10 Eylül 2011 - 07:01

Tam tatil dönemine rastlayan bir zamanda, Füze Kalkanı anlaşması imzalanmıştır. Yakında da rampalar ve kalkan uyarı sistemleri, Türkiye'deki yerlerine yerleştirilecekdir. Bir yıla yakın zamandır tartışılan ve epey bir zamandır da sessizlik perdesi altında "unutulmuş gibi" duran bu anlaşma metni, aniden imzalanmıştır. Hem de halkın, meclisin yani kısaca herkesin tatilde bulunduğu, Ramazan Bayramı dolayısı ile Ankara'da pek kimsenin bulunmadığı bir zamanda.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Garip bir benzerlikle tam 6 yıl önce, 29 Temmuz 2005'te yine herkesin ve özellikle de TBMM'nin tatilde olduğu bir dönemde sessizce Brüksel büyükelçisine verilen talimat ile Ankara anlaşması ek protokolü imzalanıvermiştir.

O günden itibaren de AB mercileri bizim bu ek protokolü uygulamamız için baskı yapmaktadır. Uygulama demek, tüm liman ve hava limanlarını, Kıbrıs Rum gemi ve uçaklarına açmak ve zimnen Rum kesiminin adanın hakimi olduğunu tanımak anlamına gelmektedir.

Halkın tepkisinden çekinen hükümet bu protokolü gizlice imzalama kararını nasıl izah edeceğini bilmemekte ve tamamen sessiz kalmayı tercih etmektedir. Aynen şimdi de, Füze Kalkanı olayında Türk milleti ve yurdunun hangi tehlikelerle karşı karşıya olduğunu anlatamadıkları gibi.

Ne tesadüftür ki, her iki tehlikeli anlaşmanın da, sessizce, tatile rastlayan dönemlerde imzalanarak yürürlüğe girmiş olması hususu dikkatlerden kaçmamalıdır.

Füze Kalkanı Gerçekleri

ABD Savunma bakanlığından üst düzey bir yetkili, İran'a karşı ABD tarafıdnan NATO'ya tahsis edilen AN/TPY-2 tipi erken uyarı radarınını bu yıl sonuna doğru (2011) Türkiye'ye yerleştirmeyi amaçladıklarını ifade etmiştir. Bu beyan The Wall Street Journal gibi ABD'nin çok önemli bir gazetesinde yer almış bulunmaktadır. Bu radarlar yine Raytheon tarafından geliştirilen, AEGIS balistik füze savunma sistemiyle donatılmış bulunan ABD donanması ile entegre olacağı da açıklanmıştır. Bu füzelerin her birinin adeta bir yay sistemi gibi geniş bir alanı kapsayacağı da ifadeler arasındadır.

Bu radarlar daha çok tek yönü tarayan radarlar olup İran ve Doğu yönünde yoğunlaşmaktadır. Bu sebepledir ki, gerek İRAN ve gerekse RUSYA bu radarların varlığından ve yerleştirilme yerlerinden fevkalade rahatsız olup, protesto etmektedirler. Bu adeta eski "soğuk savaş gibi" bir gerginliği oluşturacak ve tırmandıracak bir politika uygulamasıdır.

Bu yeni Füze Kalkanı radarlarının yerinde kullanılan önceki radarlar "The Rowing Eye" modeli olup her yönü görebilen dönen radarlardı. Bunlar iptal edilmiştir. Bunun anlamı şudur: Mevcut yeni radarlar sadece baktıkları yönün dışındaki faaliyetlerin KİMDEN KAYNAKLANDIĞINI tespit edemeyeceklerdir.

Bir örnek icap ederse, PKK veya İsrail veya başka bir grup, Türkiye'ye ve İran'a yönelik bir füze atışı yaparsa yeni radarlar bunun kimden geldiğini tespit edemeyecektir. Ama bu saldırıya karşılık bir savunma atışı yapılırsa, bunu hemen tespit edecek ve gemilerde ki AEGIS balistik füzelerini harekete geçirecektir.

Konuşulmayan Tehlikeler

1- Komuta mercii:

Komuta tamamen ABD'nin elinde olacaktır. Füze/Radar karar merkezi Brüksel'de bulunacaktır. Ama, Radar ve rampalar Türkiye'de bulunacaktır.

(Daha önce Çek Cumhuriyeti ve Romanya'da olması düşünülmüşse de, Rusya'nın büyük itirazı ve bu ülkelerin de karşı çıkmaları sonucunda karar değiştirlmiştir. Radarlar oralara yerleştirilmeyecektir.)

2- Türk komutanı "hikayesi"

Her ne kadar olayın Türk komutanı idaresinde olacağı söylentisi duyulduysa da öyle bir durum mevcut değildir. Karar merkezinde, danışma kurulunda bir tane Türk komutan danışman olarak bulunabilecektir, o kadar.

3- Serpintiler:

Nükleer başlık taşıyan koruyucular veya atılan AEGIS füzeleri, birbirleri ile havada karşılaştıkları noktada patlamalar vukuu bulacak ve bunun sonucunda ortaya çıkacak olan serpintiler (çoğu nükleer serpintiler) hemen alttaki topraklara dökülecektir. Kısacası: Türkiye topraklarına, Türk insanının ve bitki örtüsünün üstüne serpilecektir. Biz savaşın bir parçası olmasak bile, savaşın ağırlığı ve tahribatı Türkiye ve Türk insanı üstüne çökecektir. Bu kaçınızmaz bir durumdur.

4- Düşman konumuna düşmek:

Türkiye'nin İran'la bir düşmanlığı veya problemi mevcut değildir. 1639 yılından beri de İran'la yapılan anlaşma ve barış geçerlidir ve devamlılığını korumaktadır. Bu yıllardaki ekonomik krizler sırasında, İran'la olan ticaret veya enerji anlaşmaları, Türkiye için olumlu bir ortam oluşturmuştur.

İlaveten, terörle mücadele konusunda, istihbarat olarak en büyük yardım da İran'dan gelmiştir.

* Türkiye'ye yerleştirilen bu rampalarla her hangi bir bahane ile ABD veya İsrail'in İran'ı vurması kolaylaştırmış olacaktır.

n Böyle bir durumda, Türkiye yukarıda anlatılan tüm avantajlarını kaybedecektir

n Türkiye, Ortadoğu'da ve genel olarak bölgede yalnızlaştırılacaktır.

n Zaten AB'ye Türkiye'yi almak istemeyen devletler, böylece Türkiye'yi köşeye sıkıştırmış olacaklardır.

n Kendini, ABD ve İsrail saldırılarına karşı korumak isteyen İran da, ilk etapta bu rampalardan kurtulmak isteyecek ve bu hedeflere kendi Şahap füzelerini yollamak isteyecektir. Diğerleri kazanırken, tek kaybeden Türkiye olacaktır. (İran'ın yaptığı uyarıyı ciddiye almak gerekmektedir.)

5- Yalnızlaşacak olan Türkiye:

Türkiye, son yıllarda yakalamayı başardığı büyüme veya tanınma gibi olaylardan daha doğru dürüst yararlanamadan, bu dış etkenler sebebiyle ekonomi, enerji ve diğer konularda zor duruma düşmüş olacaktır.

Türkiye'nin, İran'dan uygun fiyatlarla doğal gaz ve petrol aldığı, kendi parası ile ticaret yaptığı düşünülürse, Türkiye'nin acaba bunca riski neden ve kimin için almak istediği sorgulanmalıdır. Çünkü, ortada mantıklı olmayan gelişmeler mevcuttur ve bunlar derhal düzeltilmelidir.

Yalnış projelere imza atılır ve uygulatılırsa, Türkiye sadece Ortadoğu'da değil, aynı zamanda Kafkaslarda ve Avrasya bölgesinin tümünde prestij ve güvenilirliğini kaybedecektir. Zaten birçok komşu devletin de amacı veya arzu ettiği budur.

Bu Füze Kalkanı projesi adeta düşmanlarımızın elini güçlendirecek ve kendi ülke ve halkımızı yok yere tehlikeye atacak bir projedir. Bu proje tekrar ele alınmalı, çeşitli birimler ve gruplar bu olayın gerekçelerini, fayda ve zararlarını sorgulamalı ve protesto etmelidir.

Bu proje Türkiye için hayırlı ve yararlı hiçbir şey getirmeyecektir. O halde neden ısrarla uygulanmak istenmektedir.

Türk dış politikası mutlaka bağımsız ve milli olmak zorundadır.

Prof. Dr. Oya Akgönenç