13 Ocak 2012 - 06:33

Bismillah... Son günlerde bazı akademisyen ve yazarların İran ve Şiilik hakkındaki açıklamaları , değerlendirilmesi gereken bazı konuları yeniden kamuoyunun gündemine taşıdı.

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Türkiye , İran ve Mısır'ın ( TİM) işbirliği içerisinde tüm bölgeyi ve hatta dünyayı müsbet yönde değiştirebileceğine inanan bendeniz ; bu yazımda , İran'ı ve Şiiliği de yakından tanımamdan aldığım cesaretle daha önce de birçok defa yazdığım birkaç konuyu kısaca tekrar değerlendirmek ve bir davette bulunmak istiyorum. Bugüne kadar kaleme aldığım yazılarda herhangi bir taraftarlık hissiyle hareket etmediğimi , niyetimin özellikle iki ülke arasındaki yanlış anlaşılmaların bertaraf edilmesi , vahdetin sağlanması , Allah'ın rızasının kazanılması ve müslümanlar arasında '' ümmet-i vahide'' şuurunun kök salması olduğunu , bendenizi takip eden herkes bilir. Bu kısa açıklamanın ardından gelelim konumuza...

Özellikle Suriye'de yaşanan üzücü gelişmelerin ardından İran hakkında kamuoyunda , bu ülkenin Fars milliyetçiliği ve Şiilik eksenli bir politika izlediği yorumları yapılmaya başlandı. 2008 yılına kadar bölgemizde İsrail ve ABD'ye karşı direniş ekseninin en sağlam kalesi olarak algılanan İran ve Hizbullah, bugün gelinen noktada neredeyse Ortadoğu halklarının düşmanı konumuna oturtuldu. Bizce İran'a yönelik bu tespit , gerçekleri yansıtmamaktadır. Çünkü sünnilerin çoğunluk olduğu Tunus, Libya , Mısır ve Yemen gibi ülkelerde İran , halk hareketlerini madden ve manen desteklemektedir. Sadece Suriye'nin özel durumundan kaynaklanan sebeplerden dolayı ; İran'ın Esed yönetimine destek vermesinden yola çıkarak , bu ülkeyi şiilik stratejisi izlemekle itham etmek doğru olmaz. Çünkü İran ,Suriye meselesine, Filistin ve Lübnan'da İsrail'e karşı gösterilen direniş ekseninden bakmaktadır. Daha önceki yazılarımda bu konuya değindiğim için daha fazla detaya girmiyorum. İran'ın Fars milliyetçiliği yaptığı iddiasını ise çok komik buluyorum. Çünkü eğer İran'a komşu ülkelerde Fars kavmine mensup unsurlar yaşıyor olsaydı , bu iddia belki bir anlam ifade edebilirdi. Maalesef İran konusunda yazan kalemler , kendi taassuplarını görmeden karşı tarafı kavmi ve mezhebi taassupla suçlama yanlışına düşüyorlar. Bu arada '' şii bloklaşması'' veya '' şii hilali'' sakızının da ağızdan ağıza daha çoook dolaşacağını tahmin etmek zor değil. 2006 yılında Ürdün kralı tarafından büyük bir ustalıkla (!) ortaya atılan '' şii hilali'' kavramı , bölgede İran'ı kıskaca alan ''Amerikan kuşağını '' kamufle etmeye hizmet etti. Bazı yazarlar , İran'ın Ermenistan'la ilişkilerinin S. Arabistan'la olan ilişkilerinden çok daha sıcak olduğunu yazarak , İran'ın İslam dünyası ile entegre olamayacağını dile getiriyorlar. Bu kardeşlerimize şunu sormak isterim ; İran'da 1979 yılında İslam Devrimi olduğundan bu yana hangi komşu İslam ülkesi İran'a karşı dostane bir tavır takınmıştır acaba ? Hatta dostane tavrı bir yana bırakın , Saddam yönetimindeki Irak'ın arkasına batılı devletleri ve Arap krallıklarını alarak İran'a 8 yıl boyunca nasıl kan kusturduğunu unutmak mümkün müdür? Aziz kardeşlerim , sizler hangi İslam dünyasından bahsediyorsunuz ? Yönetimlerinin ABD ve İsrail'in güdümünde olan İslam ülkelerini kastediyorsanız , onların kendi halklarına bile bir hayırları dokunmazken İran'la nasıl entegre olsunlar ki?! Bu ülkeler , bugüne kadar izledikleri hasmane politikalarla İran'ı Suriye ve Ermenistan'a mahkum etmişlerdir. Burada İran'ı ; Suriye , Ermenistan , Çin ve Rusya ile işbirliğine iten müslüman ülkelerin yöneticileri en büyük suçlu pozisyonundadır. İran , dünyadaki diğer devletler gibi kendi varlığını koruma refleksi ile hareket etmek zorunda bırakılmıştır. Bir yazar kardeşimiz şöyle soruyor : '' Acaba İran'da da , tıpkı Türkiye'de İran'ı savunan bir grup olduğu gibi , Türkiye'yi savunan '' Türkiyeci'' bir zümre var mıdır?'' Bu kardeşimizi rahatlatalım...Evet , İran'da ''TÜRKİYECİ'' bir zümre vardır. Tüm İran halkı bütün toplumsal gruplarıyla , rehberinden en küçük idarecisi ve siyasetçisine kadar ''TÜRKİYECİ'' DİR. İran milleti , Türkiye'yi ve Türk milletini kendi canı ve özü olarak görmektedir. Bendeniz bu gerçeği yaklaşık üç yıl kaldığım İran'da aynel yakin yaşadım ve gördüm. Bu kardeşimiz ayrıca İran'ın İngilizce olarak yayın yapan PRESS TV kanalının , haber bültenine Bahreyn haberi ile başladığına , Suriye haberlerinin 3. sırada yeraldığına ve haberlerin Esed'i destekleyen bir dille verildiğine dikkat çekmiş. Bu kardeşimiz acaba TRT'NİN ve STV'NİN haber bültenlerini hiç seyretmiyor mu ? Press Tv'nin yaptığını , tersinden TRT ve STV de yapıyor. Gelin , adil olalım. Karşı tarafı eleştirirken , kendi yanlışlarımızı da görelim. Adil olmadıkça doğruya ulaşamayız. Ayrıca , Türkiyemiz'deki hem muhafazakar hem de diğer medya grupları Ortadoğu ile ilgili haberleri yaparken tıpkı batı medyası gibi mezhep endeksli bir dil kullanmayı tercih etmektedir. Mesela ; '' Şii Maliki'' , '' Sünni Haşimi'' , '' Nusayri Esed'' vb. Bu haber dili, Ortadoğu'da yaşanan gelişmelere halkları mezhep gözlüğü ile bakmaya zorlamaktadır. Halbuki Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler mezhebi değil , tamamen siyasidir. Şu anda Ortadoğu'da sonu savaşla bitmesi muhtemel çok denklemli siyasi bir satranç oynanmaktadır. Bu siyasi hesaplaşmanın iki asli tarafı vardır. Bunlardan biri İran'ın başını çektiği direniş ekseni , diğeri ise ABD'nin öncülüğündeki şer eksenidir.

Yazımı Koca Yunus'un davetiyle bitirmek istiyorum.

Şiisiyle sünnisiyle , Türkiyelisiyle İranlısıyla birbirimizi tanımak ve sevmek zorunda olduğumuz bugünlerde Yunus Emre'nin sesine kulak verelim:

GELİN TANIŞ OLALIM

( Eğer birbirimizi ; birbirimizin dilinden tanımaz , başkalarının aktardıklarına ve zanlarımıza itibar edersek zulmün en büyüğünü işlemiş ve düşmanlığa kapı aralamış oluruz. )

İŞİ KOLAY TUTALIM

( Birbirimizle diyaloğa geçip işimizi kolaylaştırmak varken neden işi zora sokarız ki?)

SEVELİM SEVİLELİM

( Birbirimizi seversek daha bu dünyada iken yaşadığımız bölgeyi cennete çevirmiş oluruz.ve gerçek cennete de kolkola gireriz İnşaAllah.)

BU DÜNYA KİMSEYE KALMAZ

( Ne şahlar ne sultanlar geldi geçti, biz de gelip geçeceğiz. Önemli olan , çocuklarımıza sevgi ve kardeşliği bırakabilmektir.)

Sevgiyle coşan Yunus

gönüllülere selam olsun.

KEMAL KEMAHLI