14 Eylül 2011 - 19:30

Allah’ın adıyla Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Uzmanları, İsrail’in Gazze şeridine uyguladığı ablukanın uluslararası hukuka aykırı olduğunu açıkladı.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Uluslararası hukuk kurallarını ayaklar altına alan Palmer Raporunun ardından gelen bu açıklamanın doğru okunması gerekiyor.

Palmer Raporu alışılagelmiş çifte standart içeren boyutuyla, hedeflenen küresel stratejinin adımlarından biriydi. Ancak Birleşmiş Milletler, ABD ve İsrail baskısı altında vardığı bu kararın içerdiği tutarsızlığı, birbiriyle çelişen açıklamalarla ortaya koymaya devam ediyor.

Kuşkusuz, Türk Hükumetinin sert tutumu ve Türk-İsrail ilişkilerinin bitme noktasına geleceği öngörülemedi…

İsrail, ABD’nin Türk Hükumetinden bu yönde bir tepki gelmesine izin vermeyeceğini düşünüyordu. Her ne kadar Türk Hükumeti bu tavrını sürdürme kararlığı taşıdığını iddia etse de, İsrail tarafından gelen soğukkanlı ve tedbirli açıklamalar; İsrail açısından ABD’nin, bozulan Türk-İsrail ilişkilerini düzelteceği yönünde bir inanç taşındığını gösteriyor.

Birleşmiş Milletlerin son açıklaması, İsrail’in bu yöndeki açık beklentisine işaret ediyor. Gazze’ye uygulanan abluka hakkında Palmer Raporu ile İnsan Hakları Komisyonu açıklaması arasındaki açık çelişki, uluslararası hukukun, ABD’nin stratejik hedefleri doğrultusunda işlediğinin göstergesidir.

Farklı bir ifadeyle; Birleşmiş Milletler’in son açıklaması, ABD’nin öncelikler listesinde gerçekleştirdiği basit bir değişiklik olarak görülmelidir. İsrail’in dileyeceği özrün sonuçları ile Türk-İsrail ilişkilerinin kopmasının sonuçları arasında tercih yapan ABD’nin, öncelik açısından bu yönde bir değişikliğe gittiği görülüyor.

ABD’nin, Birleşmiş Milletlerin son açıklaması ile Türk Hükumetinin, ‘ özür‘ „tazminat ‘’ ve ‘’ ablukanın kaldırılması ‘’ şartlarının gerçekleşeceği düşüncesinde olduğu ve Türk Hükumetinin beklentilerini karşılama ve yumuşatma hedefi taşıdığını söyleyebiliriz.

Türk-İsrail ilişkilerinde gelinen noktanın, İsrail’in güvenliğini ve kendi stratejik hedeflerini zayıflatacağını gören ABD; Türkiye’nin bölgesel çıkışının önünü almayı, İsrail’i diplomatik tecritten kurtarmayı ve bölgesel devrimlerin pozitif motivasyon kazanmasını önlemeyi hedefliyor.

Sonuç olarak; Birleşmiş Milletler’in son açıklamasının, bozulan Türk-İsrail İlişkilerini onarmaya yönelik bir hamle olduğu ve stratejik zorunluluklardan kaynakladığı anlaşılmalıdır.

Sonucu; Türk Hükumetinin bu noktada üstlendiği tarihi sorumluluk ve ortaya koyacağı kararlılık belirleyecek.

Zira Mavi Marmara olayında Türkiye ile birlikte tüm İslam Dünyası İsrail’in muhatabıdır.

İsrail, hem Türkiye’den hem de tüm Müslümanlardan özür dilemelidir!

Türk Hükumetinin Suriye Yanılgısı:

Özellikle Türk Hükumeti açısından önümüzdeki sürecin, bölgesel ve küresel dengeler açısından zorlu bir dönemece girdiğini belirtmek gerekir.

Tarihi bir sınavın eşiğinde olan Türk Hükumeti, batının stratejik hedefleri ile Ortadoğu ve İslam Dünyasının geleceği arasında savruk bir görüntü sergilememeli, ABD ve İsrail’in aldatıcı oyunlarına yenilmemeli, ulusal ve bölgesel çıkarlara uygun adımlar atmalıdır.

Sayın Başbakan’ın Mısır’da, Suriye olayları ve Esad hakkında dile getirdiği yanılgılar, Suriye gerçekleri ile örtüşmeyen talihsiz bir açıklama olmuştur.

Sayın Başbakanın Suriye konusunda, ABD ile aynı diplomatik üslubu kullanarak, aynı iddiaları dile getirmiş olması, Arap ve Müslüman camianın gözünde yükselen saygınlığını, Türkiye’nin bölgesel çıkarlarını ve komşularla sıfır sorun politikasını tehlikeye sokacak ciddi bir yanılgıdır.

Sedat AKMERCAN