Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Erdoğan geçen yıl 'Yeni Kerbela'lar istemiyoruz' dediğinde tüm bölge insanları boşuna heyecanlanmamıştı. Ama bunların hiçbiri olmadı çünkü kuzeyden gelen sert rüzgarlar hepimizi önce salladı sonra da titretti. Çünkü coğrafi olarak Arap bölgesinin kuzeyinde bulunan ancak tanım olarak Batı dediğimiz geleneksel ortak düşmanlar bin yıldır böyle bir uzlaşmayı istemiyor ve ellerinden gelen tüm olanaklarla engelliyorlardı. Irak- İran savaşı ve işgal sonrasında Irak'taki Şii-Sünni kırımı bunu kanıtlıyor. Sudan'ın parçalanması ve Mısır'daki Hıristiyan Kıpti ayaklanma provalarını da unutmamak gerekir.
Gelelim 'Arap Baharı'nın yaşandığı ülkelere... Başından beri söylüyorum: Batılılar hiçbir şekilde Mısır, Tunus ve Libya'nın 'karşı' kampa yani İsrail karşıtı bir konuma geçmesine izin vermeyeceklerdir. Göreceli olarak bu üç ülkede 'avantaj' kazanmış gibi görünen Türkiye, yakın gelecekte Batı'nın engelleri ile karşılaşacağını herkes görecektir. Mısır'daki çatışmalar, Tunus'taki gerginlikler ve artık hiç kimsenin ilgilenmediği ve umursamadığı Yemen ve Libya'daki iç savaş Ankara'nın 'sıfır sorun' söylemine uyuyor ancak eylemde henüz getirilerini görmüyoruz. Görmüyoruz çünkü Türkiye'nin NATO ve AB içindeki müttefikleri Ankara'nın bölgesel prestijinden ve daha önemlisi İsrail karşıtı politikalarından tedirgin.
Libya'da Türkiye karşıtı tutumu ile ön plana çıkan Sarkozy, Suriye ve İran'a karşı Ankara'nın politikalarını müthiş destekliyor ama Ermeni soykırım tezlerini de unutmuyor. Birçok AB ülkesi benzer konumda. Hepsinin ortak paydası Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlara sahip çıkmak. Onlara sahip çıkan biri daha var o da İsrail. Başta Suudi Arabistan ve Katar olmak üzere Batı'nın bölgedeki işbirlikçisi çağdışı, anti-demokratik ve karanlık Arap yönetimleri ise Türkiye'nin İsrail ve Suriye politikalarına 'gaz vermeyi' tercih ediyor.
Türkiye'nin Ortadoğu politikasındaki karmaşık süreç ve bu sürece bağlı olarak Batı ülkeleri ile ilişkileri Ankara'nın dış politikasını zorlamakta ve önümüzdeki dönemde daha da zorlayacaktır.
Dikkat edilirse tüm bu ilişkilerde çok önemsediğimiz ekonomik verilere değinmiyoruz. Çünkü olası bir bölgesel kargaşada ekonomik değerlerin hiç birinin anlamı kalmayacaktır. Tıpkı diğer ülkelerle olduğu gibi. Türkiye'nin gaz tüketiminin %40'nı karşılayan Ruslar şimdi Ankara'nın karşısına aldığı Şam ve Tahran ile birlikte davranıyor. Bildik gücü ile Çin'i de unutmayalım. 6 yıl önce 'Turuncu Devrimi'nin yaşandığı Ukrayna'da artık Rusya yanlısı bir yönetim var. Bulgaristan'da Türklere yönelik düşmanca söylem ve eylemler giderek tırmanıyor bu ise yakın gelecekte Türkiye'nin Balkan açılımlarını zorlayacaktır. Tıpkı Bosna'da zorladığı gibi. Gürcistan'ı burada anlatmanın bir anlamı yok çünkü Batı'nın desteğiyle bir 'Bahar Devrimi' ile iktidara getirilen İsrail destekli Şakaşvili ülkesinin dörde (Abhazya, Acaristan ve Güney Osetya) parçalanmasını önleyemedi. İsrail'in özel ilgi gösterdiği ve yoğun ilişki geliştirdiği kardeş Azerbaycan'ın tutumu Türkiye'yi şaşırtmaktadır. Türkiye'nin son komşusu Ermenistan'ı ve onun arkasındaki 'Hıristiyan' kültürlü tüm Batılı ülkeleri ve onların Türkiye karşıtı söylem ve eylemlerini burada detayları ile anlatmanın bir anlamı yok.
YAZININ DEVAMI İÇİN...