol ürünleriyle ilgili anlaşmaya katılmayı ve Suriye'de yatırım veya iş yapmalarını yasaklıyor. Bugünkü bu eylemimizin diğer ülkeler tarafından da genişletilmesini bekliyoruz.

Almanya, Fransa ve İngilterede Esed'e bırak çağrısı yaptı.”

Ülkesi üzerinde şöyle ve böyle en azından BM tarafından egemenlik hakkı tanınan bir hükümete “iktidarı bırak artık”, “çekilme zamanın gelmiştir “ vb hiç bir uluslararası kanun ve kurala uymayan ifadeler kullanan, Suriye hükümetinin gitmesini isteyen ve bu yönde açıkça tehditler savuran ve fiili yaptırımlar başlatan Batı dünyası acaba hangi kutupta yer almaktadır?

Şimdi istikbar dünyasının öncüleri durumundaki ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya sizce bu ikili kutbun hangisinde yer alamkatdır? Şii kutupta mı yoksa Sünni kutupta mı?

Amacımız bu gözünü mezhep taasubu bürümüş yazarı muhatap almak değil, onun temsil ettiği düşünce akımına kapılmış çevrelere, aynı iddiaları paylaşarak yazıp konuşan kesimlere uyarıda bulunmaktır ve soruyoruz; İlkel Suudi rejimi ile Kuveyt, Bahreyn ve Katar şeyhlikleri şimdi Sünni dünyayı mı temsil etmektedirler? Yeryüzünde mevcut bu en gerici, en ilkel rejimler Suriye’den elçilerini çekerken acaba insani/İslami kaygılar mı taşımaktaydılar yoksa efendileri ABD’nin direktiflerini mi yerine getiriyorlardı? Bu kukla rejimlerin ABD’nin izni olmadan en küçük tasarrufta bile bulunmadıklarını bilmeyen mi var?

Dünya alemin bildiği üzere ne Suriye konusunda oluşan kutbun birini Sünniler oluşturuyor ve ne de bu adı geçen ilkel rejimler ve hatta Laik Türkiye hükümeti Sünni dünyayı temsil ediyordur.

İki kutbun varlığı inkar edilemez elbet, ama bu kutuplardan birini ABD’nin başını çektiği Batı emperyalizmi, uluslararası siyonizm ve onların uzak-yakın müttefikleri oluştururken öteki kutubu bu güçlere karşı direnen cephe oluşturmaktadır.

Direniş cephesine Şii İran’ın önderlik ettiği doğrudur ve sırf bu yüzden de bazı bağnaz çevrelerin tahammül edemediği bilinmektedir, ama bu cephede Şiisiyle Sünnisiyle dünyanın her yanındaki gerçek Muhammedi çizgideki –Amerikancı değil-müslümanlar yer almaktadır. Bu cephenin en belirgin özelliği ilkeli davranması, İslam’ın ve Müslümanların -geçici ve düşmanlarca dayatılan değil- uzun süreli menfaatlerinin dikkate alınması ve asıl düşman Batı müstekbirliğinden gafil olmamasıdır.

Kaldı ki,bu iki kutup yeni oluşmuş da değildir, ama Suriye konusu hatların biraz daha belirginleşmesine yardım etmiştir sadece ve herkesin hattını, cephesini, kutbunu açık seçik ortaya koyacağı güne kadar da devam edecektir.

Buna hakk-batıl mücadelesi de denilebilir. Batıl çoğu defa hakk kisvesine bürünse ve hakkın sloganları arkasına gizlense de günün birinde su yüzündeki köpük misali kendini sergileyecek ve gerçek yüzünü ortaya koyacaktır. Hakk ise, gizli tutulmaya çalışılsa da, geçici olarak yenilgiye uğrasa da güneş misali kara bulutların çekildiği zaman ortaya çıkacak, dünyayı aydınlatacak, nifak ve zulmün uğursuz varlığına son verecektir.

Ne mutlu onlara ki, geç olmadan hak cephesinde yerlerini alırlar.

Y. ZİYA T.YILMAZ