Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Sayın Özcan, '' Perinçek'in sağına düşenler!'' başlıklı yazısında bendenizi Perinçek ve Kılıçdaroğlu ile aynı kefeye koymuş. O zaman biz de Sayın Özcan'ınki gibi düz ve basit bir mantıkla kendisini ( Beşşar'ın gitmesini isteyen ) Obama'nın , Cameron'un , Merkel'in , Netenyahu'nun vb. sağına veya soluna yerleştirebiliriz. Bu hakkı bize kendisi vermiş oldu.
Sayın Özcan'a cevap niteliğindeki bu yazımı okumak ve işin gerçeğine vakıf olmak isteyen kardeşlerimiz , İlk önce Mustafa Bey'in '' Devrim Muhafızlarından Tehdit'' ve daha sonra da bendenizin '' Mustafa Özcan Ne Yapmak İstiyor?!'' başlıklı yazıları okusunlar.
Sayın Özcan , İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsünün '' Türkiye ile Suriye arasında kalırsak Suriye'yi tercih ederiz '' şeklindeki açıklamasının kendi imdadına yetiştiğini www.dunyabulteni.net sitesindeki '' Asabiyetten kamuoyuna '' başlıklı yazısında belirtmişti , bu yazısında da o açıklamaya biraz değiştirerek ( ve yorumlayarak) atıfta bulunmuş. Mihmanperest'in söz konusu açıklamasına o günlerde başvurduğum ne Farsça ne de Türkçe haber sitelerinde rastlamadım. Bu haberi sadece Lübnan Es-Sefir gazetesi internet sitesinde kısaca verdi ve Mustafa Bey de buradan alıntı yaptı. Her ne kadar bu haberin doğruluğunu teyit ettiremesem de eğer Mihmanperest böyle bir açıklama yapmışsa , bu açıklama bana göre çok yanlış, yersiz ve zamansız yapılmış bir açıklamadır. Yazımın uzamaması için bu konuyu burada kesiyorum.
Sayın Özcan , bizi lobicilik yapmakla ve vazifeli olmakla itham etmiş. Bu iftira ve suçlamalarla ilgili olarak ruz-i mahşerde Cenab-ı Hakk'ın huzurunda kendisiyle hesaplaşacağımı belirtmek isterim. Eğer Sayın Özcan'ın seviyesinde düşünseydim benim de kendisinin Amerika ve İsrail tarafından İran'a ve şiiliğe saldırmak üzere vazifelendirildiğini iddia etmem gerekirdi ki böyle bir şeyi asla yapmadım ve yapmam da...
Sayın Özcan , bizi ideolojik takıntıları adına zulme seyirci kalmak ve zulmü meşrulaştırmakla da itham etmiş. Bendeniz şu ana kadar Suriye ile ilgili yazdığım hiçbir yazıda , Baas rejimini ( veya Esad'ı ) hiçbir şekilde ne savundum ne de meşrulaştırdım. Yazılarımda her zaman şunları ifade ettim : '' Beşşar Esad , bir an önce söz verdiği reformlara işlerlik kazandırmalıdır. Sivillere karşı şiddet kullanmaktan vazgeçmelidir. Özellikle hapishanelerde bulunan İhvanul Müslimin üyelerini serbest bırakmalıdır. Şu anda Suriye'de Esad'ın alternatifi daha büyük bir kaostur. Bu yüzden Beşşar'ın bir süre daha iktidarda kalması gerekir. Suriye muhalefeti ve özellikle de Suriye'deki İslami gruplar biraz daha sabretmelidirler. Esad yönetimi Türkiye eliyle ( Suriye direniş ekseninden koparılmadan ) demokratikleştirilmelidir vb.''
Ayrıca yazılarımda, daha yedi ay öncesine kadar can ciğer kuzu sarması olan Ankara ile Şam'ın nasıl olupta bir anda iki düşmana döndüğünün / dönüştürüldüğünün sorgulanması gerektiğini de vurguladım. Bu işin içinde emperyal ve siyonist güçlerin parmağı olduğunu ve Suriye rejimini Türkiye eliyle direniş ekseninden çıkarmak istediklerini yazdım.
Bu arada bizim bazı yazılarımızın belirli bölümlerini Aydınlık gazetesi iznimiz olmadan iktibas ederek yayınladı. Sayın Özcan da buradan yola çıkarak bizim Perinçek'i meşrulaştırdığımızı ( birinci sınıf müslüman yaptığımızı ) yazmış. Bendenizin ne Aydınlık gazetesiyle ne de Doğu Perinçek'le hiçbir maddi ve manevi bağı yoktur zaten olamaz da... Aydınlık gazetesi maalesef yazılarımın üzerinde basit gazetecilik numaraları ile oynayarak benim üzerimden bazı atraksiyonlar yapmak istedi. Kendilerine gönderdiğim tekzibin de yine işine gelen yerlerini yayınladı. 90'lı yıllarda Aydınlık dergisinin İslami camiaya ne kadar zulüm ettiğini bilmeyenimiz yoktur. Bu yüzden benim Aydınlık'la veya Perinçek'le bir bağım olması mümkün değildir.
Sayın Özcan! Demagoji yapmakta üzerinize yok! Pes doğrusu! Beni nasıl olupta Kılıçdaroğlu , Perinçek ve Baasçılarla aynı çizgiye oturtabilirsiniz? Bu konuda da sizinla mahşer günü hesaplaşacağım İnşaAllah...
Sayın Özcan ! Bana attığınız en büyük iftiralardan biri de şu cümleniz : '' Bu yandaşlar olmadık yerlere sızarak söz konusu kurumlarda ahengi angaje oldukları merci ve merkezler doğrultusunda bozmaktadırlar ''.
Sayın Özcan ! İsim vermeden bahsettiğiniz kurumun muhterem genel başkanı bizi çok iyi tanır. O kurumla ne zamandan beri ve hangi şartlarda birlikte çalıştığımızı çok iyi bilir. Siz de muhterem genel başkanımız da İstanbul'dasınız , biraraya geldiğiniz zaman bizi kendilerine sormanızı istiyorum sizden...
Sayın Özcan ! Bendeniz hiçbir zaman Suriye'ye dış müdahaleye davetiye çıkaranın Türkiye olduğunu iddia etmedim. Bu konuda da bana iftira atmışsınız. Türkiye'nin Suriye meselesinde nasıl bir tutum takınması gerektiğini ise en güzel şekilde Zaman gazetesi yazarı Ali Bulaç 15/08/2011 tarihli ''Türkiye'nin yapabilecekleri '' başlıklı makalesinde ele aldı. Sayın Bulaç'ın düşüncelerine aynen katılıyorum.
Sayın Özcan! yazınızın sonunda bizim gönül gözümüzün karardığını buyurmuşsunuz ! Size Yunus'un diliyle cevap vermek istiyorum : '' Er, yarın Hakk divanında bellolur.''
Sayın Özcan ! Bendeniz 1991 yılından bu yana İslam'ı anlamaya ve yaşamaya çalışan bir müslümanım. O zamandan beri de sürekli olarak müslümanların -hangi mezhep ve meşrepten olursa olsun- vahdet içinde hareket etmesini savunagelmişimdir. Bizi yakından tanıyan hem şii hem de sünni cemaatlerin hepsinin hakkımda hüsnü şehadet yapacaklarına inanıyorum.
Sayın Özcan! Sizin yazınıza olan itirazım tamamen ilkeseldir. Çünkü biz , yalnızca Türkiye ile İran'ın değil , hiçbir İslam ülkesinin karşı karşıya gelmesini / getirilmesini ve ayrıca Şii-Sünni çatışmasının çıkmasını / çıkarılmasını istemiyoruz. Talebimiz ve hedefimiz çok nettir. Bu hedefimizi , İran muhibbanlığı olarak damgalamanızsa en hafif ifadeyle bize karşı yapılan büyük bir haksızlıktır.
Sayın Özcan! Basın ilkeleri gereğince sizden ve Akit gazetesi yönetiminden bu cevabi yazımın , ya sizin köşenizde ya da sizin köşenizin yayınlandığı sayfada aynen yayınlanmasını talep ediyorum.
Saygılarımla...
Kemal Kemahlı